Güncel Gerçek

Hasan Cemal’in Rojava Yazıları (DİZİ YAZILARI TOPLAMI)


ResimRojava’dayım. Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarının buluştuğu yerde… Burada devrim heyecanıyla, Tayyip Erdoğan ve Mesut Barzani’ye duyulan hendek tepkisi iç içe…

 

DERİK, Rojava’nın Cizre Kantonu

Mezopotamya’nın sonsuzluğa doğru akıp giden yemyeşil güzelliğinin içinden geçerek yol alıyoruz.

Solumuzda, biraz uzaktan Cudi Dağları yükseliyor.

Burası, Kürdistan coğrafyası.

Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarının buluştuğu ya da Kürdistan’ın üç parçasının birleştiği üçgendeyiz.

Solumuzda Türkiye Kürdistanı, Kürtlerin sadeleştirmesiyle Kuzey, karşımızda Irak Kürdistanı, yani Güney, bizim cuma günü ayak bastığımız yer ise Suriye Kürdistanı ya da Rojava (Batı).

Elini uzatsan Güney’in sınır kapısı Semalka, Dicle Nehri, Zaho, Habur sınır kapısı…

Kaç zamandır kıyamet kopuyor.

Irak Kürdistan yönetiminin Türkiye sınırından güneye doğru, Rojava sınırı boyunca kazmakta olduğu ve dikenli tellerle desteklediği üç metre derinliğinde, iki metre genişliğindeki hendek Rojava Kürtlerini ayaklandırmış durumda…

 

‘Erdoğan ve Barzani Rojava’yı kuşatıyor’

Yaygın kanı şu:

Kürdistan yönetimi, Ankara’yla işbirliği içinde kazıyor bu hendeği; iki tarafın, yani Erdoğan’la Barzani’nin ortak hedefi, Rojava’yı, Rojava Kürtlerini kuşatmak…

Cuma günü Güney’den, yani Irak Kürdistanı’ndan Rojava’ya ayak atttığımız andan itibaren hep aynı cümle kulağımıza çalındı:

“Barzani’nin KDP’si ile Erdoğan’ın AKP’si Rojava’yı kuşatıyor; Türkiye de sınıra hendek kazmaya başladı. Rojava’ya dönük ambargoyu birlikte derinleştiriyorlar.”

 

Irak’tan dürbünle izlenen protesto

Eylem alanı kurulmuş, sürekli dalgalanan rengarenk bir topluluk…

Zılgıt çeken kadınlar…

Apo’lu bayrak sallayan kadınlar…

Ağırbaşlı erkekler…

Hoplayıp zıplayan kızlı erkekli çocuklar…

Güleryüzlü insanlar…

Bazı kadınlar sarılıp sarılıp öpüyor.

Alanda kulakları sağır edercesine çalan YPG (Rojava Halk Savunma Güçleri) marşları…

Hiç bitmeyen heyecan halleri…

Kalabalık dalga dalga hendeğe doğru akıyor.

Hendeğin karşı tarafında Irak Kürdistan yönetiminin askerleri ellerinde dürbünler protesto eylemini izliyor.

Kimi avuçlarıyla, kimi kürekleriyle hendeğe doğru taş toprak atıyor.

Biri diyor ki:

“Ne kadar tuhaf değil mi, birileri hendek kazıyor, birileri dolduruyor.”

 

‘Saddam’ın yapmadığını Barzani yapıyor’

Tepkiler daha çok duvarların, hendeklerin, dikenli tellerin barışla ne kadar bağdaşmadığını anlatıyor. Herkesin derdi, barışla hendek çelişkisinde düğümleniyor.

Ben de bir taş atıyorum hendeğe…

Bağırıyor biri:

Saddam’la Hafız Esad varken hendek kazmadılar, şimdi Barzani’nin KDP’si kazıyor.”

Sürekli slogan atılıyor hendeğin başında:  

“Kürdistan birdir parçalanamaz!”

“Öcalan Öcalan!”

“Kürdistan birdir, birdir, birdir, Kürdistan birdir.”

Etrafta petrol kuyuları…

Güney’le Rojava sınırından ufak ufak başlayıp Derik üstünden Rimelan’a kadar karınca benzeri pompalarıyla adım başı uzanan bu zenginlik -işlenmesi şimdilik çok büyük ölçüde durmuş olsa da- barış halinde Rojava için çok büyük bir fırsat kapısı sayılıyor.

 

Rojava’da barış olmazsa…

Kulağıma eğiliyor:

“Belki de bu savaş hali, belki de Rojava Kürtlerinin böylesine acımasızca kuşatılması, bu petrol zenginliğinden ve Akdeniz’e doğru uzanabilecek yeni bir petrol koridorundan kaynaklanıyor.”

Şunu da ekliyor:

Tayyip Erdoğan izlediği yanlış politikalarla komşularını Türkiye’ye düşman yaptı. Şimdi aynı tuzağa Mesut Barzani düşüyor. Erdoğan onu bu tuzağa çekiyor. Rojava’da barış olmazsa, Kürdistan’ın diğer parçalarında da olmaz. Türkiye’deki çözüm süreci de tıkanır kalır. Ankara bu durumun hala farkında değil mi?”

 

Ağızlarında şarkı, ellerinde toprak

Kızlı erkekli öğrenciler, bir yandan neşe içinde şarkı söylüyor, diğer yandan taş toprak atıyorlar hendeğe…

Sabah vakti Derik Kültür Evi’nde ilkokul çocuklarından oluşan koronun cıvıl cıvıl halleri gözümün önüne geliyor.

İki arkadaşlarının çaldığı bağlama eşliğinde, benim de tek kelimesini, Kürdistani’yi anladığım güzel şarkılar söylediler, gözlerinin içi gülerek, insanın içini yaşama sevinciyle doldurarak…

 

Her yerde Apo!

Yol üstünde ne kadar çok kontrol noktası geçtik.

Göğüslerinde asayiş yazan, elleri kalaşnikoflu, bazıları erkek, bazıları kadın askerler.

Erkeklerin bayrağı sarı zemin üstüne kırmızı yıldız, kadınlarınki kırmızı zemin üstüne sarı yıldız taşıyor.

Derik’te Süryanilerin asayiş gücüne de rastladık.

Erkekler, kısa adı YPG olan Halk Savunma Gücü’nü oluşturuyor. ‘Kadın ordusu’nun adına gelince, YPJ

Derik yakınındaki bir YPJ noktasında duruyoruz. Anlamlı bir fotoğraf karesi yakalıyorum. Bir tepeciğin üstüne beyaz taşlarla Apo ve YPJ yazmışlar. Üstünde de, ellerinde kalaşnikoflarıyla sohbet eden kadın askerler, bana poz vermelerini istiyorum, kırmıyorlar.

Güney’den, Rojava’nın Cizre Kantonu’na adım attığım cuma gününden itibaren nereye başımı çevirsem Öcalan’la karşılaşıyorum.

Her yerde Apo!

Biri diyor ki:

“Her yerde Apo olduğu için Barzani, KDP kızıyor, tepki gösteriyor. Çünkü Apo, Kürdistan’ın dört parçasında da örgütlü, nüfuz sahibi… Bu da Barzani’yi rahatsız ediyor.”

 

PKK ve Öcalan Rojava devriminin neresinde?

İçlerinde meslektaşlarımın da bulunduğu bazıları Türkiyeli, bazıları Suriyeli Kürtlerle sohbet ederken soruyorum:

“Rojava devrimi ne demek?”

Yanıtlar şöyle geliyor:

“Halkların özgürlüğü…”

“Yeni demokrasi modeli…”

“Bugüne kadar Kürdistan’ın üç parçasında yaşamış bir Kürt genci olarak kendimi ilk kez özgür hissettiğim bir devrim…”

“Halkların birliği…”

İkinci sorum:

“Kürtler bu devrimin neresinde?”

Yanıtlar:

“Devrimin öncülüğünü şu anda Kürtler yapıyor.”

“Öncülük Kürtlerde…”

Üçüncü sorum:

“Öcalan, Rojava devrimin neresinde?”

Yanıtlar:

“Apo, Rojava devriminin felsefesidir.”

“Apo belkemiğidir bu devrimin.”

“Rojava Apo’nun devrimidir.”

Dördüncü sorum:

“PKK, devrimin neresinde?”

Yanıtlar:

“PKK bu devrimin merkezidir.”

“PKK bu devrimin harcıdır.”

“PKK bu devrimin itici gücüdür.”

“PKK bu devrimin dayanağıdır.”

“PKK bu devrimin destekçisidir.”

Biri, sözü tekrar Öcalan’a getiriyor:

“Rojava devrimi Apo’nun eseridir.”

Şöyle devam ediyor:

Öcalan’ın Rojava’daki nüfuzudur, Barzani’nin kazdığı hendeğin altında yatan gerçek… Barzani bugüne kadar uluslararası sahnede Kürtler açısından tek muhatap kabul edildi. Ama Rojava böyle giderse, uluslararası alanda yeni bir muhataplık odağı olarak sahneye çıkacak. Barzani bunu istemiyor. Rojava da uluslararası sahneye çıkacaksa, o da benimle çıksın istiyor. Barzani’nin iddiası bu…”

 

Tayyip Erdoğan adı, el Nusra ve IŞİD ile birlikte anılıyor Rojava’da!

DERİK, Rojava Cizre Kantonu

Misafir edildiğimiz evdeki yer yatağımdan horoz sesleriyle sabah erken uyandım.

Etrafı yüksek duvarla çevrili küçük bahçeye kendimi atıp plastik sandalyelerden birine oturdum.

Sakin, sessiz bir yapayalnızlık…

Hurma ağacı…

Limon, portakal ağaçları…

Sarı, kırmızı, mor güller…

Gülleri seyre dalarken annemi, Ayşe Cemal’i hatırladım, mor güllerden ne güzel reçeller yapardı.

 

Rojava’dan Norveç’e kadar dağılan bir aile

Karşımda, Bave Tarık.

Asıl adı Behzat.

Ama Rojava Kürtlerinin bir geleneği var. Ailenin en büyük oğlunun – veya küçük de olsa ailenin tek oğlunun – adıyla çağrılırmış baba…

Behzat dersen kimse bilmezmiş, ille de Bave Tarık diyeceksin ki bilsinler. 

Küçük kızı Ronahi’ye bakıyorum:

– Bu duruma kızlar isyan etmiyor mu, diye soruyorum.

Gülüyor:

– Evet evet, isyan çoktan başladı bile…

Üç erkek, üç kız çocuğu var Bave Tarık’ın.

Küçük oğlu 16 yaşında dağa çıkmış, PKK saflarında, şimdi Zap tarafındaymış. Arada bir telefonla aradığını söylüyor.

Ortanca oğlu hayırsız çıkmış, İstanbul’daymış…

Bir kızı evlenmiş, kocası ve dört çocuğuyla birlikte Norveç’e göç etmişler. Bave Tarık, “Karı koca çalışmıyorlar, çocuklar da okulda… İşte böyle memleketler de var dünyada” diyor.

Yanındaki iki kızından biri ziraat mühendisliğini bitirmiş. Küçük kızı hukuk okuyormuş…

 

Duvardaki fotoğraflarda savaşın izleri

Duvarda, küçük oğlunun dağdan gerilla kıyafetiyle gönderdiği fotoğrafı gösteriyor.

Yan yana asılı başka fotoğraflar da var duvarda.

Biri, genç ve sarışın bir kız. Yeğeniymiş, adı Heyat. “Asayiş gücündendi, 8 Ekim 2013’te Derik’in kurtuluşunda şehit düştü” diyor Bave Tarık.

Duvardaki bir başka fotoğrafı gösteriyor:

“Bu da erkek yeğenim. O da geçen ay Kobani’de çetelerle, IŞİD ile savaşırken şehit oldu. Bir de amcam, Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) Botan’da şehit düştü 1989’da…”

 

‘Sosyoloji okudum ama rejim iş vermedi’

Bave Tarık 52 yaşında.

Türkçe bilmiyor.

Çevirmen aracılığıyla anlaşıyoruz.

Duvardaki bir başka fotoğraf, Öcalan’la kendisini gösteriyor. Hikâyesini anlatırken gurur duyan bir hâli, üslubu var:

“27 Kasım 1990’dı, PKK’nin kuruluş yıldönümü, o gün Şam’da Apo’yu ziyaret ettim. 1983’ten itibaren PKK saflarına katılmıştım. Çünkü halk için çalışıyordu. Sosyoloji okumuştum Şam’da. Ama rejim bana hiç iş vermedi. Derik’te Muhaberat tarafından kaç kere tutuklandım, işkence gördüm. Şimdi Derik’te akaryakıt dağıtım işinde çalışıyorum.”    

Yer sofrasında kahvaltıya oturuyoruz.

Sac ekmeğini önce geniz yakan zeytinyağına batıracaksın, sonra çeşitli baharat ve susamla karıştırılmış kahve renkli ‘zahter’e banıp, koca lokmayı kopkoyu çay eşliğinde yiyeceksin.

Bir tabak da makdus var.

Zeytinyağına yatırılmış küçük salamura patlıcanların içi çeviz, kırmızı pul biber, sarımsak, susam, bademle doldurulmuş, değişik bir tat kahvaltı için…

Ayrıca katı yumurta, zeytin, yoğurt, yeşil zeytin, helva ve de hurma pekmezi…

 

Hoparlörden eylem çağrısı

Yer soframızda kahvaltımızı ederken, odada ses patlıyor. Dışarıdan, kamyonetin üstündeki hoparlörlerden gelen bir haykırış.

Avazı çıktığı kadar bağırıyor:

“Bugün eylem sırası Derik’te. Hendeğe gitmek üzere saat ikide Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda toplanacağız.”

Kapıda, ayakta duran Bave Tarık’ın beyaz yemenili karısı bana el işareti yapıyor, ben de gideceğim eyleme diye… 

Bave Tarık’a soruyorum:
“El Nusra, IŞİD…”

O da duraksamadan benim sözümü kesiyor:

“Tayyip Erdoğan!”

Şu sözleri anımsıyorum:

“Sınırın iki yanında Kürtler yaşıyor. İkisinin arasına hendekti, duvardı, tel örgüydü. Sınırın iki yanında Arap köyleri var. Onların arasına hiçbir şey dikilmiyor. Tehlike Kürtler öyle mi?..”

 

Erdoğan ve Barzani’nin bölgedeki itibarı

Erdoğan’ın adıyla – IŞİD’di, el Nusra’ydı – radikal İslami örgütler arasındaki çağrışım hiç değişmiyor.

İki gündür Rojava’nın Cizre kantonunda (diğer iki kanton ise Hatay’la Gaziantep’e bitişik Afrin’le, Urfa’yla sınırdaş Kobani) dolaşıyoruz.

Mesut Barzani’yle birlikte Tayyip Erdoğan’ın da itibarının çok kötü olduğu görülüyor Rojava Kürtlerinin arasında.

Ben “Neredeyse sıfırlanmış” deyince, “Sıfırın altında, altında!” diye yanıtlıyor muhatabım…

Biri şunu da ekliyor:

“Stratejik bir yere sahip, üstelik petrolü de olan Derik’e Barzani hep özel bir önem verdi. PKK kadar olmasa da KDP’nin de belli bir gücü var Derik’te. Ama KDP’li Kürtleri de huzursuz ediyor bu hendek, Rojava’ya karşı uygulanan kuşatma, ambargo… Siyasi bilinci olmayanlar, Barzani öl dese ölür ama diğerleri öyle değil. Kürdistan’ın parçalara ayrılmasını tarihten gelen emperyalizmin oyunu olarak görüyorlar.”

 

Eleştirilerin temel sebebi ne?

Ortadoğu’nun tarihinde Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dört parçaya bölünmüşlük, Kürtlerin bu coğrafyadaki stratejik şanssızlığı olarak görülür.

Emperyalist devletlerin özellikle Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte Kürdistan’ı bölmeye başlayıp bugünlere kadar Kürtleri birbirlerine düşürmüş olmaları, hendek bağlamında yeniden gündeme getiriliyor.

İşte Barzani’yle Erdoğan da bu çerçevede eleştiriliyor, neredeyse Rojava’daki her adımda.

 

Devrim nasıl örgütleniyor?

Ve Rojava Devrimi’yle birlikte bir örgütün adı ön plana çıkıyor:

TEV-DEM.

Türkçesiyle:

Demokratik Halk Hareketi.

Bu bir çatı örgütü.

Devrimi örgütleyen bir hareket.

İçinde PYD dahil altı siyasal parti, birçok sivil toplum örgütü, kadın ve gençlik kuruluşları yer alıyor.

Eş başkanlığını Salih Müslim’in (Kendisiyle Rojava’ya gelmeden Süleymaniye’de yaptığım söyleşiyi daha sonra yazacağım) yaptığı PYD’nin TEV-DEM içindeki ağırlığını soruyorum. Bu partinin öyle kesin, belirleyici bir ağırlığa sahip olmadığı izlenimini ediniyorum. 

TEV-DEM her şehirde, her kasaba ve köyde, mahallelerde örgütlenmiş durumda. Hepsinin kendi halk meclisleri, komünleri, halk evleri var.

Tabandan bir örgütlenme söz konusu.

Tabanda alınan kararlar uygulanmak üzere yukarı, belediyelere doğru geliyor.

Nedir bu örgütlenme deyince, yanıt hazır:

“Önder Apo’nun demokratik özerklik modeli…”

 

PKK ile Rojavalı Kürtlerin organik ilişkisi

PKK bunu neresinde diye sorunca da, özet yanıt şöyle geliyor:

“Esas örgütleyici güç PKK… Ama daha çok arka planda… Kendi bilgisini, birikimini, deneyimini Rojava’da aktarıyor.”

Biri de PKK ile Rojava Kürtlerinin iç içeliğine işaret ediyor:
“Kuzey’de savaşırken, PKK saflarında şehit düşen 5 bin Rojavalı Kürdü unutmayın. Fehman Hüseyin (kod adı Bahoz Erdal) gibi en önde gelen askeri liderler gibi, ismi kamuoyunda fazla bilinmeyen komutanlar da vardır PKK’de, Rojava Kürtleri’nden…”

 

Bölgede Barzani damgalı örgütlenmeler

Rojava’da bir de Barzani’nin hakim olduğu Suriye Kürt Halk Meclisi ve bunun içinde genellikle tabela partilerinden oluşan 16 parti yer alıyor.

KDP’nin uzantısı olarak kurulmuş El Parti, bu ‘tabela partileri’nin içinde en etkili olanı. Barzani’nin bu meclisi Suriye Halk Muhalefeti’yle birlikte hareket ediyor, üç yıldır sürmekte olan iç savaşta…

Barzani’nin Kürt Halk Meclisi Rojava’da etkili değil.

2012 yılı Kasım ayında Celal Talabani ve Mesut Barzani’yle son kez görüştüğümde, özellikle Barzani tarafının Rojava’da birden bire tabandan patlayan PKK etkisinden biraz şaşkınlığa kapıldıkları izlenimini edinmiştim.

Rojava’dan 3. yazı – inşallah – yarına.

İnşallah diyorum, çünkü sık elektrik kesintileri ve internet yavaşlığı iletişimi zorlaştırıyor.

 

Devrim heyecanıyla devrimin güçlükleri!

 

Rojava’da Kadın Düşünce Akademisi’ndeyiz. Dersler arasında ‘jineoloji’ de var, kadın bilimi. Devlet ve iktidar konuşulurken bir Kürt anasının unutamadıkları sözünü aktarıyorlar: “Demek ben her gece koynuma devlet alıyormuşum, devletle yatıyormuşum…”

Duvarlarda kadın gerillalar ile Öcalan’ın ziyaretlerde çekilmiş İmralı fotoğrafları var. Yeni sistemi kâğıt üstünde oluşturmak başka, hayatın içinde pratiğe dönüştürmek, uygulamak başka. Malum sorun: Devrim ve hayatın gerçekleri. Zorluklar var. Anlatıyorlar…

 

 

RİMELAN, Rojava, Cizre Kantonu

Büyük bir bahçe içinde, ağaçlar arasında  tek katlı güzel bir ev. Girişinde, Kadın Düşünce Akademisi yazıyor.

İdeolojik eğitim verilen bir yer…

Bir sınıfa giriyoruz, duvarda Öcalan’ın renkli fotoğrafının altında şu yazılı:

“Kadın öncülüğünde demokratik meclislerin inşası.”

Bu dönemin konusu buymuş.

20-25 gün süren her dönemin konusu farklı. Her devrede, değişik kurumlardan 35-40 kişilik kadın grupları eğitim görüyor…

Bir sınıfta her yaştan kadınların arasına oturup bir hatıra fotoğrafı çektiriyorum.

Dersin öğretmeni sarışın bir genç kız.

İsmi Ayhan.

Akademinin yöneticisi Dorşin anlatıyor:

“Ayhan’a ismini, Kuzey’de şehit olan PKK’li bir gerilla koymuş… Babası kanserden genç yaşta ölüyor, annesi başkasıyla evlenip Türkiye’ye gidiyor. Annesine küsüyor, bir daha görmüyor. Amcası Ayhan’ı kendi oğluyla evlendirmek isteyince, yüzüğü amcasına gerisin geriye veriyor. Amcaoğlu bunun üzerine dağa çıkıyor, PKK saflarında bir süre sonra şehit düşüyor. Ayhan da Rojava Devrimi’yle birlikte, Kürtçesi Yekitiye Star olan Kadın Meclisleri’ne katılıyor. Kendine amaç olarak da ‘kadın özgürlüğü’nü seçiyor.”

 

‘Devleti koynuma alıyormuşum’

Akademinin koridorlarında elinde bir dal parçasıyla koşuşturan üç dört yaşında bir oğlan çocuğu dikkatimi çekiyor.

Cin gibi. Simsiyah saçlı, zeytin tanesi gibi siyah gözlü. Hem ilgi gösteriyor, hem kaçıyor benden. Yakalayıp bir fotoğraf çektirmek istiyorum ama nafile…

Onun da bir hikâyesi var.

Dinliyorum:

“Babası Arap, annesi Kürt… Babasıyla amcası bize karşı savaşan el Nusra’dalar… Annesi ise devrimden bu yana Kadın Evi’nde, bizimle çalışıyor.”

Kuzey’den geldiği anlaşılan Daşin, akademinin dersleri arasında ‘jineoloji’nin, bir başka deyişle ‘kadın bilimi’nin bulunduğunu ve bu konuyu çok önemsediklerini belirtiyor.

Söylediklerinden notlar alıyorum:

“Toplumsal özgürlük sorununun içinde kadın sorunu fazla görülmüyor. Sorun sadece kadının değil, erkeğin de sorunu… Bir derste devlet ve iktidar konusunu tartışıyorduk. 60 yaşında bir Kürt anası, ‘Demek ben her gece koynuma devlet alıyormuşum, devletle yatıyormuşum’ deyiverdi. Çünkü devleti bir erkek iktidar modeli olarak görüyor.”

 

Duvardaki İmralı albümü

Duvarda, PKK’li kadın gerillaların dağdaki yaşantılarından çekilmiş fotoğraflar var.

Ortasında Öcalan’ın bulunduğu büyük fotoğraf yine Öcalan’la Sırrı Süreyya Önder’in, Pervin Buldan’ın, Dr. İdris Baluken’in ve Selahattin Demirtaş’ın fotoğraflarıyla çevrelenmiş…

Kadın Düşünce Akademisi’nin bir yöneticisiyle bir ara devrim heyecanı üzerine sohbet ediyorum.

Çok açık konuşuyor:

“Bazen insan saçını başını yoluyor. Güçlükler yani… Devrim bu… Yeni bir sistem inşa ediyorsun. Ama o kadar çok zorlukları var ki… Alışılmışın dışında güçlükler…”

Doğru, haklı bir tespit.

Yeni sistemi kâğıt üstünde oluşturmak başka, hayatın içinde pratiğe dönüştürmek, uygulamak başka…

Veyahut:

Yaşamın içindeki dertlerin ağır basmaya başladığı günlerin güçlükleri ile, ‘devrim heyecanı’nın eski canlılığını yitirebileceği aşamaların içiçe geçmesi de bir başka mesele…

Malum konu ya da sorun:

Devrim ve hayatın gerçekleri…

 

Police Sutoro bayrağındaki üç yıldız

Bunları düşünürken, Derik’teki Süryani gencin söyledikleri aklıma geldi.

Süryani gencin aile kökleri Midyat’a gidiyor. Kendisi İsviçre’de doğmuş. Türkçesi gayet iyi. Fotoğraf çektirmek istemiyor.

Derik’e gelmiş, Süryaniler’in güvenlik örgütü Police Sutoro’ya katılmış iki yıl önce. Yardım için geldiğini söylüyor.

İşler çok mu, sorusuna yanıtı kısa:

“Evet öyle, daha işin başındayız, boğuşacağız.”

Derik’te toplam 1000 Hristiyan aile yaşıyor. Bunların 735’i Süryani, 13’ü Ermeni. Ayrıca Keldaniler var.

Öğle vakti kilise çanları duyuluyor.

Derik’te altı tane kilise varmış, Katoliklere ve Ortodokslara ait.  Süryani Güvenlik Komutanı, “Bir de ortak olarak inşa ettiğimiz kardeşlik kilisesi var” diyor.

Komutan sadece Arapça bildiği için, sözleri Kürtçe üzerinden Türkçe’ye aktırılıyor.

Police Sutoro’nun bayrağının ortasında üç yıldız var. Kürtleri, Arapları ve Hristiyanları temsil ediyor.

 

‘El Nusra zayıf, savaşı IŞİD yürütüyor’

Komutan, güçlükleri şöyle anlatıyor:

“Devrime mesafeli duran bazı partiler var. Eski Baasçılar var. Barzani’nin KDP’si var tabii. Bazen kışkırtmalar yapılıyor.”

Ne kadar çok güvenlik kordonu var.

Betondan, demirden bariyerler, kum torbaları, kontrol noktaları…

Derik’te, Asayiş Komutanlığı’nda sohbet.

Komutan fotoğraf çekilmesini istemiyor.

Söylediklerinin özeti şöyle:

“Sistem henüz oturmadığı için zorluklarımız var tabii. Derik merkez olarak savaştan uzak bir yer. Sınır olduğu için de Türkiye ve Barzani KDP’sinin kuşatması altında. Maddi olarak büyük sıkıntılarımız yok. Cizre kantonunda milletin siyasi olarak sisteme dönük talepleri var.”

Ve ekliyor:

“Daha tam oturmadı sistem…

Sözü ‘çeteler’e getiriyor.

Çete deyince El Nusra, IŞİD (Rojava’da buna DAİŞ deniyor ve DAŞ diye telaffuz ediyorlar) kastediliyor daha çok. Daha güçlü ve faal olan IŞİD, yani Irak Şam İslam Devleti.

Komutan şunları söylüyor:

“Derik’in çevresinde çeteler var. Şehrin içinde gizli örgütlenme, sızma çabaları söz konusu. Güçlü olan DAİŞ. El Nusra yok buralarda. El Nusra zayıf, savaşı yürüten DAİŞ. Bu da El Kaide koludur. El Nusra fazla eğitimli güç olmadığı için çabuk düştü.”

Komutan 35 yaşında.

Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) PKK saflarında bulunmamış.

Sözü Güney’e (Irak Kürdistanı) getiriyor:

Çeşmenin kaynağı Barzani’dir, Derik bölgesindeki KDP’lilere dönük olarak. Ama fazla güçleri yok. Devrim, 19 Temmuz 2011 tarihinde başladı. O tarihte bir şey yapamadı KDP’liler, bu saatten sonra hiçbir şey yapamazlar.”

 

İlaç yok, gıda fiyatları yükseliyor, elektrik kesiliyor

Bazı güçlükleri şöyle özetliyor:

“Gıda maddesi yönünden sıkıntı yok. İlaç bulunamıyor. Mahallelerde halk meclisleri var. Ailelerin hangi sıkıntısı varsa, ilgilenip bildiriyorlar.”

Biri kulağıma eğiliyor:

“Pahalılık var. Kuşatmanın, ambargonun etkisiyle gıda maddelerinde fiyatlar yukarı doğru gidiyor.”

Komutanın odasında Süryani kayıplarının fotoğrafları asılı. İkisi PKK saflarındayken Cudi ve Abgar’da hayata veda etmiş. Diğer ikisi, Rojava Devrimi sırasında yaşamını yitirmiş…

Buralarda gündüz olsun, gece olsun elektrikler çok sık kesiliyor. Ama en azından hangi saatte kesilip, hangi saatte geleceği biliniyor. Jeneratörlerin sesi gece gündüz kulakları tırmalıyor.

Bu konuda şunları söylüyor:

“Kışa göre düzelme var elektrik kesintilerinde. Savaş sırasında santraller zarar gördü. Bu arada benzindi, mazottu buradaki petrol kuyularından. Ama yeterince temiz değil. Uzmanlarımız var ama savaştan zarar gördü makinalarımız.”

 

Şam’ın memurları muhafaza edilmiş

Derik ve Kamışlı dahil bazı yerlerdeki belediyelerde Şam’ın, buradaki deyişle rejimin memurları muhafaza edilmiş durumda. Maaşları da Şam’dan gelmeye devam ediyor.

Bu durum şöyle izah ediliyor:

“Pratik nedenlerden kaynaklanıyor bu durum. Eskinin kapısına bir anda kilit vursaydık, sistem olduğu gibi çökerdi. Bunun yerine, onların bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak zamana yayıyoruz yeninin inşasını…”

 

Gün batımında Dicle; hayat ne güzel!

Savaşın izleri daha çok taze ve derin bu güzel topraklarda.

Ama hayat devam ediyor.

Gerçekten devrim heyecanı yaşanıyor.

Hayatın ne kadar güzel olduğunu geçen cuma gün batarken bir tepeden Dicle’yi seyrederken bir kez daha hissettim.

Aindiwar, Derik’in sınır kasabası.

Karşımızda, Türkiye tarafında, ‘Kuzey’de Cudi Dağları ve Cizre.

İpek Yolu geliyor Habur tarafından, Mardin’e, Urfa’ya doğru uzanıyor.

Dicle Nehri yılan gibi kıvrılıyor sınır boyunca, Güney’e, Irak Kürdistanı’na iniyor.

Az ötede Roma’dan kalma bir köprü kalıntısı…

Mezopotamya Ovası’nın tüm güzelliklerinin içinde çoluk çocuk herkes vur patlasın çal oynasın…

Ben de bir hatıra fotoğrafı çektiriyorum cıvıl cıvıl, kıkır kıkır Kürt çocuklarıyla, Christiana Ronaldo saç tıraşlı oğlan çocuklarıyla…

 

Milliyetçilikler, barış değil savaş getiriyor her yerde ve Ortadoğu’da!

 

Cizre Kantonu’nun başkenti Amude’de, Yasama Meclisi binasındayız. Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili Hakem Hallo, Başbakan Ekrem Huso, bazı bakanlar ve bakan yardımcıları tarafından bahçede karşılanıyoruz. 

Devrimi boğmak için sınırda hendek kazıyorlar. Sorunlar diyalogla çözülür, hendekler, dikenli tellerle değil. KDP ile Türkiye hükümetinin hendek konusunda işbirliği olduğu anlaşılıyor” diyorlar. Kurmaya çalıştıkları düzeni anlatıyorlar…

 

 

AMUDE, Rojava Cizre Kantonu

Kamışlı’dan sabah erken yola koyulduk, Amude’ye, Cizre Kantonu’nun başkentine doğru.

Önümüzde bir asayiş jipi, içinde dört silahlı güvenlik görevlisiyle epeyce hızlı gidiyor.

Yağmur çiselemeye başladı.

Türkiye tarafına duvar örülen Nusaybin sınır kapısını geçiyoruz. Sağımızda uzaktan sisler içinde Mardin seçiliyor.

Mezopotamya Ovası…

Ya Ahmet Türk’ün Kasrı Kanco’sundan, ya Maridin Otel’in terasından gün doğarken de, gün batarken de -bazen bir kadeh rakı eşliğinde- kim bilir kaç kez seyrettim.

Bir deniz gibi sonsuzluğa uzanan Mezopotamya Ovası’nın güzelliğine her seferinde hayran kaldım.

 

Cizre Kantonu Yasama Meclisi, Başbakan ve bakanlar

Amude çarşısı çok canlı…

Bir büyük binanın önünde duruyoruz.

Eskiden şehrin kültür merkeziymiş.

Cizre Kantonu Yasama Meclisi.

Meclis Başkanı Hakem Hallo, Başbakan Ekrem Huso, bazı bakanlar ve bakan yardımcıları tarafından bahçede karşılanıyoruz.

Meclis geçen 6 Ocak’ta, hükümet 21 Ocak’ta kurulmuş. Her ikisinin de geçiciliğine özellikle vurgu yapıyorlar.

Meclis kurucu nitelik taşıyor.

Meclis Başkanı ‘Kurucu Meclis’le ilgili olarak şunları söylüyor:

“Kurucu Meclis’in içinden 19 kişilik bir komite seçildi, anayasa niteliğindeki bir ‘toplumsal sözleşme’yi hazırlamak için… Sözleşmenin temel ilkelerine gelince:

Demokratik yönetim… Kimseyi dışlamayan çoğulcu yönetimTemel hak ve özgürlüklerSuriye’nin bütünlüğü

Katı olmayan, değişemez maddeleri olmayan bir anayasa yazıldı. Bu arada bir siyasal partiler yasası çıkardık. Bir seçim yasası hazırlanıyor. Bağımsız bir yüksek seçim kurulu oluşturmak için çalışmalarımız var.”

Meclis Başkanı ekliyor:

“Kurucu Meclis’i kurumlar kendi aralarında seçti. Seçimlerden sonra taşlar daha çok yerli yerine oturacak.”

Hükümete Yürütme Konseyi Başkanlığı adı verilmiş. Bakanlar Kurulu da bir yürütme komitesi olarak hep birlikte çalışıyor.

Her bakanın iki yardımcısı var.

Bir koridorda bütün bakanların odaları yan yana sıralanmış. En sonunda Başbakan’ın makam odası ve Yürütme Konseyi üyelerinin toplanıp birlikte çalıştıkları büyücek bir salon yer alıyor. 

 

Hükümette yüzde 41 kadın kotası

Her şey son derece mütevazı, sade.

Başbakan Ekrem Huso’yla bir ara çay ocağında oturup sohbet ediyorum. Duvarda renkli bir kartpostal dikkatimi çekiyor:

Öcalan, Murat Karayılan, Fehman Hüseyin.

Başbakan, hükümette kadın oranını yüzde 41 olarak veriyor.

Henüz cumhurbaşkanları olmadığını, bu makama Meclis Başkanı’nın vekâlet ettiğini belirtiyor.

‘Toplumsal sözleşme’yi 10 Kürt, 10 Arap, 10 Süryani ve 10 da Türkmen, Keldani, Ermeni gibi ‘diğerleri’nden oluşan 40 üyeli bir komisyon yazmış.

Meclis 81 kişiden oluşuyor.

Bir erkek, bir kadın olarak eş başkanlık sistemi geçerli.

Hükümet başbakan, iki yardımcısı ve 22 bakandan oluşuyor.

Rojava’da TEV-DEM’in (Türkçesiyle Demokratik Halk Hareketi) bir çatı örgütü olarak sistemin neresinde durduğunu soruyorum.

Yanıt şöyle:

“Siyasal bir örgüt olarak hükümete üye veriyor, Meclis’e üye veriyor.”

Meclis Başkanı, TEV-DEM temsilcisi.

Başbakan, Kürt Ulusal Meclisi’nden.

Dışişleri Bakanı, sol demokrat.

TEV-DEM’den, sivil toplum örgütlerinden, kadın örgütlerinden, Kürdistan Yeşil Partisi’nden, Liberal Parti’den, Demokratik Barış Partisi’nden temsiciler var hükümette…

 

Meclis Başkanı devrimi anlatıyor

Rojava Devrimi ne demek?

Bu sorumu Meclis Başkanı Hakem Hallo şöyle yanıtlıyor:

“Devrim, diktatörlük sistemine karşı çıkar. Suriye’de gitgide derinleşen kriz üzerine katıldık biz de devrime… Demokratik bir ulus yaratmak istediğimiz için katıldık. Her dinden, her etnik gruptan, her inançtan insanların, Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Asurilerin, Keldanilerin, bütün halkların özgür şekilde yaşamalarını istediğimiz için devrim saflarında yer aldık.

Suriye’de ortaya çıkan otorite boşluğunu doldurmak, kaos ortamına son vermek için bir savunma sistemi geliştirdik. Hem Şam rejimine, hem El Kaide gibi aşırı örgütlere karşı bize has bir model oluşturduk.”

Meclis Başkanı, sınırdaki hendek meselesine de şu yanıtı verdi:

“Hiçbir gerekçe bulamıyoruz. Devrimi boğmak için, halkı teslim almak için bu hendeği kazıyorlar anlaşılan. Sorunlar diyalogla çözülür, hendeklerle, duvarlarla, dikenli tellerle değil. KDP ile Türkiye hükümetinin hendek konusunda işbirliği var, öyle anlaşılıyor.”

 

Sorunlar: Saldırılar, ambargo, ilaçsızlık ve hastaneler

Devrim hangi sorunlarla karşı karşıya?

Başbakan’ın yanıtı:

“Bir sorun tabii ambargoAşırı İslamcı örgütlerin saldırıları bir başka sorun… Elektrik kesintileri, akaryakıtla ilgili meseleler eskiye kıyasla düzeldi. İlaç ve hastanelerin durumunda zorluklar devam ediyor. Til Koçer sınır kapısından insani yardım geçiyor ama hâlâ yetersiz. Ama temel sorun Irak tarafında, DAİŞ’in (yani IŞİD) saldırıları…”

Meclis Başkanı ekliyor:

“Dışarıda tanınmıyor olmak ve bunun getirdiği zorluklar da yaşanıyor tabii…”

Başbakan söze giriyor:

“Biz halen kendimizi Suriye’nin bir parçası olarak görüyoruz. Cizre Kantonu Demokratik Özerklik Yönetimi olarak öteki iki kantonla, Kobani ve Afrin’le koordinasyon içindeyiz. Bu kanton modelini tüm Suriye’ye bir çare olarak geliştirmek bizim amacımız…”

Dışişleri Bakanı Kemal Barakol, Demokratik Özerk Yönetim olarak Bağdat’a ilişkileri geliştirmek için, Til Koçer sınır kapısını daha çok kullanmak için gittiklerini, Türkiye’yle Barzani’nin bunu engellemeye çalıştıklarını, bu konuda ortak tavır aldıklarını söylüyor.

 

‘Öcalan’a bir düşünür olarak bakıyoruz’

Bir başka sorum:

Öcalan, Rojava Devrimi’nin neresinde?

Başbakan’ın yanıtı:

“Devrim halkın devrimidir. Öcalan halkın kalbinde yatan biridir.”

Meclis Başkanı:

Öcalan’a bir düşünür olarak bakıyoruz. Demokratik özerklik olarak ortaya koymuş olduğu projeyi beğeniyoruz.”

PYD’den Dışişileri Bakanı Yardımcısı Emine Osi:

Apo bir çizgidir, bir felsefedir. Ortadoğu için bir model koymuş ortaya, uygulamaya çalışıyoruz. Hedef, demokratik bir ulus yaratmak ve bunu Apo’nun felsefesine dayanarak yapmak.

Demokratik ulus, ulus-devletin alternatifidir.

Pratikte bunu başarırsak, ki başaracağımıza inanıyoruz, Ortadoğu bu projeyle değişir, demokratikleşir. Yoksa kriz, kaos hali derinleşir. Demokratik özerklik ve toplumsal sözleşme Suriye’de iç savaşın, kaosun yolunu kapatıyor.”

 

Silahlı güçler-sivil siyaset ilişkisi  

Bağımsız olarak Başbakan Yardımcılığı görevini yürütmekte olan Hüseyin Azzam söz alıyor:

“Ben bir Arap olarak konuşmak istiyorum. Temel amacımız var olan krizi geçmek ve halklar için özgürlüğü gerçekleştirmek, toplumsal barışı tesis etmek ve birlikte yaşam için barışa doğru yol almaktır. Bu projeyi TEV-DEM sundu, Kürtler sundu. Biz de Araplar olarak katıldık. Eşitlik ilkesini gördük çünkü, Kürtler ve Araplar olarak. Bu model tüm Suriye için de uygulanabilir bir modeldir.”

Sohbet asker-sivil ilişkilerini de kapsadı. Asayiş, İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Askeri güç YPG ise Savunma Bakanlığı’nda. Bir de kadın ordusu YPJ ve Süryanilerin Özgür Halk Güçleri var. Askeri gücün tepesindeki Genelkurmay’ın temsilcisi, Savunma Bakanlığı’nda asker-sivil arasında koordinatör olarak görev yapıyor.

Hüseyin Şaviş, TEV-DEM koordinatörü hükümette. Türkiye’de PKK saflarında bulunmuş, hapis yatmış, Türkçeyi ve Türkiye’yi iyi bilen biri…

Aynı zamanda Eğitim Bakanı olarak da görevli. Bakanlığın isminde yer alan ve Arapçadan gelen terbiye sözcüğünü demokratik bulmadıkları için yetiştirme olarak değiştireceklerini, yine eğitimin ‘milli’sini de atacaklarını söylüyor.

 

İttihat ve Terakki’den Baasçılığa

Sohbet, sonuna doğru, Türkiye’de İttihat Terakki’ye ve Kemalizme kayıyor.

Ben de ‘Baasçılığın‘ bu damardan nasıl esinlendiğini anlatıyorum.

Bir ara konu dedem Cemal Paşa’dan açılıyor ve ilgi görüyor. Bana takılıyorlar.

Milliyetçiliklerin her yerde olduğu gibi, Ortadoğu coğrafyasında da barış değil, savaş getirdiğini konuşuyoruz.

 

Ankara, eski hatasını Rojava Kürtlerine karşı da sürdürüyor!

 

Geçen yıl Suriye’de kıyametin koptuğu Serekani’deyiz. Ceylanpınar Sınır Kapısı’nın Rojava tarafında savaşın o hazin bütün izleri çok taze. Duvarlar delik deşik. Bazı binalar yıkılmış. Olan biteni anlatıyorlar.

‘Bu Kürt  düşmanlığı neden’ sorusu eşliğinde Ankara’nın tavrına ilişkin olarak aktarılanlar, Türkiye’de devletin Hizbullah eliyle hukuk dışına çıktığı 1990’ları hatırlatıyor… Neden mi? Cevap, Serekani’de anlatılanlarda…

 

SEREKANİ, Rojava, Cizre Kantonu

Kürtçesi Serekani, Arapçası Resulayn, Türkçesi Ceylanpınar.

Kıyamet geçen yıl burada kopmuş.

Betondan ve kumdan duvarların arkasında saklı ve bir yıldan beri kapalı Ceylanpınar sınır kapısında, TEV-DEM’den bir Türkmen anlatıyor, ben dinliyorum:

“Esas çatışma, acımasız olanı Serekani’de yaşandı. Stratejik bir yerdir. Bu şehri ele geçirip moralman da bizi yıkmak istiyorlardı. Yapamadılar.”

Sınır kapısının Rojava tarafında savaşın o hazin bütün izleri çok taze. Duvarlar delik deşik. Bazı binalar yıkılmış.

Anlatıyor:

“Serekani bir küçük Suriye’dir. Araplar, Kürtler, Süryaniler, Asuriler, Keldaniler, Ermeniler… Bir de dört yüzyıl önce Osmanlı döneminde buraya göç ettirilmiş benim gibi Türkmenler ve Çeçenler, ÇerkeslerDAİŞ, (IŞİD-Irak Şam İslam Devleti) radikal İslamcı çeteler burayı ele geçirseler, Rojava devrimine büyük bir darbe indireceklerdi. Olmadı, yapamadılar, YPG’yi (Rojava’nın askeri gücü), halkı yenemediler.”

 

‘Neden bu Kürt düşmanlığı?’

Serekani zaferinin Rojava’ya karşı genel siyasal havayı değiştirdiğini belirtiyor ve bu sayede çetelerin Irak sınırına kadar temizlendiğini, böylece Til Koçer sınır kapısını da ele geçirdiklerini söylüyor.

Başlangıçta Bağdat’daki Şii iktidarı, -ya da Başbakan Maliki yönetimi- Til Koçer kapısına Şam’daki rejimin Suriye bayrağının çekilmesini istemiş ama sonra tavrı yumuşamış…

Şimdi Til Koçer’den yeterli olmasa da insani yardımlar ulaşabiliyor Cizre kantonuna…

Til Koçer açılmış ama bu kez Türkiye’yle Ceylanpınar sınır kapısı kapanmış, duvar ve kum tepeleriyle de sımsıkı örülmüş.

Çelişki’ye işaret ediyor:

“Biz gelmeden sınır kapısı açıktı. DAİŞ (IŞİD), çeteler vızır vızır girip çıkıyordu. Kürtlere, YPG’ye karşı her türlü yardımı Türkiye’den görüyordu. Yaralıları Türkiye’de tedavi ediliyordu. Biz kazandık, YPG bayrağını çektik, sınır kapandı. Bu Kürt düşmanlığı neden?..”

 

Hizbullah’tan sonra IŞİD mi?

Şehrin içi savaş manzaralarıyla dolu.

Şehirde aylar boyu kanlı çatışmalar yaşanmış.

Yakınıyor Türkiye’nin tavrından:

“Çeteleri sınırdan bırak, sok Rojava’ya, yardım et. Kürtleri onlara kırdır. Sonra onlar yenilince, al içeri, kapat kapıyı… İnsanlık mı bu?..”

İnsanlık bu mu sorusunda düğümlenen meseleye acaba Ankara ne kadar kafa yoruyor, bilemiyorum.

IŞİD’a, el Nusra’ya Ankara tarafından verilmiş olan destek -ve himaye- bana 1990’ların ilk yarısını hatırlatıyor.

O tarihlerde derin devlet, Güneydoğu’da Hizbullah eliyle hukuk dışına çıkmış ve faili meçhul cinayetler furyasını başlatmıştı.

Kürtlere yaşatılan büyük acılar, PKK’nin çok daha güçlenmesine neden olurken, Kürtlerin Türkiye’yle gönül bağının kırılmasına yol açmıştı.

O zaman Hizbullah’ı kullanan Ankara’daki derin devlet zihniyeti, anlaşılan, bu kez de Rojava’da Kürtlere karşı yine el Kaide türü radikal İslamcıları, IŞİD’i devreye sokmakta herhangi bir beis görmüyor.

 

Rojava’da da PKK realitesi var, tercih yine savaş mı?

Kaç gündür buralarda geziyorum.

Rojava Kürtlerinin Türkiye’ye karşı duydukları öfkeye, kızgınlığa ve hayal kırıklıklarına sürekli tanık oluyorum.

Ankara neden ille de Suriye Kürtlerini kaybetmek istiyor?.. Türkiye’nin bunda bir çıkarı olduğunu sanmıyorum.

Şimdi farkındayım bazı seslerin:

“Kürtler değil, PKK!”

Ankara’dan duyulan bu ses yabancı değil.

Türkiye ‘PKK realitesi’ni tanıyıp, Öcalan’ı devlet olarak muhatap alıncaya kadar ne kadar çok kan ve gözyaşı aktı.

Evet, çoktan sır olmaktan çıktı, yani Rojava’da da şimdi bir Öcalan realitesi var, bir PKK realitesi var.

Ne yapacaksınız, yine savaş yolunu mu seçeceksiniz?

Bir zamanlar Hizbullah’ı kullandığınız gibi, şimdi de başka radikal İslamcı çeteleri mi süreceksiniz Suriye Kürtlerinin üstüne?

Bu yolun, bölgedeki bütün Kürtlerin tepkisini çekeceğini ve Türkiye’yi Suriye’de el Kaide türü örgütler eliyle bir tuzağa, bir bataklığa çekebileceğini yoksa hâlâ göremiyor mu Ankara?

Başbakan Erdoğan’ın fena halde iflas etmiş olan ‘Suriye politikası’nın neden olduğu zararlar tamir edilemeyecek mi?..

 

‘Suriye geneline kıyasla Rojava cennet sayılır’

Serekani sınır kapısında akşamüstü kahvelerimizi içerken, Ceylanpınar kapısına çekilmiş yüksek duvarı seyrediyorum.

Duvarlar, dikenli teller…

Ve barış…

Ortadoğu’nun malum çıkmazı.

Evet öyle, duvarla barış, dikenli telle barış bağdaşmıyor.

Dinliyorum:

“Şimdi buradaki Araplar da gördüler, IŞİD’ın, el Nusra’nın, Gureba el Şam’ın, Ahfad el Rasul’un, Ehrar el Şam’ın, o radikal İslamcı örgütlerin ne anlama geldiğini, onlar gelince neler olacağını… Mesela Halep’ten biliyorlar, üç Arabın kafasının nasıl kesildiğini…

Halep’in, Hama’nın, Humus’un ve Şam’ın varoşlarının nasıl harabeye döndüğünü, günlük hayatın nasıl bir perişanlık içinde olduğunu, yiyecek bir şeyler bulmanın ne kadar çetin bir iş olduğunu çok iyi biliyorlar. Onun için Suriye geneline kıyasla Rojava cennet sayılır.”

 

‘Sandılar ki biz zayıfız’

Serekani’de savaş sekiz on ay sürdü” diye başlıyor anlatmaya:

“Bazı dinci gruplar Suriye’den, aşağıdan geldi. Bazıları da Türkiye’den girdiler. Ve Serekani’ye saldırdılar. Başlangıçta rejim güçleri (Şam) ile çatışma çıktı. Biz YPG olarak Kürt mahallelerini korumaya almıştık. YPG o zaman azdı. Ama halk örgütlenmişti.

Sandılar ki biz zayıfız.

Kontrol noktalarına saldırdılar ama başarısız kaldılar. Onların eğitim düzeyi bize göre iyi değildi. Bizim iki tane Doçka’mız vardı, 12.5’luk ve 14.5’luk uçaksavarımız. Onlardan da beş Doçka ele geçirdik.

Bu arada, bize karşı en güçlü olanı DAİŞ’dir. Sonra el Nusra gelir. İkisinin arasında ideolojik çelişkiler vardır.”

Devam ediyor:

“Bir seferinde 14 gün gece gündüz çarpıştık. Altı ay öncesine kadar şehrin içindeydiler. 2013’ün Eylül ayında Serekani’nin tamamını aldık, hepsini temizledik. 30 şehidimiz oldu.”

Şu uyarıyı da veriyor:

“Sakın Kobani’ye geçmeye kalkmayın. Cizre Kantonu’yla Kobane Kantonu arasındaki koridorda, Til Ebyad’da, özellikle Tel Xenzir ve Tel Boğa’da şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Aman ha, gövde bir yana, baş bir yana atılabiliyor.”

 

‘Türkiye ve Barzani ortak konsept uyguluyor’

Bir başka değerlendirme:

Kuzey’den (Türkiye ya da Türkiye Kürdistanı) geldim, Rojavalı kardeşlerime özellikle güvenlik alanında yardım etmek için… Bir boşluk yakaladılar mı saldırabilir çeteler… Boş bırakmaya gelmez…”

Şöyle devam ediyor:

“Ortak bir konsept uygulanıyor Türkiye ve Barzani’nin KDP’si tarafından… Bir tarafta hendek, bir tarafta kapatılan sınırda Kürtlerin itilip kakılması…

Afrin ve Kobane kantonlarıyla Serekani tarafında, Türkiye sınırında kuvvet yığınağı var. Kaçakçılık, en önemli geçim yolu Türkiye tarafından tıkanmış durumda… İnsan artık çekiniyor kaçağa gitmeye…”

 

Çalınan seçim

Son olarak şunu ekliyor:

“Öte yandan şunu da yazın. Çetelerin yolunu açmak için Ceylanpınar seçimini 30 Mart’ta gaspetti AKP… Seçimi çaldılar BDP’den…”

 

PYD lideri: Kürt fobisinden kurtulsa bütün Ortadoğu Türkiye’nin olur!

Rojava’nın önde gelen güçlü partisi PYD’nin lideri Salih Müslim’le bu kez yollarımız Süleymaniye’de kesişti. Üç mesajı var Erdoğan’a: 1) Irak Kürdistanı’ndaki büyük yanlışı 20 yıl sonra Rojava’da tekrarlamayın! 2) Kürt fobisinden bir an önce kurtulun, bütün Ortadoğu sizin olur! 3) Tarihten ders çıkarın!

Müslim, Barzani’ye de “Hendeği yanlış yerde, Kürtlerin arasına kazıyorsun. Kürtler artık birbirine düşmesin” mesajını veriyor. Peki Türkiye ve KDP Rojava’ya ortak bir operasyon düzenleyebilir mi? Rojava’ya dönük hatalar Türkiye’de nasıl bir sonuç doğurabilir? Başka sorular da var. Müslim’in yanıtları aşağıda…

 

KAMIŞLI, (Rojava, Cizre Kantonu)

Kısa adı PYD olan Demokratik Birlik Partisi, Rojava’nın önde gelen güçlü örgütü.

Partinin eş genel başkanı olan Salih Müslim’le geçen aralık ayında Brüksel’deki Kürt Konferans’ında ilk kez tanışmış sohbet etmiştim.

Suriye Kürtleri PYD ve lideri Salih Müslim’le tarih sahnesine çıkıyor

Bu kez yollarımız Süleymaniye’de kesişti. Rojava’ya gelmeden önce kendisiyle kaldığı otelde uzun uzun konuştum.

İki mesaj verdi PYD lideri Müslim.

İlk mesaj Erdoğan’a:

“Türkiye, Kürt fobisinden bir an önce kurtulsun.”

İkinci mesaj Barzani’ye:

“Hendeği yanlış yerde, Kürtlerin arasına kazıyorsun.”

Salih Müslim, Başbakan Erdoğan’a mesajında, “Türkiye’nin Kürtlerle birlikte büyümesi” konusuna da değinerek şöyle diyor:

“Türkiye olarak Kürt fobisinden kurtulun bütün Ortadoğu sizin olur.”

PYD lideri Müslim, “Bizim yüzümüzden KDP-PKK çelişkisi çıksın istemiyoruz” dedikten sonra Barzani’ye şöyle sesleniyor:
“Kürtler artık birbirine düşmesin!”

 

‘Kim o teröristler, yoksa sizler misiniz?’

Salih Müslim’in canını en çok Rojava Kürtlerine uygulanmakta olan ambargo, kuşatma sıkıyor. Bu konuda Erdoğan’la Barzani’nin işbirliği içinde olduklarını belirtiyor.

KDP’nin Irak Kürdistanı’yla Rojava arasında hendek kazarken, Türkiye’nin de Afrin sınırında aynı işe soyunduğunu belirtiyor.

KDP’nin bu yakınlarda, “PYD destekli teröristlerin geçişlerini önlemek için” hendeğin kazıldığını açıklamış olduğunu söyleyip, Rojava seyahatini birlikte yaptığımız Med Nuce TV’den meslektaşım Erdal Er’le beni gösterip gülüyor Salih Müslim:

– Kim o teröristler? diye soruyor.

Sonra da kahkahayı atıyor:

– Yoksa sizler misiniz o teröristler?..
 

‘Kapılar kapatıldı, satamıyoruz, alamıyoruz’

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun Salih Müslim, kantonlarda halkın güvenliğinin sağlandığını söylüyor, ancak ticaret kapılarının kapatılmasından yakınıyor:

“Buğdayımız var, soğanımız var, zeytinyağımız var, nohutumuz var, ama satamıyoruz dışarıya. Ticaret kapıları kapatılmış durumda. Satamıyoruz, alamıyoruz. Yiyecek bakımından sıkıntımız yok. Ama insanlar çalışamıyor, üretemiyor tam olarak…”

Salih Müslim Bağdat’ın, yani İran’a yakın Şii Başbakan Maliki’nin Til Koçer sınır kapısından yetersiz de olsa Rojava’ya insani yardımların geçmesine izin verdiğini sözlerine ekliyor.

‘IŞİD, petrolünü rejime bile satıyor’

Sözü, ‘Rojava petrolü’ne getiriyor:

“Derik taraflarındaki Rimelan petrol yatakları iç savaş öncesinde Suriye ekononomisinin belkemiğiydi. Petrol bir de Dera Zor bölgesinde çıkıyor. Burayı halen IŞİD (Irak Şam İslam Devleti isimi radikal örgüt)  ele geçirmiş durumda, rejime (Şam’a) bile petrol satıyor.”

Salih Müslim petrol kaynaklarının halka ait olduğunu belirtirken, Barzani’nin Rojava’ya ilgisinin bu petrolden de kaynaklandığını söylüyor.

Türkiye’nin el Nusra, IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlere desteği yoktur, diyemiyor ve bu konuda dikkatli bir dil kullanıyor:

“Böyle bir desteği temenni etmiyoruz.”

Üslubundan, Ankara’yla diyalog kanallarının bir süredir kapalı olduğu anlaşılıyor.

 

Talabani’nin KYB’si Rojava devrimine daha yakın

Salih Müslim Erbil’de (Hewler) değil, Süleymaniye’de kalıyor ve çalışıyor. Bu da Barzani’yle ilişkilerin iyi olmadığını bir  işareti.

Süleymaniye tarafında iki parti ön plana çıkıyor:

Biri, Noşirvan Mustafa’nın Goran (Değişim) partisi, diğeri de Celal Talabani’nin KYB’si, Kürtçe’siyle YEKİTİ.

Hasan Cemal’in Noşirvan Mustafa ile 17 Kasım 2012’de yayımlanan söyleşisi

Geçen yılın eylül ayında yapılan (sekiz aydır hâlâ bir hükümet kurulamamış) seçimlerde KDP 38 milletvekili, Goran 24 milletvekili, KYB 16 milletvekili çıkarmış durumda.

Süleymaniye bir merkez olarak Rojava’ya, ‘Rojava devrimi’ne daha yakın duruyor, daha sıcak bakıyor Barzani’nin KDP’sine göre. Goran’la KYB’nin devrimi onayladıklarına dair açıklamaları var.

Ancak Goran’ın son zamanlarda ‘hendek’le ilgili olarak biraz sessiz kaldığı, bunun da KDP ile koalisyon kurma ihtimalinden kaynaklandığını belirtenler var.

 

‘Rojava yanlışları Türkiye’de süreci rayından çıkarabilir’

Salih Müslim, sohbetimizin sonuna doğru sözü yine Türkiye’ye getiriyor.

Türkiye’nin 20 yıl boyunca Kuzey Irak diyerek, Irak’ın Kuzeyi diyerek, Kürt ve Kürdistan sözcüklerini bile ağzına almayarak, Talabani ve Barzani’yi muhatap kabul etmeyerek Irak Kürdistanı konusunda tarihi bir yanlış yaptığını söylüyor.

Ve Tayyip Erdoğan’a soruyor Salih Müslim:
“Türkiye şimdi bu vahim hatayı Suriye Kürdistanı’nda, yani Rojava’da tekrarlayacak mı? Tarihten ders almak yok mu? Şimdi 20 yıl daha mı bekleyeceğiz? Yeterince kan ve gözyaşı dökülmedi mi?”

Salih Müslim, Türkiye’nin bu yanlışlarının bölgesel barışı olumsuz etkileyeceğini belirtirken, bir noktaya üstü örtülü olarak değinmekten geri kalmıyor:

Tayyip Erdoğan’ın Rojava Kürdistanı’na dönük yanlışlarının Türkiye’deki ‘çözüm süreci’ni de rayından çıkarabileceği ihtimali…

 

Rojava’ya Türkiye-KDP operasyonu ihtimali

Rojava’ya askeri müdahale olabilir mi?

Türkiye’yle KDP’nin bir operasyonu…

Bu sorularım karşısında Salih Müslim şöyle bir düşünüyor. Böyle bir çılgınlığa ihtimal vermediğini söylüyor.

Bölge ülkelerinin, İran’ın, Rusya’nın, Çin’in, Amerika’nın da buna karşı çıkacağını belirtiyor. “NATO bile yeşil ışık yakmaz Türkiye’ye” diye ekliyor.

Ama bundan sonra Putin, Ukrayna ve Kırım örneğinin bazen aklına takıldığını söylüyor, Tayyip Erdoğan’ın bu örnekten cesaret alarak Putin’leşmesi ihtimaline şöyle bir değiniyor, ama bunun olabileceğini de sanmıyor.

Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda dinlemeye takılan üst düzeydeki 5-6 saatlik toplantının sadece 8-10 dakikalık bölümünün yayınlandığına, geri kalan kısmında Rojava’nın nasıl ele alındığının bilinmediğine de işaret ediyor.

 

‘Dinlemeleri ABD yaptı, şimdi de Cemaat’i temizletiyor’

Salih Müslim’in ses kayıtları ve tapeler konusunda şöyle bir değerlendirmesi var:

“Bütün bunları Amerika dinletti. Erdoğan’a büyük darbe vurdu; şimdi de Erdoğan’a Cemaat’i temizletiyor. Amerika’nın ‘ılımlı İslam’ projesi yok artık. Erdoğan’ın İslam alemine dönük ‘modelliği’ sona erdi Washington’un gözünde…”

Salih Müslim, Suriye’nin artık eski Suriye olamayacağını belirtiyor. Ülkenin bölünmesini istemediklerini, birleşik demokratik bir Suriye’den yana olduklarını söylüyor.

Kendisine Beşşar Esad’ın koltuğunu kurtarıp kurtarmadığını soruyorum. Biraz alaylı bir dille şöyle yanıtlıyor:

Hangi koltuğunu?.. Şam’dakini mi, Lazkiye’dekini mi? Onun şimdiki bütün derdi Lazkiye’den Şam’a kadar olan kendi hakimiyetindeki bir bölgeyi genişletmektir.”

Son olarak şunu da ekliyor:

“İslam adını kullanarak bize saldıran radikal örgütler, Lazkiye’de Aleviler’e ve Ermeniler’e de saldırıyor. Biz onları da koruyoruz.” 

 

Sevgili Hrant Dink kardeşime, Rojava’dan 24 Nisan mektubu!

 

Sevgili kardeşim; sana bu mektubu tarih boyunca acıyla yoğrulmuş Mezopotamya’dan yazıyorum. 24 Nisan Soykırım acını paylaşıyorum. Burada, Rojava’da Süryani toplumunun önde gelenleriyle sohbet ederken Süryani Birlik Partisi Genel Başkanı İşo Goriye, “24 Nisan yalnız Ermeniler için değil, biz Süryaniler için de soykırım tarihidir” dedi. 

İşo Goriye, Ermenilerin ‘Büyük Felaket’ dedikleri o gün için ‘Biz Kılıç deriz, Süryanice Seyfo. Bizim 1915’te yaşadığımız bu büyük acıyı da paylaşmayı unutmayın” diye ekledi. Sevgili kardeşim; Başbakan Yardımcısı Elizabet Gouriye ve Meclis Eşbaşkanı Nazira Goriye’nin de katıldığı sohbette beni en çok hangi sözler etkiledi biliyor musun?..

           

KAMIŞLI, (Rojava Cizre Kantonu)

Sevgili Hrant;

Sana bu mektubu tarih boyunca acıyla yoğrulmuş ve daha hâlâ trajediye doymamış güzel topraklardan, Mezopotamya’dan yazıyorum.

Sevgili kardeşim;

24 Nisan Soykırım acını paylaşıyorum.

Geçen salı günü burada Süryani toplumunun önde gelenleriyle sohbet ediyordum.

24 Nisan’dan söz açıldı.

İşo Goriye, Süryani Birlik Partisi Genel Başkanı, 24 Nisan’ı anacaklarını söyledi. Benim bir an duraksadığımı fark edince şöyle devam etti:
24 Nisan yalnız Ermeniler için değil, biz Süryaniler için de soykırım tarihidir. 1915’te, Osmanlı topraklarında Süryaniler de kıyıma uğratıldı. 500–750 bin arasında Süryani hayatını kaybetti. Ermeniler o güne Büyük Felaket, Ermenice Medz Yeghern derler. Biz Kılıç deriz, Süryanice Seyfo. Bizim 1915’te yaşadığımız bu büyük acıyı da paylaşmayı unutmayın.”

 

Süryanilerin Seyfo acısını da paylaşıyorum

Sevgili Hrant;

Süryanilerin Seyfo acısını da paylaşıyorum.

İşo Goriye, İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji bölümünden mezun. 1984’le 1995 arasında İstanbul’da yaşamış. Gayet iyi Türkçe konuşuyor.

Süryaniler tarihte bugünlere kadar büyük travmalar yaşamış bir halktır” diye söze başladı.

Şöyle devam etti:

“Sadece 1915’te yaşamadık büyük acıyı. 1970’lerle, 1980’lerde de Türkiye’den zorla göç ettirildi, kaçırtıldı Süryaniler.  Midyat tarafından sadece Brüksel’e göç etmek zorunda bırakılmış aile sayısı 5 bindir.”

İlginç bir noktaya değindi:
“Bu göç sürecini ben de İstanbul’da izlemiştim. O zaman bu göç olayını organize eden bazı Süryaniler’di. Ama bunu MİT’le koordineli yaptılar. İstanbul’da halen 2 bin 700 Süryani aile yaşıyor.”

Devlet, Kürtlere de böyle yapmıştı 1990’larda, faili meçhul döneminde…

Sevgili kardeşim;

İşo Goriye, Süryaniler’in bu topraklarda yaşamış oldukları acıları anlatmaya devam etti:

“Irak’ta Saddam Hüseyin zamanı, İran’a karşı savaşta 60 bin Süryani genci de öldü. Buna rağmen savaş sonrası Süryanilere hiçbir hak tanımadı Saddam. Irak Savaşı’yla birlikte dünyaya dağılan Süryani sayısı 1,5 milyondan aşağı değildir.”

Sonra sözü Suriye’de üç yıldır devam etmekte olan iç savaşa getirdi:

“Suriye’deki Hristiyanların hemen hepsi aslında Süryani’dir. Ermeniler de vardır, ama önemli bir bölümü asimile olmuş, Araplaşmıştır. Araplaşan Süryaniler de vardır. Toplam Hristiyan nüfusu 2,5 milyondur. Üç yıllık İç Savaş sırasında Suriye’den göç eden, kaçan Süryani sayısı 600-700 bin civarındadır.”

Süryani Birlik Partisi lideri İşo Goriye, Rojava Devrimi’ni bir umut ışığı olarak görüyor. Devrim’in anayasa niteliğindeki Toplumsal Sözleşmesi’nin altına, bütün halkların eşitliğini ve özgürlüğünü öngördüğü için imza koyduklarını söyledi.

Sevgili Hrant;

Tabii ihtiyatlı bir dille konuşuyor. Kâğıt üstünde kalması ihtimali de yok değil demeye getiriyor.

Ama Süryaniler, Kürtler ve Araplar arasında tam eşitlik ve özgürlük konusunu, ana dilde eğitim hakkını ne kadar çok önemsediklerini vurgulamak için “Toplumsal Sözleşme’nin altına bastık imzayı” diye konuşuyor.

Ben de diyorum ki:
“Biz daha kâğıt üstünde bile beceremedik bu işleri…”

 

‘O kadar ezilmiş bir halkız ki…’

Elizabet Gouriye de sohbete katılıyor. O da iki Başbakan Yardımcısı’ndan biri. “O kadar ezilmiş bir halkız ki” diye konuşmaya başlıyor:

“Yalnız hükümete girmedik. Kendi örgütümüzle askeri güce de, asayişe de katıldık. Artık hepimiz eşit durumdayız. Burası Mezopotamya. Hepimiz beş altı bin yıllık halklarız. Farkındayız, hiçbir şey kolay olmayacak. Ambargolar var üstümüzde. Ama halklar olarak en nihayet bir şeyler başarmaya başladık. Demokrasi… İnsan hakları…

Bu arada sohbet, ulus-devletin ve milliyetçiliğin eleştirisine geliyor. Bu açıdan bir barış projesi olarak Avrupa Birliği’nin üstünde duruluyor. Ulus-devlete alternatifin önemine dikkat çekiliyor.

Ve bir noktaya vurgu yapılıyor:

Avrupa’nın Rojava’ya ilgi göstermesi…

Sevgili kardeşim;

Başbakan Yardımcısı Elizabet Gouriye bugün Rojava’da, daha doğrusu Cizre kantonunda yaşanmakta olan güçlüklere de açık dille değiniyor:
“Biz bir temel atıyoruz Rojava’da. Daha işin başındayız. Zorluklarımız çoktur. Bu bir yeni tecrübe… Uygulamada, insanlara anlatmakta zorluk var. Ambargo ekonomiyi zorluyor. Ham madde pahalandı. Birçok yerde işler durdu, üretim durdu. İşsizlik var. İthalat yok gibi. Alışveriş yavaşladı. Petrol kuyuları çalışmıyor. Sulama olumsuz etkiliyor. Elektrik kesinti saatleri uzuyor. Bu yıl gübre bile gelmedi dışarıdan… Bir bidon tüp gaz savaş öncesi 250 Suriye Lirası idi. Bir ara 27 bine çıktı. Şimdi ancak 2 bine indi.”

Bu bölgenin insanlarının dertlerini dış dünyaya duyurun” diye noktalıyor sözlerini.

 

‘Şerefimizle, kimliğimizle özgürce yaşamak istiyoruz’

Kurucu Meclis’in Süryani Eşbakanı Nazira Goriye de katılıyor sohbetimize. Üçünün soyadı da Goriye ama bu bir raslantıdan ibaret.

Sevgili Hrant;

Bu topraklarda yaşayan halkların kültürü derine gider, diyerek söze başlıyor Nazira Hanım.

Bütün bu halklar kimselere düşmanlık etmeden, kendi şerefimizle, kendi kimliğimizle özgürce yaşamak istiyoruz” diye devam ediyor sözlerine.

Suriye’nin dış güçler tarafından bir savaş arenası olarak görülmesi son bulursa, barışın bu topraklara da geleceğini söylüyor.

Türkiye’ye ve Başbakan Erdoğan politikalarına karşı dikkatli, ama eleştirel bir dili var. Suriye İç Savaşı’ndaki sorumluluk payına işaret ediyor. Sınır kapılarının kapatılmış olmasına değinirken, Ankara’nın tutumunu katı diye niteliyor.

İşo Goriye, Halep’te bir yıl önce kaçırılan iki Metropolit Yuhanna İbrahim ile Pulos Alyazıcı’dan hâlâ haber alınamadığını belirtiyor. Bunun Hristiyanları korkutup bu topraklarda kaçırtmak için başvurulan klasik bir taktik olduğunu söylüyor.

Süryanilerin, Hristiyanların bu bölgedeki varlığının özellikle Arap medyası tarafından bilinçli olarak gözardı edildiğine işaret ediyor.

 

‘Bu toprakların kabahati nedir?’

Sevgili kardeşim;

Bu uzun sohbette beni en çok İşo Goriye’nin şu sözleri etkiliyor:

“Bu toprakların kabahati nedir?.. Yoksa lanetli topraklar mı?.. Nedir bu kadar ceza?.. Yetmedi mi çektiğimiz acılar?.. Koca ülke her geçen gün paramparça oluyor, harabeye dönüyor. Kan ve gözyaşı oluk gibi aktı, akmaya devam ediyor. Ülkenin dokusu paramparça oldu.

Kurucu Meclis Eşbaşkanı Nazira Goriye söze giriyor:

“Rojava’da harp zamanında eşitlik adına başardıklarımızla ileriye daha umutlu bakıyoruz. Bize yardımcı olun, sesimizi  dışarıya duyurun.”

Kamışlı’da bu sohbeti yaparken gözüm televizyon ekranına takıldı.

Seyfo yayınının görüntüleri akıyor 1915’ten. İsveç’teki Süryaniler’in kanalı Soroya TV’deki görüntüler içimi acıtıyor.  

Sevgili Hrant;

Bakalım bu güzel topraklar, Mezopotamya ne zaman acıya, trajediye doyacak?..

 

YPG’li komutan: Türkiye sonunda bizi de bir realite olarak tanıyacak!

YPG’li bir komutan gece yarısı Kamışlı’da anlatıyor, Türkiye Süleyman Şah Türbesi’ndeki birliğin değişimi için YPG ile temas kurmuş. Sınırdaki YPG’ye “Kapıda bizim bayrağın altından geçmek istemezlerse, zorluk çıkarmayın” talimatı verilmiş…

Şunu not düşüyor komutan: “Türkiye’nin bize karşı bir askeri operasyon yapacağına ihtimal vermiyorum. Türkiye böyle bir çıkıntılık yapmaz. Ama yaparsa, direniriz. ‘Ova savaşı’na da alıştık, tecrübe kazandık.”

 

KAMIŞLI, Rojava Cizre Kantonu

Gece karanlığında etrafı yüksek duvarlarla çevrili büyük bir evin bahçesine giriyoruz. Ellerinde silahları ve gerilla giysileriyle YPG’li askerler karşılıyor kapıda.

Türkçesi, Halk Savunma Birlikleri olan YPG, “Rojava Devrimi’nin ordusu…”

Güler yüzlü komutan, fotoğraf çekilmesini, adının yazılmasını istemiyor.

Suriyeli bir Kürt.

YPG’nin Rojava’daki ilk örgütlenmesi 2004 yılında başlamış. 2011’de Suriye İç Savaşı’nın patlamasıyla birlikte resmen sahneye çıkmış…

 

YPG’li komutan anlatıyor, arkasında Arda Turan

Türkçesi gayet iyi.

Üç noktanın altını çiziyor:

(1) Önder Apo 20 yılını bu topraklarda geçirdi ve Kuzey’den ilk olarak 1970’lerin sonunda Kobane’den girdi Rojava’ya…”

(2) “Unutmayın, Rojava Kürtleri PKK saflarında savaşırken 5 bin şehit verdi.”

(3) “Türkiye Kürtleriyle Rojava Kürtleri birbirine daha yakındır, daha sıcaktır. Sınırın iki yanında akrabalar, parçalanmış aileler vardır.”

Televizyon açık, Atletico Madrid-Chelsea arasında Şampiyonlar Ligi yarı final maçı var. Arada bir göz atıyorum Arda Turan’ın oyuna girişi ilgi yaratıyor.

 

Türk birliği YPG ile temas kurdu

YPG’li komutan, gece yarısı yaşanacak önemli bir gelişmeyi bize haber veriyor.

Kobani’deki Türkiye toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk birliği değişecekmiş o gece yarısı, yani salıyı çarşambaya bağlayan gece.

Türbe’nin çevresini üç kilometrelik bölümü radikal İslamcı örgüt DAİŞ (IŞİD) kuşatmış. Onun da etrafında, Türkiye sınır kapısı dâhil YPG bulunuyor.

Türkiye tarafı birlik değişimi için YPG ile de temas kurmuş. “Kapıda bizim bayrağın, YPG bayrağının altından geçmek istemezlerse, zorluk çıkarmayın” talimatı da verilmiş sınırdaki YPG’ye…

 

Rojava’daki askeri birliğin şeması

Kısa adı YPG olan Halk Savunma Birlikleri’nin yapısını şöyle özetliyor:

“En tepede üç kişiden oluşan bir genel komutanlık var. Bunun altında 17 kişilik bir askeri konsey yer alıyor. Bu konseyin 7 üyesi Cizre Kantonu’nda, 5’i Kobani’de, 5’i Afrin’de görev yapıyor. Askeri Meclis ise 55 üyeden oluşuyor. Bir de kısa adı YPJ olan kadın ordumuz var.”

Şunu da ekliyor:

“YPG’nin içinde 10 Arap taburu, 10 Süryani taburu, 2 Türkmen taburu da var. Her tabur, 35-40 kişiden oluşuyor. YPG olarak Rojava’da 50’ye yakın siyasi ve askeri okulumuz bulunuyor eğitim amaçlı…”

 

500 km sınırda ‘zoraki komşuluk’

Sohbet sırasında bir ara bana doğru eğilip soruyor:

“Türkiye’nin Rojava Kürtlerine karşı olmasında, bize karşı olmasında ne menfaati olabilir ki?”

Türkiye’nin bizimle dostluktan başka bir menfaati olamaz” dedikten sonra şöyle devam ediyor:

“Bakın, Türkiye’nin Rojava’yla sınırı toplam 500 kilometre kadar. Cizre Kantonu’yla 240 kilometre, Kobani’yle 100, Hatay-Azaz-Kilis tarafı 30, Afrin 150, Samandağ tarafında da bir 15 kilometrelik ortak sınırımız var.”

Türkiye’yle komşuluk ilişkilerinin iyi olmadığı belirtirken, “Üç yıldır biz YPG olarak dikkat ettiğimiz için bir olay, bir çatışma çıkmadı” dedikten sonra şunları ekliyor:

“Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu bizim üstümüze saldırttı Afrin’de, yenildiler. Yine Halep’te YPG ile savaştılar, yine yenildiler. Yine Türkiye bize karşı Serakani ve Kobani’de el Nusra’yı (el Kaide’nin Suriye kolu) destekledi. Yenildiler yine…”

Şöyle devam ediyor:

“Türkiye’yle zoraki komşu olduk.”

 

‘Barzani’nin Rojava politikası Irak Kürtlerini ayırdı’

Ankara-KDP işbirliği konusunda şunları söylüyor:

“Türkiye, Cizre Kantonu Barzani’nin, KDP peşmergelerinin kontrolüne geçsin istiyordu. Barzani’nin hedefi budur. Bu da olmadı. Barzani ya petrolü olan Cizre’yi istiyor, ya da Rojava’yı bizimle yüzde 50-yüzde 50 paylaşmaktan yana… Buna razı olun, ambargoyu kaldıralım diyorlar.”

YPG’li komutan şunun altını çiziyor:

“Rojava’yı bizden alamazlar!”  

Barzani’nin Ankara’yla birlikte geliştirdiği hendek-ambargo konusunda söyledikleri de şunlar:

“Ekonomik ambargoyla bir yandan halkı bize karşı kışkırtacak ortamı yaratmak, aynı zamanda askeri olarak bizi zayıflatmak istiyor Barzani. Ama şunun farkındayız. Kürdü Kürde kırdırıcı siyaset, gayet iyi farkındayız, KDP saflarında da, Güney Kürtleri içinde de rahatsızlık ve tepkiye yol açmış durumda…”

Irak Kürdistanı’nda Rojava’ya ilişkin yaklaşımları şöyle özetliyor:

Talabani’nin peşmergesi YNK ile Barzani’nin KDP’si arasında ‘hendek’e ilişkin görüş ayrılığı var. GORAN partisinin hendek konusundaki yaklaşımı da iyi olmakla birlikte, Talabani’nin KYB’si daha sıcak…”

 

‘Salih Müslim’i iki defa Ankara’ya çağırıp…’

YPG’li komutan sözü tekrar Türkiye’ye getiriyor:

Başbakan Erdoğan iki konuda yanıldı. Beşşar Esad’ın çok çabuk yıkılacağını sandı. Özgür Suriye Ordusu’nun gücünü fazla abarttı. 500 kilometrelik ortak sınırımız var, Türkiye Rojava Kürtlerine çok yardım edebilirdi. Bu arada Türkiye medyasının Rojava’ya ilgisi uluslararası medyaya göre çok daha az.”

Türkiye konusuna şöyle devam ediyor:

“Türkiye sonunda bizi de tanıyacak bir realite olarak… Nasıl Güney’i, Irak Kürdistanı’nı tanıdıysa, Rojava’yla da öyle olacak… Ankara bizi kendi denetimine almak istedi. PYD lideri Salih Müslim’i iki defa Ankara’ya çağırıp bizi yedek güç yapmak istediler. Olmadı tabii…”

 

‘Türkiye bize operasyon yaparsa…’

Sözü Türkiye’deki ‘çözüm süreci’ne getiriyor, kısaca diyor ki:

“Türkiye bizi ne kadar baskı altına almak ister ve askeri olarak da üstümüze gelirse, ‘çözüm süreci’ de o kadar olumsuz etkilenir. Tersi de geçerlidir. Rojava Kürdistanı’yla iyi ilişkiler, çözüm sürecini olumlu etkiler.”

Şunu da not ediyor:

“Türkiye’nin bize karşı bir askeri operasyon yapacağına ihtimal vermiyorum. Türkiye böyle bir çıkıntılık yapmaz. Ama yaparsa, direniriz. ‘Ova savaşı’na da alıştık, tecrübe kazandık.”

 

YPG’nin aktif çatışma alanları

YPG komutanı, Rojava’daki askeri cepheleri ya da ‘savaş alanları’nı şöyle özetliyor:

(1) Irak sınırına yakın, Türkiye’ye doğru 75 kilometre içeriye doğru Ceza… Derik’e bağlı bir Arap beldesi. Savaş, DAİŞ’le (IŞİD).

(2) Til Hemişi… Kamışlı’ya bağlı bir nahiye. 30 kilometre güneye doğru. Savaş yine DAİŞ’le.

(3) Tii Berrak… Kamışlı’nın 40 kilometre batısı, Türkiye sınırından 40 kilometre. DAİŞ’le savaşılıyor.

(4) Haseki il merkezi… Arapların, Ermenilerin yaşadığı bir yer. Türkiye’den 70 kilometre… DAİŞ’le günlük çatışmalar…

(5) Til Temir… Haseki’ye bağlı bir belde. Türkiye sınırının 40 kilometre güneyi…

(6) Mebruka… Serekani’nin 35 kilometre batısı, Türkiye sınırında… DAİŞ’le savaşılıyor.

(7) Ayrıca Kobani Kantonu’nda 4 cephe, Afrin’de 3 cephe var.”

 

Halep’te neler oluyor?

Halep konusunda da şunları söylüyor:

“Halep’te 500 bin Kürt yaşar. YPG olarak en güçlü olduğumuz yerdir. Halep Rojava’nın İstanbul’udur. Önder Apo en çok Halep’te çalışmıştır. Halep’in kırsalında DAİŞ’le mücadele ederken, Halep’in içinde de rejim (Şam) güçlerine karşı Kürt mahallelerini koruyoruz.”

Kamışlı’da geçen salı günü YPG’li bir komutanla yaptığımız uzun gece yarısı sohbetinin kısa özeti böyle.

 

Kaynak: T24.com.tr

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 25 Nisan 2014 by in Genel and tagged , , , , .

Dolaşım

%d blogcu bunu beğendi: