Güncel Gerçek

Halk Meclisleri Nasıl Örgütlendirilmeli? – (Dosya)


ResimMeclissiz Demokrasi Mabetsiz Dine Benzer

 

Mahalle-sokak ve beldelerdeki halk meclisleri politika oluşturma yetkisine sahiptir. Ve bu meclisler doğrudan demokrasinin uygulama alanlarıdır

 

Demokrasi çalışması toplumun bizzat yürüttüğü politik bir çalışmadır. Kürt halkının yürüttüğü çalışmalar da, öz itibariyle demokrasi çalışmasıdır. Tartışma ve örgütlenme olmadan demokrasi olmaz. Bir pazaryerinde, meydanda, köy odasında, parkta, bir dükkânda da olsa demokrasinin kendi yerel tartışma mekânları, kendi meclisleri olmak zorundadır.

Bu mekânlardaki konuşmaların ve tartışmaların özgürce yapılması, toplumsallığın bir gereğidir. Hedef, laf yarıştırmak ya da sadece siyaset yapmak değildir; halkın karar gücünün ve iradesinin açığa çıkarılmasıdır. Kürt halkının özgür örgütlenme, kendini ifade etme, geliştirme ve eylemleştirmesi, demokratik ülke ve ulus gerçeğine ulaşması bu temelde gerçekleşmektedir.

Meclisler ve Komünler Demokrasinin Hem Mekânı Hem Eylemidir

Demokrasi, kapitalist modernitenin saldırılarına karşı ancak toplumun doğrudan katılımına dayanan tarihsel geleneğini canlandırarak hayatta kalabilir. Bu gelenek, çok sesli, topluma konuşma ve karar verme, eylemde bulunma gücü veren, insanların konuşarak-tartışarak kendilerini keşfettikleri platformlar olarak komünler ve meclislerdir.

Halk meclisleri tarihsel demokrasinin doğrudan uygulandığı meşru toplumsal zeminlerdir. Meclissiz demokrasi, mabetsiz dine benzer. Meclis sistemi, devlete bulaşmamış toplumsal-kültürel-dinsel gelenekler şeklinde karşımıza çıkar. Tarihin tüm aşamalarında farklı biçimlerde meclisleri görmek mümkündür.

Köy odası aynı zamanda köyle ilgili sorunların tartışılıp karara bağlandığı köy meclisidir.

Tapınaklar, kiliseler ve camiler yalnızca ibadet mekânı olarak vücut bulmamışlardır. Toplumsal sorunların tartışıldığı, çözüme götürüldüğü meclisler olarak ortaya çıkmışlardır.

Cemler, Aleviliğin meclisleridir.

Eskinin esnaf birlikleri, Ahi ocakları birer meclis niteliğindedir.

Bir yerleşim biriminin ya da toplum biriminin önde gelen saygın kişileri, oranın meclisi sayılırdı.

Ulus-devletin özünden boşaltarak kendine mal ettiği belediyeler, tarihsel bakımdan bilinen en kapsamlı halk meclisleridir.

Tarih boyunca toplum, kendi meclislerini büyük bir çeşitlilik ve zenginlik içerecek biçimde yaratmış ve buralarda karşılıklı rıza ve ahlaki normlar temelinde sorunlarını çözmüş, ihtiyaçlarını gidermiş, varlığını devam ettirmiştir. Toplum hiçbir zaman meclissiz olmamıştır.
Meclis, politikanın asli unsuru olan yurttaşlar tarafından fikir birliği ile oluşturulur. Elbirliği ile hayata geçirilir ve bu sürece herkes doğrudan katılır. Bu anlamıyla meclis bir demokrasi mekânı ve eylemidir.

Gerçek Politika

Günümüzde halkı aldatma sanatı olarak algılanan politika, özünde toplumsal sorunların en uygun yol ve yöntemlerle aşılmasının, toplumun ekonomik, ekolojik ve demokratik yeniden üretiminin en kutsal yoludur. Politikanın kapsamına bir sokağın içme suyu sorunundan tutalım temizliğine, kimlik sorunundan tutalım trafik sorununa, sağlığa, eğitime, ekonomiye, savunmaya kadar toplumsal yaşamı ilgilendiren tüm konular girer.

Temsili demokraside hakim yaklaşım ise toplumsal sorunların çözümünü devlete havale etmedir. Ancak doğrudan demokraside devreye gerçek politika yani halkın doğrudan politik etkinliği girer. Toplumun sorunları devlete havale edilmez. Toplumun tartışmasıyla sorunlar hem tespit edilir hem de çözümü için plan ve program yapılır. Sorunun çözümü için plan ve program yapanlar bu plan ve programların da aktif uygulayıcısı olurlar.

Komün ve Meclis Tarzı Örgütlenme Esas Aldığımız Demokratik Siyasetin Gereğidir.

Doğrudan politikanın asıl yürütücüsü, demokratik ulusun üyeleridir. Halk meclisleri ve komünler hem bu politikaların oluşturulduğu mekânlar, hem de eylemselleştirildiği mekanizmalardır. Meclisler çeşitli dernek ve platformlar şeklinde örgütlenebileceği gibi, yurttaş inisiyatifi olarak da örgütlenebilir. Temelde mahalle meclisleri şeklinde örgütlenebilir. Bu mahalle meclislerinde mahallenin sorunları tartışılarak halkın kolektif aklı oluşturulabilir. Devletin geliştirdiği soykırım amaçlı uyuşturucu, hırsızlık ve fuhuş gibi sorunlar öncelikli olmak üzere birçok sorunu çözme temelinde adımlar geliştirilebilir. Sorunları çözme temelinde gelişecek adımlar yanında ihtiyaçları giderme temelinde de adımlar geliştirilir. Mahalle meclisleri elektrik kesintilerinden tutalım Kürt kimliği etrafında biriken sorunlara kadar bir çok sorunu gündemine alıp, demokratik etkinliğe dönüştürebilir. Meclis tarzı örgütlenme modeli Kürt Özgürlük Hareketinin esas aldığı demokratik siyaset anlayışının gereğidir. Bu meclislerin güncel görevlerinden biri de Önder Apo’nun demokratik siyasal çözüm hamlesine destek verecek planlar ve projeler geliştirmek ve pratikleştirmektir.

 

“Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa”

Kürt halkı demokratik çözümü devletten beklememektedir. DTK, Kürdistan’da siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, inanç ve etnisite temelli, kadın özgürlüğü, ekoloji alanları başta olmak üzere her alanda kendini örgütleyen bir demokrasi meclisidir. Doğrudan demokrasiyi esas aldığı için, toplumun tüm kesimlerinin her alanda örgütlenmeye kavuşmasını ve bu örgütlenmenin bir yaşam biçimi haline gelmesini amaçlamaktadır.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin değişim ve çözüm arayışları Türkiye zemininde onlarca sivil toplum kuruluşu, meclis tarzı örgütlenme ve çalışmayı doğurmuştur. Yaygın bir şekilde her toplumsal alan ve grup örgütlenmektedir. Bunlarla ilişki ve iletişim Kürt Özgürlük Hareketinin en temel çalışmalarından biridir. Bu tip örgütlenmelerin yaygınca geliştirilmesi, sorunlarını demokratik yollarla çözmek isteyen tüm kesimlerin meclisleşme-komünleşme biçiminde örgütlenmesine destek sunulması son derece önemlidir. Kürt halkı çözümü devletten beklememektedir. Çözümün demokratik olacağının ve bunun da kendi eseri olacağının bilincindedir. Bunu Türkiye toplumuna da taşırma sorumluluğu vardır. Kürt halkının halklarımızın demokrasi ve özgürlük arayışına yanıt olacak adımlar ve yaklaşımlar geliştirmesi, bunların pratikleşmesi için çaba harcaması değişen paradigmal zihniyetinin ve gelişen demokrasi anlayışının gereğidir.
Ne tür engel çıkarılırsa çıkarılsın Kürt halkı ve dostları bunun önünü açmalı ve gerek Kürt sorununun çözümünde gerekse de Türkiye’nin demokratikleşmesinde katılımını bu temelde güçlendirmelidir. Çözüldüğünde tüm toplumsal sorunları çözüme taşıyacak demokrasi sorunu ancak bu biçimde çözüme götürülebilir.

Önder Apo’nun başlatmış olduğu “Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa” süreci bu temelde ele alındığında anlaşılabilecek ve halklarımız için büyük bir şans olduğu görülecektir.

Çözüm Kendi Eserimiz Olacaktır

Her yeni örgütlenme modeli, eskinin eleştirisi üzerinde yükselir. Ulus-devlet sistemi çözülmekte, çökmektedir. Tekleştirici-inkarcı-ötekileştirici-baskıcı ve sömürgeci yapısıyla olduğu kadar merkezi-hiyerarşik ve bürokratik örgütlenmesiyle de toplumsal sorunları ağırlaştırmaktadır.

Toplumun çoklu kimliğini yok saymaktadır,
Kadını siyasetin ve yaşamın dışına itmektedir,
Doğayı tahrip etmektedir,
Kentleşmeyi azmanlaştırarak tüm bir ülkeyi yutan kör kuyular haline getirmektedir,
Tarım-köy toplumunu ve kültürünü yıkmaktadır,
İnançsal, kültürel, etnik kimlikleri tekleştirmektedir,
En geri zihniyet yapıları ve kurumlarını hakim kılmaya çalışmaktadır,
Toplumsal alanları tahakkümüne alıp toplumu politikanın dışına itmektedir,
Milliyetçi algılar yaratarak ve bunları körükleyip, ön yargıları derinleştirerek halkları ve toplumları düşmanlaştırmaktadır,
3S’ler başta olmak üzere birçok yol ve yöntemle toplumsal ahlakı parçalamakta ve maneviyatı öldürmektedir,
Kârcı, hazcı, mülkiyete ve iktidara endeksli birey gerçeğini azdırarak günün 24 saati toplum kırım yürütmektedir,
Ulus devletin toplum ve doğada yol açtığı yıkımlara karşı yoğun direnişler gösterilmiş, kimi kazanımlar da sağlanmıştır. Farklı örgütlenme modelleri ve toplumsal sistem arayışları denenmiştir. Çeşitli deneyimler de açığa çıkmıştır. Doğrudan demokrasiye geçmenin yolları hep aranmıştır.

Modelimiz olan Demokratik konfederalizm, bu çabalardan kopuk değildir. Kendine özgü yanları olmakla birlikte bu geleneğin takipçisidir. Ulus-devlet yerine “Demokratik Ulus” yaklaşımının esas alınması demokratik konfederalizmin yaşamsallaşmasında güçlü bir temel oluşturmuştur. Zira demokratik ulusun bağrında değişik etnisiteleri, kültür gruplarını, farklı inançsal yapıları, değişik toplumsal kategorileri ve kimlikleri zenginlik olarak görmektedir. Örgütlenmesi bunların üzerinden gelişmektedir. Bu örgütlenme çalışmaları içinde en önemli olanları meclis ve komün çalışmalarıdır

Demokratik konfederalizmin ideolojik-felsefi temeli buralarda öğrenilecek, öğretilecek ve geliştirilecektir.
Politika buralarda oluşturulacak ve geliştirilecek, demokrasi buralarda yaşam bularak, halkın kendi kendisini yönetme biçimi haline gelecektir.

Halkımızın özgürlük ve eşitlik arayışının okulları ve eylem mekânları olan meclisler ve komünler aynı zamanda halkımızın bu taleplerine dönük saldırıların da kırıldığı öz savunma kaleleri olarak rol oynayacaklardır.

Mahalle ve köylerde komünler, Kent ve kasabalarda meclisler demokratik dönüşümü gerçekleştirerek demokratik toplumsallığımızı inşa edeceklerdir.

Meclisler Politika Oluşturma Alanlarıdır

Mahalle-sokak ve beldelerdeki halk meclisleri politika oluşturma yetkisine sahiptir. Ve bu meclisler doğrudan demokrasinin uygulama alanlarıdır. Bu şekliyle halk karar gücü haline gelir, politik nitelik kazanır. Halkın karar süreçlerine katılması başlangıçta elbette ki birçok hatayı, yanlışı gündeme getirecektir. Demokratik yurtsever kültür ve bilincin yetersizliği, düşman güçlerin müdahaleleri vb. nedenlerle halkın karar mekanizması olması gerektiği gibi işlemeyebilir. Bu eğitim çalışmalarıyla ve zaman içinde giderilebilir. Dolayısıyla meclislerimizin daha kurulurken bu noktaları dikkate alan bir yaklaşım içinde olmaları gerekir.

Eğitim yeni toplumsallığımızın inşasında, sistemimizin kurulmasında stratejik çalışmalarımızın başında gelmektedir. Diğer tüm çalışmalarımız eğitim çalışmalarını yürüttüğümüz ölçüde başarılı olmaktadır. Dolayısıyla meclislerimiz ve komünlerimiz daha en başından kendini bir eğitim kurumu, bir özgürlük akademisi gibi de ele alabilmelidir. Sadece toplanıp kararlar alan değil, toplanıp tartışmalar yürüten, süreci, sorunları, gelişmeleri değerlendiren, toplumun ortak aklını oluşturan, zihniyet gücünü geliştiren mekanlar olmalıdırlar. Bu nedenle her fırsatta toplumsal bilinci yükseltecek, duyarlılığı ve sorumluluğu geliştirecek, sorunlar karşısında doğru çözümler üretebilen, demokratik ve direngen bir irade sergileyebilen birey-yurttaş gelişimini sağlatacak bir yaklaşım içinde olunmalıdır. Halkın bilgeliği ortak tartışmanın yaratıcılığıyla açığa çıkarıldıkça ve ortaklaştırıldıkça toplumsal bilinç yükselecektir. Pratikleştikçe, halkın kendine güveni ve doğru karar alma iradesi geliştikçe, bu meclisin karar süreçlerine pozitif olarak yansıyacak ve isabetli kararların alınmasına yol açacaktır.

Meclislerimiz bir eğitim mekanı gibi ele alınmalıdır. Günlük olarak yürütülecek tartışmalar dışında belli konulara ilişkin sohbetler, tartışmalar, toplantılar, panel ve seminerler, okuma ve görsel malzemelerle çeşitli konularda halkı da kapsayan bilinçlendirme çalışmaları yürütülebilir. Dünyadan olduğu gibi Kürdistan ve Türkiye’nin farklı bölgelerindeki meclis ve komün çalışmalarına, sivil toplum örgütlenmelerine, parti sendika dernek gibi siyasal yapılara ait deneyimler incelenebilir. Karşılıklı ziyaretler ve ortak etkinlikler temelinde deneyimler paylaşılabilir. Bu tür çabalar hem zihinsel düzeyi yükseltecek hem de karşılıklı ortaklaşmayı ve ilişkilenmeyi güçlendirecektir.
Bunların yanında halkımızın bilincinin gelişeceği, zihniyet dünyasının sıçrama yapacağı esas eğitim alanı eylem alanıdır. Kendi kararlarını alan bunun eylemini geliştiren bir meclis bileşeni en büyük eğitimini eylem alanında gerçekleştirecektir. Halkın esas okulu eylem alanıdır. Eylemlerinin sonuçları üzerinde yürüteceği tartışmalar temelinde kendi öz bilincini yaratmasını bilecektir.

Meclislerimiz ve komünlerimiz arasındaki ilişkilerin sistem oluşturma doğrultusunda nasıl olacağı, olması gerektiği çokça tartışıldı. Meclisler doğrudan demokrasiyle, yerelden merkeze doğru gelişir. En alttan emekçiler kadınlar, gençler, inanç-kültür ve etnik topluluklar, farklı uluslar; partiler, sendikalar, dernekler komünler biçiminde örgütlenerek halk meclisleri içinde yer alırlar. Kasaba, ilçe, mahalle ve kentlerdeki halk meclisleri tabandan örgütlenerek gelişirler. Halkın öz yönetimi meclis içinden çıkar. Halk meclisleri için illa da yasal bir zemin gerekmez. Kararlar alttan alınarak üst koordinasyona iletilir. Koordinasyon bu kararlar temelinde sadece uygulama ve koordine etme görevinden sorumludur; yetkisi bununla sınırlıdır.

Yönetimler eşbaşkanlık esasına göre oluşturulur ve görevden almalar meclis bileşenlerinin kararıyla gerçekleştirilir. Kent meclisleri, en ücra köşelerdeki yerel meclisleri de kapsar.

Kararlar üstten dayatma yoluyla değil, tabanda tartışılarak oluşturulur.

Her küçük birim bu meclisler yoluyla ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal, sorunları oradaki halkla tartışarak çözer. Tüm yurttaşları ilgilendiren bir sorun var ise referandum yöntemine başvurulur. Söz gelimi bir fabrika yapılacaktır; sadece mimarların, mühendislerin “şurada yapılmalıdır” demesiyle olmaz. Önemli olan oradaki halkın iradesine başvurup, katılımını sağlayarak karara ortak etmektir. Burada esas önemli olan küçük bir topluluk da olsa, onun refahı, mutluluğu ve özgür kararıdır.

Mahalle meclislerinin bileşiminden oluşan Kent meclisleri, komünal-toplumsal ruhun kentlerdeki örgütsel ifadesidir. Kent meclisleri, kentte yaşayan yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin delegasyon sistemiyle gelmiş delegelerinden ve mahalle meclislerinin delegelerinden oluşur. Kent meclisi ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla da en üst çatı meclisi kurulur. Kürdistan’daki çatı meclisi Demokratik Toplum Kongresi (DTK) dir.

Türkiye’de halkın çatı meclisi ise Halkın Demokrasi Kongresidir (HDK)

Yapı taşını komünlerin oluşturduğu sistemimiz tabandan tavana doğru bir gelişim seyri izliyor. Komünleri her yerde ve her soruna dönük örgütleyebiliriz. Kalıcı olduğu gibi geçici, dar olabileceği gibi geniş, uzun süreli-kısa süreli komünler kurabiliriz. Komün deyince sadece ekonomik birimler gelmemeli aklımıza. Komün, ortak anlayış ve amaçlar etrafında buluşan ve kimi sorunları çözmek; kimi amaçları gerçekleştirmek için harekete geçen insanların birliği ve örgütlenmesidir. Dolayısıyla sosyal, siyasal, ekonomik, askeri, eğitsel, sağlık vb. tüm alanlarda kurulabilir. İşte bu özelliği nedeniyledir ki tüm toplumsal kesimlerle ve alanlarla ilgili ve ilişkili olmak durumundadır. Burada karşımıza meclis ve komünlerimizin hangi ilkeler ve esaslar temelinde ilişkileneceği sorunu çıkar. Bu noktada dar, katı, tutucu olmamak kadar ilkesiz, gelene geç yaklaşımı içine de girilmemelidir. Örneğin farklı bir siyasal partiye oy vermiş birisi veya bir kesim köy komünü ya da mecliste yer almak isteyebilir. Halkın çıkarlarına, komün ya da meclisimizin amaç ve ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla yer alması önünde bir engel yoktur. Ancak benzer bir durum örneğin, düşmanla birlikte hareket etmiş, halka karşı suç işlemiş, halkın kanına girmiş, malına-namusuna el atmış kesim ve kişiler için geçerli değildir.

Yine dışımızda demokratik, sosyalist, yurtsever olduğunu dile getiren kimi örgütsel yapılar mevcuttur. Bunlar örgütsel kimlikleriyle meclislerimizde ve komünlerimizde yer almak isteyebilirler. Bu guruplar ve kesimlerin farklılıklarına, örgütsel özgünlüklerine ve iradelerine (sayılarının azlığına çokluğuna bakmadan) saygılı olmak esastır. Meclis çatısı altında ya da komün içinde ortaklaşacak alanları artırmak, ortak yanları büyütmek, komünün-meclisin amaçları ve kararları kapsamında dayanışmacı ve ortaklaşmacı bir tutum almak son derece önemlidir.

Unutulmamalıdır ki toplum çoklu bir yapıdadır. Birçok farklılığı içermektedir. Toplum aynılıklarından ziyade farklılıklarıyla var olan bir gerçekliktir.  Onun örgütlenmeleri de benzer özellikler içerecektir. Toplumun çoklu yapısını temsil gücünde olacaktır. Bunu başaramayan örgütsel yapılar devamlılık kazanamazlar. Temsil güçleri ve kabiliyetleri sınırlı ve dar kalır. Tek yanlı ve güdük olurlar. Bu nedenle meclislerimiz ve komünlerimiz kuruluş amaçlarıyla bağlı olarak toplumun tüm farklılıklarına (burada toplum dışı ve karşıtı çevreleri bu farklılıklar içinde değerlendirmiyoruz) açık olmalıdır. Farklı kesimler meclis ve komünlere kendi örgütleri üzerinden de katılabilirler. Bireysel ve grupsal olarak da katılım sağlayabilirler. Grupsal-örgütsel-bireysel katılım önünde bir engel yoktur. Önemli olan halkın karar ve uygulama süreçlerine sorumlu, ciddi, samimi bir katılım göstermeleridir.

Meclislerimiz ve komünlerimiz arasındaki ilişkiler de önemli diğer bir boyuttur. Ortak zihniyet esaslarında buluşmak en öncelikli konudur. Toplumsal sorunlara yaklaşırken, geleneksel, kapitalist modernist değil demokratik modernite esaslarına göre doğru bir tutum geliştirebilmek, bunda ortaklaşmak, bu temelde dayanışmak önceliklidir ve her şeyin başıdır. Her meclisin farklı bir telden çaldığı değil, ortak melodide buluştuğu bir yaklaşım elbette zihniyet ortaklığı üzerinde yükselecektir. Bu zihniyetin esasları Önder Apo’nun savunmalarında ortaya konulmuştur. Hareketimizin kırk yıllık direnişi, örgütsel kültürü bunun nasıl gerçekleştirileceğine dair ciddi örnekler sunuyor. Geriye farklı eğilim ve akımlara kapılmadan, bir araya gelmeyi engelleyen yanlış anlayışlara düşmeden, özgürlük çizgisinde derinleşmek ve ortaklaşmak kalıyor. Bu da önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi vicdanlı bir katılım yanında düzenli ve gittikçe derinleşen bir eğitim çalışmasını şart kılar.

Komünallik Eşitlik, Özgürlük İdealimizin Somutlaşmasıdır

Halkımızın soykırıma karşı direnişinde komünal örgütlülüğün rolü her gün birçok deneyimde görülmektedir. Yine mahalle meclisleri, köy komünleri, mesleki komünler, sanatçı komünleri, okul-öğrenci komünleri, sokak komünleri gibi komünal örgütlenmeler halkımızın demokratik temeldeki uluslaşmasının ve özgür toplumsallığının yapı taşlarıdır. Asgari düzeyde gerekleri yerine getirildiğinde bile büyük bir bilinç patlamasına ve direnişe yol açtıkları görülmüştür.

Kentlerde,  kasabalarda, beldelerde, köylerde, mahalle ve sokaklarda hatta bir toplu konut alanı ya da apartmanda yani birden fazla insanın yaşadığı her yerde komünler geliştirebiliriz. Kadın, genç, çocuk komünleri, inanç, kültür, eğitim, meslek ve spor komünleri gibi birçok alanda ve konuda halkımızın komünal örgütlülüğünü yaygınlaştırmak ve kendi yaşamını bunlar üzerinden yönetir hale getirmek mümkündür.

Toplumsal yaşamın her alanında komün anlayışı temelinde örgütlenmelere gitmek istediğimizde bunu sadece biçimsel olarak kurgulamanın yeterli olmadığını görürüz. Komünalite her şeyden önce zihni bir yenilenmeyi gerekli kılar. Buna paralel olarak demokratik siyaset anlayışını şart koşar. Etkili ve özüne uygun örgütlülükler oluşturabilmek, bu temelde soykırıma karşı halkın direncini ortaya çıkarmak her şeyden evvel bir komünar gibi yaşamayı gerektirir.

Bu anlamda demokratik uluslaşma ve soykırıma karşı direniş en başta özgürlük militanlarında ve bu temelde mücadele yürütenlerin yaşamında temsilini bulmak durumundadır. Eğer böyle yaklaşılırsa siyasi partiler, çeşitli konularda açılan akademiler, kooperatifler, yerel yönetimler, belediyeler, dernekler, vakıflar, mesleki örgütlenmeler hepsi birer komün haline gelecektir.

Toplumsal yaşamın komünal değerler etrafında özgürce geliştirilebilmesi örgütlülük düzeyinin gelişkinliğine bağlıdır. Örgütlülük demek toplumun parçalı gücünün bir araya getirilmesi ve ortak değerler etrafında ruh, düşünce ve irade kazanması demektir. Bu temelde örgütlenmiş ve kimlik kazanmış komünler demokratik Kürt uluslaşmasının olduğu kadar soykırıma karşı direnişin de başarı ve zafer teminatıdır.

Genelde toplumu özelde halkımızı devlete muhtaç olmaktan çıkarıp öz güç ve öz yeterlilik ilkesiyle özgür yaşama yoluna koymanın başka biçimi yoktur. Demokratik özerkliğin içini demokratik komünal örgütlülüklerle doldurmadan, bir statü olarak kabulünü sağlayamayız. İçini seferberlik tarzında bir komünleşme ile doldurduğumuzda açığa çıkan Kürt ulusal bilinci ete kemiğe kavuşmuş olacaktır. Ancak o zaman bir hayal ya da talep olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşmüş olacaktır.

Komün denilince ekonomik ortaklaşma ve paylaşma akla gelmektedir. Hâlbuki komün ekonomik bir kavram değildir. İdeolojik, siyasi, kültürel, toplumsal bir kavramdır. Komünler temel örgütlenme alanlarıdır. Komün, demokratik konfederalizmin zihniyet ve kültürünün öğrenildiği, geliştirildiği, uygulandığı zemindir. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü kültürün hayat bulması, toplumsal yaşamın bu temelde biçim kazanmasıdır.

Komün bir eşitlik, özgürlük, paylaşım birimi olarak, özgürlük mücadelesini yürüten insanlar için canlı ütopya oluşturmuştur. Komün; eşitsizliği, köleliği, sömürüyü topluma reva gören üst toplum yaklaşımlarına karşı, alt toplumun mücadele umudu, örgütlenme ve direniş kalesi olmuştur.

Komünlerde gönüllü çalışma, ahlaki bir sorumluluktur. Gönüllü çalışan insan ihtiyaçlarının giderilmesi dışındaki bir maddiyatı benimsemez. Bununla birlikte çalışmaktan manevi huzur alır. Özellikle hiçbir ekonomik modelin ekolojiyi yok edecek anlayışa sahip olmamasına dikkat edilir. Ekonomik faaliyet bu anlamda komünün sadece bir yönünü oluşturur. Dolayısıyla komün eşitlik, özgürlük idealinin kendisidir. Bu ideal, sömürü sistemi devam ettiği sürece, sürekli olacaktır.

Meclisler ve Meşru Savunma;

“Barış istiyorsan savaşa hazır olmalısın” sözü belki de en çok günümüz için geçerlidir. Hiç bir savaş sadece silahla ve cephelerde yürütülmediğine göre toplumun öz savunmasını yapabilmesi şarttır. Örgütlü olmayan bir kent kendini savunamaz, örgütlü olmayan bir köy kendini savunamaz, örgütlü olmayan bir insan da kendini savunamaz. Savunmasız olan bir toplumla kimse barış yapmaz, sadece ezmeye, bastırmaya, tasfiye etmeye çalışırlar. Bu anlamda her şey sadece çözüme endeksli olamaz, aynı zamanda direniş gücünün yükseltilmesi ve toplumsal inşaya yansıtılması zaruridir.”-Önder Apo-
 
Meşru savunma tüm biçimleriyle demokrasinin bir bileşenidir; demokrasi meşru savunmasız tanımlanamaz. Gerektiğinde direniş iradesi göstermeyenler demokratik olamaz. Demokrasi diğer tüm yöntemler sonuca götürmüyorsa, zor kullanımını meşru sayar.

Demokrasi ile bu bağı nedeniyle meşru savunma dönemsel bir tercihten ziyade, stratejik bir yaklaşımdır. Bir yaşam duruşudur. Bu nedenle kendi başına bir stratejidir ve ilkesel bir tutumdur. İster bir birey ister bir toplum yada halkın yaşamını eşitlik ve özgürlük çerçevesinde sürdürebilmesi için olmazsa olmaz bir ilkeselliktir. Tüm canlılar yaşamlarında bir savunma mekanizmasına sahiptirler. Bireyler ve topluluklar da varlıklarının, değerlerinin korunması için meşru savunmaya ihtiyaç duyarlar. Yaşamak, birey veya halk olarak varlığını korumak sonsuz bir olgu olduğu için meşru savunma da sonsuz olmak zorundadır. Gerektiğinde aktif, gerekmediğinde pasif öz savunma mekanizması olarak hep var olmak durumundadır. Meşru savunma, bu biçimiyle taktik değil, stratejik bir duruştur.

Kürt Halk Önderliği tarafından “Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü Toplum Paradigmasında” mücadelenin olmazsa olmazı olarak tanımlanmaktadır. Yani meşru savunma yaşamsal ve doğal bir olgu olduğu kadar ideolojik bir tercihtir. Mücadele anlayışımızın merkezindedir ve temel esaslarından biridir. Zaman ve koşullar içerisinde içerik ve kapsamı değişebilir; genişleyebilir, daralabilir veya taktik hamlelere dönüşebilir. Fakat her değişimin esas alacağı ölçü ideolojik-felsefi olarak meşru savunmaya biçilen anlamdır. Hiçbir gerekçe meşru savunma anlayışını ekarte edemez ve hiçbir gerekçeyle meşru savunmadan vazgeçilemez.

Meşru savunma onurlu, özgür insan/toplum açısından vazgeçilmez stratejik yaşam duruşudur. Ancak KCK bu anlayış içerisinde şiddeti en son kullanılabilecek bir araç olarak görmektedir. Yine kullanılan şiddetin meşru savunma kapsamında olması tek kabul edilebilir ölçüdür. Bu da KCK’nin özgürlük ahlakından kaynağını alır. Özgürlüğü, ahlakı ve insanlık vicdanını gölgeleyip yaralayacak her türlü şiddet reddedilir ve yine bunlara yönelen her türlü şiddete karşı direnme hakkı meşruiyete dayalı olarak saklı tutulur.

Komün ve meclislerin birçok alanda devletle ve devletçi güçlerle karşı karşıya geleceği açıktır. Devlet iktidar ve sömürü alanlarını kolay bırakmayacak, halkın demokratik iradesinin şekillenmesine kolay göz yummayacaktır. Yasal olarak kabul etse bile komün ve meclisler üzerinden gelişen demokratik halk iradesini saptırmak, engellemek, sınırlamak, etkisizleştirmek ve tasfiye etmek için tüm olanaklarını seferber edecektir. Gerektiğinde şiddet aygıtlarını devreye sokacak gerektiğinde ideolojik aygıtları kullanacak ama en yoğun olarak yasal olmayan yöntemlerle iktidara meşruiyet sağlamayı sürdürecektir.

Bu bizi meclisler ve komünlerde meşru savunma sorunuyla karşı karşıya getirir. Öncelikle belirtmek gerekir ki komün ya da meclis canlı bir organizmadır. Canlı bir yapıdır. Kendisini oluşturan insanların sayılarından öte bir güce ve etkiye sahiptir. Kendini koruyacak bir yapılanması mutlaka olmak durumundadır. Çetelerden, sömürgeci kontrgerilla güçlerinden, bizzat devletten gerek üyelerine, gerek kendilerine, gerekse de bölge halkına dönük her saldırı girişimi, karşısında direnişi bulmalıdır.

Bunun için halkımızın yerelde örgütlediği öz yönetim organlarının kendini çeşitli saldırılara karşı örgütleyecek, harekete geçirecek, ihtiyaçlarını giderecek bir kurumsallaşması olmadır. Bu yeri gelir bu konularda yetenekli, deneyimli bir birim tarafından, yeri gelir birkaç kişi tarafından üstlenilebilecek bir görevdir.

Devletin iktidar odaklarının, güç merkezlerinin cemaat ve hükümet arasında bölündüğü, bütünlüğünü yitirdiği böylesi bir süreçte tüm meclislerimiz ve komünlerimize büyük bir sıçrama yaptırabileceğimiz gibi öz savunma sistemini de geliştirebiliriz. Halkın özgürlük iradesinin merkezileştiği ve eylemselleştiği böylesi zaman ve mekanlarda komün ve meclisleri halkımızın savunma mekanizmaları olarak da ele almamız gerekir. Yaygın meclisleşme ve komünleşme aynı zamanda yaygın bir öz savunma anlamına gelmelidir.

Şu bir gerçektir ki uluslararası bir sömürge olan ve amansız bir soykırım sistemine tabi tutulan Kürt halkının öz savunması her zaman kendine özgü yanlar taşıyacaktır. Halkımız özgün savunma yöntemlerini geliştirmeyi ve kendi değerlerini her koşulda savunmasını ve korumasını bilecektir. Komün ya da meclis bulunduğu alanın öz savunma örgütüdür. Halkın gelişebilecek saldırılar karşısında direnişini, halkın kendi öz savunmasını yapar hale gelmesini örgütlemek temel görevlerinden biridir. Nasıl ki eğitim sürekli yürütülmesi gereken, ertelenemez, başkalarına bırakılamaz bir toplumsal görev ise öz savunma da öyledir. Ertelenemez, başkalarına havale edilemez ve sadece profesyonel birimlerle yerine getirilemez. Bunların dışında ve ötesindedir. Bizzat halkın örgütleyeceği, amaç, gerekçe ve yöntemini halkın belirleyeceği bir meşru savunma duruşu esastır. Öz savunmamızın özgünlüğü de işte bu temelde gelişecektir. Komün ve meclislerimiz halkın güvenliği içine yedirilmiş bir güvenlik yaklaşımıyla hem halkın güvenliğini hem kendi güvenliklerini almak, savunmalarını her şart ve koşula karşı geliştirmek zorundadırlar.

Doğru bir yaklaşımla ele alındığında ve yaklaşıldığında komünler ve meclisler halkımızın binlerce yıldır koruduğu özgürlük umudunun, büyük bir yaratıcılık ve zenginlikle bilince, örgüte ve eyleme dönüştüğü mekânlar olacaktır.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi-PKK sitesinden alınmıştır…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 25 Nisan 2014 by in Genel and tagged , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: