Güncel Gerçek

Suriye’de Kim Kimdir ? – Savaşan Güçler ve Konumları (DOSYA)


ResimŞam…

Mezheplerin ve dinlerin kutsal şehri…

Şiilerin ve Sünnilerin kutsal toprakları…

Ortadoğu’nun kalbi, dengelerin başkenti…

Şam’ı her gün daha da çok eriten bir savaş sürüyor; El-Nusra için geçmişin ve çağın savaşı bu…

 

Hazırlayan: Barzan İso

 

1. Bölüm

 

Suriye Müslüman Kardeşler Cemaati:

Suriye’de yıllardır mezhepler arasında soğuk savaş olarak adlandırılabilecek bir çatışma sürüyordu.

 

Her zaman dini Selefi örgütlenmeler vardı. Bu örgütlenmeler siyasetten uzak, şehir hayatında, medreselerde organize olurlardı, taşrada pek etkin değillerdi. Abdulrahman El Kewakibi gibi ünlü Arap düşünürlerden ilham alan medreseler, dini eğitimden çok kültürel faaliyetlerle uğraşırlardı.

 

Suriye’de ilk cihatçı grup, Müslüman Kardeşler cemaati tarafından 1970’te kuruldu. Cemaatin üyesi Mervan Hadid, Seyid Kutup’un Selefi görüşlerinden etkilenip ”Öncü Savaşçılar” örgütünü kurdu.

 

Hadid 1968-1970 yılları arasında Ürdün’de cihada katılan cemaat üyeleri için bir askeri eğitim kampı kurmuştu.

 

Öncü Savaşçılar, Haziran 1979’da Halep’te topçu okulunda 32 Alevi askeri öğrenciyi infaz ederek Suriye’de ilk mezhepçi çatışmayı başlattı. Çatışma 1982’de Hama’da Esad tarafından yapılan katliamla sonlandı. Daha sonra Esad dini örgütlenmeleri tamamen yasakladı. Müslüman Kardeşler Cemaati üyeliğine idam cezası getirildi. Cemaate üye olma potansiyeline sahip aktif dini kişiler infaz edildi veya zindanlara kapatıldı. Bazı raporlara göre bu süreçte 20 bine yakın insan kaybedildi.

 

Suriye Müslüman Kardeşler Cemaati Suriye’deki Arap Milliyetçisi ilk ve tek İslami örgütlenme. Batılı siyasetçilerin merakla izledikleri Cemaat 1950’lerin başlarında Mısır’dan ilham alarak kuruldu. 1950’lerde Suriye parlamentolarında ve hükümetlerinde yer aldı. Mart 1963’te Baas partisinin iktidara gelmesiyle Cemaat ile Baas arasında çatışma başladı.

 

1970’te cemaatin ilk silahlı kanadı olan ”Öncü Savaşçılar” örgütü kuruldu. Cemaat uzun süre radikal mezhepçi bir politika izledi. Suriye Baas partisiyle çatışmanın kaçınılmaz olduğuna inanan Cemaat 1980’de Irak Baas partisinin arkasına sığındı ve Saddam’ın desteğiyle Irak’ta bir askeri kamp kurdu. Hama’dan sonra Suriye’den kaçan Cemaat üyeleri bu kampta askeri eğitim gördü.

 

1982’den sonra Türkiye ve Irak’a kaçan Cemaat üyeleri derin bir sessizliğe büründü. Cemaatin lider kadrosu Saddam’ın düşüşüne kadar Irak’ta sessizlik içinde kaldı.

 

Suriye krizi öncesi Cemaat toplumda oldukça zayıflamış durumdaydı. Bunun nedenlerinden biri, bir şehir örgütlenmesi olduğundan kırsalda etkisiz kalmasıydı. Ayrıca Cemaatin benimsediği radikal Sünni ve Arap milliyetçisi ideoloji, Suriye’nin kozmopolit toplumuna hitap etmiyordu. Cemaat üyeliğine getirilen idam cezası, Cemaat yöneticilerinin yurt dışında lüks içinde yaşamaları, yaşlılar tarafından yönetilmesi, gençliğe yer verilmemesi gibi etkenler de Cemaatin kitlesini kaybetmesine yol açtı. Cemaat’in içindeki ılımlı Halep kolu ile radikal Hama kolu arasındaki bitmeyen kavga ve 2006’da Abdulhalim Haddam ile birlikte kurduğu cephe Cemaat’in ülke içindeki tabanını neredeyse tümüyle bitirdi.

 

Beşar Esad’ın iktidara gelmesiyle birlikte Cemaat’in çizgisinde bir yumuşama yaşandı. Cemaat 2004 yılında Şam Deklarasyonuna üye olup Baas rejiminin belli konularda reform yapmasını talep etti. 2006’da ise Suriye’den kaçan Suriye başkan yardımcısı Abdulhalim Haddam liderliğinde kurulan Suriye Kurtuluş Cephesi’ne katıldı.

 

Cemaat yöneticileri 2008 yılından itibaren Türkiye aracılığıyla Esad ile dolaylı görüşmeler yaptılar ve reform taleplerini ”Suriye’ye dönüş” talebine indirgediler.

 

2010’da Hamalı Riyad El-Şakfe Cemaat’in lideri seçildiğinde Halepli Ali Sadır El-Beyanoni Cemaat’ten uzaklaştı, Cemaat bölünmeye doğru gitti. Bu kriz 2011’in son aylarına kadar devam etti.

 

Her ne kadar Cemaat Suriye’de taban kaybetmiş olsa da yurtdışında yaşadıkları ülkelerin bürokratlarıyla güçlü bağlar kurmuştu. Mart 2011’de Suriye’de olaylar başladığında Cemaat medya tekeline yönelip, insanları hızla yayılan gösterilerin arkasındaki güç olduğuna inandırdı. Bunu Türkiye ve Katar desteğiyle başardı. Arap medyası Cemaat’in sunduğu görüntüler dışında hemen hemen hiçbir  görüntüyü yayınlamıyordu.

 

Yine, Türkiye ve Katar desteğiyle Cemaat dış muhalefet üzerinde kontrol kurdu. Cemaat sürgündeki muhalifleri toplayıp Ekim 2011’de İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi’ni oluşturdu.

 

Cemaat ”tüm bağların kendi elinde olduğu”  imajını yaratmak istiyordu ama Halep ve Şam gibi büyük şehirlerin yanı sıra gösterilerin kırsalda yayılması bu imajı zayıflattı.

 

Olaylar şiddete yönelip muhalifler silahlandığında Cemaat Türkiye ve Katar yardımıyla dışarıdan gelen finans ve silah kaynaklarının ve belli bazı silahlı grupların kontrolünü ele geçirdi. Ancak kırsalda kurulan silahlı gruplar Cemaat’in elini boşa çıkartıyor. Silahlı gruplar üzerindeki Cemaat kontrolü silah ve para akışına bağlı, bu akış durduğunda bu bağlar da kopuyor. Ayrıca Selefilerle Vahabiler Cemaat’e pek de sıcak bakmıyorlar.

 

Bazılarına göre Faruk Tugayı Cemaat’e bağlı silahlı gruplardan biriydi. Ancak bu bağlar çabucak koptu. Yine, Cemaat’in Suriye Kurtuluş Cephesi’ni desteklediği söylense de Cephe Selefi bir görüşe sahip. Cemaat üzerinden bir süreliğine finansal destek sağladığı, sonra da bağlarını kestiği söyleniyor. Cemaat Hama, Rakka, Halep ve İdlib’te  silahlı gruplar kurabildi ama cihatçı ve Selefi grupların karşısında hiç şansı yok gibi görünüyor. Cihatçıların ve Selefilerin finansal kaynakları Cemaat’ten çok daha güçlü durumda. ​

 

Saray Şeyhleri ve Cihat: 

1990’lı yılların başında Esad’ın gözetiminde dini medreseler ve şeriat okulları kurularak yandaş tarikat şeyhlerinin önü açıldı. Bu fırsattan yararlanan önde gelen iki isim Mohamed Said Ramazan Boti ve Şeyh Ahmad Keftaro oldu. Boti ve Keftaro dini örgütlenme ve dini okullarını yürütürken her fırsatta Esad’ı övmekten kaçınmıyor, sipariş üzerine fetva veriyorlardı. Esad da Alevi olmasına rağmen Cuma ve Bayram namazlarında en ön saflarda görünmeye özen gösteriyordu.

 

Esat, 1990’larda Afganistan, Çeçenistan ve Filistin’de kurulan cihatçı örgütlemeleri fırsat bilerek ülkeyi radikal unsurlardan temizlemeye başladı.

 

2003’te Bağdat’ta Saddam’ın heykelinin yıkılması tüm Arap liderlerde endişe yarattı. Esad bu süreçte bir yandan ülkedeki demokrat güçleri tasfiyeye diğer yandan ise  radikal İslamı canlandırmaya başladı. Suriye devlet kanalı artık Suriyelileri Irak’ta cihada katılmaya teşvik eden programlar yayınlıyordu. Bu programlara paralel olarak Saray şeyhleri fetva çıkartmaya başladı.

 

26 Mart 2003’te Suriye Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Kıftaro tüm Müslümanları Irak’ta cihada çağırıyordu. Kıftaro ”Irak’ta Siyonist Amerikalı ve İngilizleri yenmek için intihar saldırıları başta olmak üzere mümkün olan tüm cihat yollarına başvurulmalı” fetvası çıkartmıştı.

13 Haziran 2003’te Mohamed Said Ramazan Boti gençleri ”Cihat görevini yere getirmeye” çağırıyor ”bugün cihat, Irak’ın İslami topraklarında hiç olmadığı kadar üstün bir görevdir” fetvası çıkartıyordu.
Suriye’de ”Irak destek komiteleri” adı altında cihatçı gruplar bu süreçte kuruldu. Suriye, Irak’a giden cihat yollarının en güvenlisi olmuştu. Esad Irak’ta El-Kaide’nin asıl destekleyicisi olmuş, Suriye’yi mücahitler için en güvenli yol haline getirmişti.

Esad, El-Kaide’yi kullanarak 2008’de ABD ile iyi bir ilişki kurabildi. Esad ve cihatçı gruplar bu tarihten sonra yol ayrımına geldi ama bu süre zarfında Irak’ta cihada katılmış yüzlerce Suriyeli ülkeye geri dönmüştü bile.
27 Eylül 2008’de Şam’ın El-Kazaze semtinde istihbarat merkezlerini hedef alan bir intihar saldırısı yapıldı.  Suriye resmi olarak bu saldırıdan El-Kaide’yi sorumlu tuttu. Esad, ABD ile ilişkileri düzeltir düzeltmez cihatçılara karşı  operasyon başlatıp  Irak’ta savaşa katılan Suriyeli Cihatçıları Seydnaye hapishanesine kapattı. Seydnaye Suriyeli Cihatçılar için ideolojik bir eğitim kampına dönüşürken bazıları rejim tarafından tasfiye edildi.

Suriye’de ayaklanma:

 

15 Mart 2011’de Suriye’de başlayan ayaklanmayı Esad kanlı bir şekilde bastırmaya çalıştı. Binlerce sivil ve barışçıl gösterici Esad güçlerince katledildi veya kaybedildi. Rejimin kullandığı şiddete karşı Körfez ülkelerinin yönettiği Arap medyası ”Suriyeli göstericilerin meşru savunma hakları yok mu?” diye tekrarlayıp durdu. Örgütsüz Suriye halkı resmen silahlanmaya teşvik edildi.  

 

Temmuz 2011’de Ordu’dan firar edip Türkiye’ye sığınan Huseyin Harmoş liderliğinde ”Özgür Subaylar Alayı” adı altında ilk silahlı grup kuruldu. Kısa bir süre zarfında İdlip ve Humus kırsalında rejim güçleriyle küçük silah gruplar arasında çatışmalar başladı. Rejim kullandığı aşırı gücü meşru göstermek için bu çatışmaları kullandı.

 

Özgür Subaylardan sonra Suriye’de silahlı örgüt kurmak adeta bir modaya dönüştü. Her gün 10’larca silahlı grubun kuruluşu ilan ediliyordu. Kısa zamanda sayıları 1200’ü bulan bu grupların büyük bir kısmının Türkiye’deki Apaydın mülteci kampından yönetildiği iddia edilegeldi.

 

Silahlı grupların liderleri Türkiye ve Ürdün’de defalarca toplanıp aralarında birlik kurmaya çalıştılar. Ancak amaçları bağlı oldukları ülkelerin çıkarlarıyla çeliştiği gibi Suriye muhalifleri arasındaki siyasi çelişkiler de birleşmeye engel teşkil ediyordu. Onlarca birleşme modeli geliştirilse de  bu birleşmeler çok kısa sürdü ya da hiç pratiğe geçmedi.

 

Suriye’de ”Özgür Suriye Ordusu” adı altında kurulan yüzlerce silahlı grup disiplinsiz, dağınık ve komutasızdı. Yine 10’larca grubun temel amacı Tarım Mahsul ofisleri gibi piyasada hızlı satılabilecek maddelerin depolandığı yerlere ulaşmak, bunları çalmak ve satmaktı, hırsızlık bittiğinde bu gruplar da dağılıyordu. Silahlı grupların disiplinsizliği ve kötü şöhreti onları yenilgiye mahkum etti. 

 

2011’in sonlarına doğru Rejim de elindeki tüm kozları kullanmak üzere harekete geçti. Esad zindanları cihatçılardan ve Selefilerden boşaltmaya başladı. Bugün İslami Cephe ve El-Nusra  gibi önemli cihatçı grupların başındakiler 21 Haziran 2011’de Cumhurbaşkanının çıkarttığı af kapsamında Seydnaye hapishanesinden serbest bırakılan cihatçılardır. Esad, Batılıları ”El-Kaide ile çatıştığına” inandırıp uluslararası meşruiyet kazanmayı hedefliyordu.

 

Esad Batılıları ikna etmeye çalışırken Avrupa, ABD ve Arap Krallıkları bunu bir fırsat olarak değerlendirip radikal dincilerden kurtulma arayışına girdiler. Aralarında Rusya ve Türkiye de olmak üzere birçok ülke cihatçılar için tek yönlü bilet kesti. İngiltere ise Suriye’de cihada katılan vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkarttı. En çok aranan El-Kaide üyelerinin Suriye’de oldukları duyurulmaya başlandı.

 

Bunlara paralel olarak da Körfez ülkeleri başta olmak üzere ”Suriye’de Cihat” için fetvalar çıkartıldı, cihat çağrıları yapıldı.
Mülteci Suriyeli kadınlarla ”Evlenme Cihadı” adı altında fetvalar verildi. Ürdünlü bir Selefi şeyh ”gücü olan bir Müslümanın 50 Suriyeli kadınlı evlenmesinin sevap olduğu” yönünde fetva verdi. Cihatçılar Suriye’ye gönderilirken savaştan kaçan kadınlar da Şeyhlerin payına düşüyordu. Suriye mülteci kampları cariye piyasasına dönüştü.

 

Haziran 2013’te ”Ümmetin Din Alimleri” organizasyonu olarak bilinen Selefi Şeyhler Kahire’de bir konferans düzenleyip Suriye’de cihatın dini bir yükümlülük olduğunu oy birliğiyle ilan ettiler…

 

El-Kaide:

 

Osama Bin Ladin’in Pakistan’da öldürülmesiyle ağır darbe alan El-Kaide, Ortadoğu’daki değişim sürecini ”safları güçlendirip tekrar sahneye çıkmak için” bir fırsat olarak değerlendirdi.
Ortadoğu’daki değişim süreci şiddetle buluştuğunda cihatçılar için kapılar açılmıştı. Yıkım ve savaş cihatçı grupları Suriye’ye çekmiş, Suriye toplumunda kabul görmeyen cihatçılar kısa bir sürede belli medya kuruluşlarının da yardımıyla “Özgürlük savaşçıları” olmuştu…

 

El-Kaide merkeziyetçi olmayan bir örgütlenme şekline başvurup terminolojisini yeniledi. Cihadı daha kitlesel bir hale getirmek için ”Mühacirin” yani uluslararası cihatçıların yanı sıra ”El-Ensar” yani yerel destekçiler de müfredata eklendi. Ensar’ın bir cihat geçmişi olması şart değildi. Sadece destekçisi olması yeterliydi. Dolayısıyla Tunus’ta Ensar Şeria (Şeriat destekçileri) Mali’de Ensarül-din gibi cihatçı örgütlenmeler kuruldu. Bunlar Abo Musaab El-Suriye’den ilham almıştı.

Suriye’de ise 2011’de hapishanelerdeki cihatçıların Esad tarafından serbest bırakılması ve ülkedeki yıkıcı iç savaş El-kaide için uygun atmosferi yarattı. 2011’in sonlarına doğru El-Nusra kuruldu ve İdlip kırsalında faaliyete başladı. El-Kaide toplumun içine yerleşmeye başladığında Esad güçleri bunu  görmezden geldi.

 

2012 Haziranı’ndan sonra Esad güçleri Türkiye sınır bölgelerinde kontrolü kaybetti. Türkiye ise El-Kaidecilere sınır kapılarını açık tuttu. Yemen, Pakistan, Çeçenistan, Libya, Afganistan, S.Arabistan ve Türkiye’den gelen binlerce cihatçı Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yaptı.

 

Cihatçı kargo şirketleri devreye girmiş, dünyanın dört yanından Suriye’ye cihatçı transferi başlamıştı. Mücahitler cennet anahtarlarıyla “cennete açılan tünel” olduğuna inandıkları Suriye’ye akın ediyorlardı. AFP’ye konuşan cihatçı yakınları ”çocuklarımız Türkiye’ye çalışmaya gidiyorlar ama kısa bir süre sonra Suriye’de öldürüldükleri haberini alıyoruz” diye anlatıyordu yaşadıklarını.  Irak Kürdistan Federe Bölgesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, sadece Soran bölgesinden 300’e yakın Kürt, Ensar El-İslam tarafından Suriye’ye cihada gönderilmişti. El-Kaide bu süreçte Abo Musaab El-Suri’nin görüşlerini temel alarak yerel örgütlenmeler kurdu. Peki El-Nusra’nın ismini bile kitaplardan kopyaladığı Abo Musaab kim?

Abo Musaab Halep doğumlu bir mühendis. 1968’de Öncü savaşçılar”ın temelini atmak için Ürdün’de askeri eğitim görmüş. 1982’den sonra Müslüman Kardeşler Cemaati’nin Saddam Hüseyin ile yaptığı anlaşmalara karşı gelerek Öncü Savaşçı örgütten ayrılıp Afganistan’da cihada katılmış. Taliban hareketinde ve El-Kaide’de önemli yerlere gelen Abo Musaab, Bin Ladin ve Malla Mohamed Omer yanında çalışan biri olarak biliniyor. Kandahar’da Arap cihatçılara hitap edecek ”Şeriat” adıyla bir Arapça gazete çıkardı.

Ulusal ve uluslararası cihadı konu alan sekiz kitabın yazarı olan ve El-Kaide’nin akil adamı olarak bilinen Abo Musaab El-Suri, Suriye’de cihadın temeli atmak için iki kitap yazmış: ”Suriye’de cihatçı tecrübelerine bir bakış” ve ”Sünni Halk Şam’da Nusayri, Haçlı ve Yahudilerin kıskancında”. Abo Musaab El-Suri Yahudi, Alevi, Şii ve Dürzileri Suriye’de cihat projesinin düşmanları ve Suriye rejimini de bir kafir rejim olarak tanımlıyor. Abo Musaab 2005 yılında ABD tarafından Pakistan’da yakalanıp Suriye’ye teslim edildi. Ancak 2011 sonunda Esad’ın çıkarttığı af kapsamında serbest bırakıldı. Daha sonra kayıplara karışan Abo Musaab’ın Nusra’nın asıl yöneticisi olduğuna dair söylentiler var. 1960’larda Şam’da Sünni Müslümanları Nusra’ya -Cihada- çağırmış olan Abo Musaab ”geleneksel cihatçı örgütlenmelerin bugünkü dünya konjonktürüne uymadığını, bu nedenle El-Kaide’nin lokal küçük gruplar şeklinde örgütlenmesini” savunuyor.

El-Nusra cephesi

24 Ocak 2012’te internet üzerinden bir ses kaydı paylaşılıyor. Konuşan ”Abo Mohamed El-Collani” diyor kendisine. Collani cihat çağrıları üzerine ”El-Nusra Cephesi” kurduklarını ilan ediyor.

Söylentiye göre El-Collani Irak’ta Zerkavi liderliğinde El-Kaide’de cihada katılmış bir Suriyeli. 2011’in ortalarında El-Kaide’nin Irak kolu ”Irak İslam Devleti” emiri Abo Bakir El-Bağdadi Suriye’nin El-Kaide kolunu kurmak amacıyla Collani’yi görevlendirmiş. El-Nusra cephesi ideolojisini ve ismini Abo Musaab’ın kitaplarından aldı.

Collani El-Nusra’yı ilan ederken bunu açık bir dille belirtiyor. Diğer El-Kaideci grupların aksine El-Nusra hemen El-Kaide’ye bağlılığını ilan etmedi. Bunun için Aralık 2012’de ABD’nin El-Nusra’yı terör listesine almasına kadar bekledi. Irak’ta veya Kuzey Mali’de olduğu gibi bir İslami eyalet veya devlet de ilan etmedi. Kendini ”Şam Bölgesi cihatçıları” olarak adlandırdı. Irak ve Şam İslam devleti kurulana kadar El-Nusra El-Kaide’ye bağlılığını ilan etmedi, sessizce Özgür Ordu çatısı altında Suriye’de yayıldı.
El-Nusra’yı geleneksel El-Kaide’den farklı yapan da, lokal örgütlenmelerle çalışmayı esas alıp çatışmaktan kaçınması ve böylece muhaliflerin arasına kolayca sızabilmesiydi

 

Nusra’nın hızlı güçlenmesinin bir diğer nedeni de Özgür Ordu’nun aksine disiplinli olması ve kapılarının herkese açık olmamasıydı. El-Nusra’ya iki tür üyelik mümkündü: İki ay Cihat eğitimi gördükten sonra El-Nusra’ya yakın şeyhlerden onay almak ya da cihat alanlarında kendini ispatlamak. Uzun zaman rejim güçleriyle çatışmaktan kaçınan El-Nusra, rejimin denetiminden uzak taşra toplumu arasına yerleşti ve cihatçıların Suriye toplumuna yerleşmesine köprü oldu, Yaygın kanıya göre dış dünya ile El-Nusra’nın ve cihatçıların köprüsü ise Türkiye oldu.

Suriye’ye binlerce cihatçının yerleşmesine Suriye Ulusal Konseyi ve daha sonra koalisyon destek verdi. ABD El-Nusra cephesini terör listesine aldığında başta Suriye Muhalefet Koalisyonu başkanı Muaz El-Hatip olmak üzere birçok Suriyeli muhalif bu kararı sert bir dille eleştirdi. Hatip ”Suriye’de halk için kendini feda eden bir tarafı terör listesine alma kararı doğru değil ve tekrar gözden geçirmeli” dedi.
El-Nusra daha sonra ÖSO’nun tugayları ile birlikte Esad güçlerine karşı savaştı. Hatta birçok ÖSO eylemi Nusra tarafından planlandı. Nusra’nın katılmayı kabul etmediği eylemler erteleniyor ya da iptal ediliyordu. El-Nusra genellikle cephe savaşından kaçınıyor daha çok intihar saldırıları veya bombalı saldırılar düzenliyordu. Bu tür saldırılarda en çok siviller can veriyordu. Aslında Suriye’de muhalefet, rejim, cihatçılar… tümü için ”hedefe giden her yol mubahtı”.

Yüzlerce sivil El-Nusra’nın planladığı intihar ve bomba saldırılarında hayatını kaybederken muhalifler El-Nusra’nın terör listesine alınmasını protesto etmek için 14 Aralık 2012’de ”Hepimiz El-Nusra Cephesiyiz” haftası başlattı. Bir hafta boyunca yapılan her yürüyüş ve eylem bu amaca -El-Nusra’ya- hizmet edecekti. Dış muhaliflerin El-Nusra’ya bu kadar çok sahip çıkmalarının nedeni ise iki tarafın finansmanı ve patronunun aynı olmasıydı. El-Nusra uzun süre selefi şeyhleri tarafından toplanan bağışlarla finanse edildi.

El-Nusra güçlendikçe kendi bağımsız ekonomisini oluşturmaya başladı. Halep’teki tarım mahsul depolarını ele geçirdi, Halep sanayi bölgesini kontrolü altına aldı, Daire Zor ve Hasake’de petrol kuyularını ele geçirip Türkiye’ye Tıl-Abyad üzerinden kaçak petrol satmaya başladı. Yine, Halep’te büyük kar getiren ulaşım firmaları kurdu. Türkiye’den silah gönderildiği iddiaları da çok sık dile getirilen El-Nusra Halep ve İdlip yakınlarında Suriye ordusunun silah depolarına saldırıp büyük miktarda mühimmat ele geçirdi.

El-Nusra kendisine bağlı muhacirin ve Ahrar Şam gibi ÖSO grupları kurdu. Üs yerlerini dikkatlice seçiyor, genellikle savunması kolay ve stratejik yerlere üsleniyorlardı. Kasım 2012’de El-Nusra Halep’in batısında kalan stratejik Şeyh Süleyman askeri üssünün kontrolünü ele geçirip Halep ile İdlip arasında kalan stratejik bölgede egemenlik sağladı. Bu üs daha sonra El-Nusra’nın en önemli askeri üslerinden biri oldu.

El-Nusra Halep’in en büyük ilçesi olan El-Bab’ın kontrolünü ele geçirdi ve ilk iş olarak bir şeriat mahkemesi kurdu. Bu sürede Selefi cihatçı gruplar mantar gibi çoğalmıştı. Dışarıdan gelen mücahitler de kendi cihatçı gruplarını kurmuşlardı. Cihat satılması kolay bir markaydı. Aslında dışardan gelen maddi yardımların büyük kısmı bu gruplara geliyordu. Öyle ki, Taliban bile ilan edildi Suriye’de. Buna paralel Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinde Suriye’deki cihadı destekleyen Safa TV, El-Haliciye TV  ve Wisal TV gibi selefi TV kanalları açıldı.

El-Nusra, Tevhid Alayı, Ahrar Şam ve Faruk alayı kontrolü sağladığı birçok bölgede ”Dörtlü Şeriat İdareleri” kurdu. Bu idareler yargı, yürütme ve yasama misyonunu aynı anda görüyordu. Bunlar daha sonra IŞİD tarafından güçlendirildi.
El-Nusra, Suriye İslami Cephe ve Ahrar Şam Şubat 2013’te Rakka şehrinin kontrolünü ele geçirdiler ve aynı gün şehir meydanında 3 subayı infaz ettiler. Daire Zor’da rejimle muhalifler arasında çatışmalar şiddetlendiğinde El-Nusra çatışmalara katıldı ve dengeyi değiştirdi. Şehrin birçok yerinden Rejimi çıkartıp petrol alanları üzerinde kontrol sağladı. Buna karşı çıkan Özgür Suriye Ordusu komutanı Riyad El-Esaad’ı Abo Kamal ilçesinde düzenledikleri bir suikastle ortadan kadırdılar. 

 

El-Nusra güçlendikçe ÖSO ile çatışması da şiddetlendi. ÖSO komutanları Rejime ajanlık yapmakla suçlanıp öldürüldü. El-Nusra bu süreçte bölgesinde çalışan muhaliflerin zimmetini istedi. Rakka’da bunu kabul etmeyen Rakka Yerel Meclisi Başkanı Abdullah Halil El-Nusra tarafından kaçırılıp kaybedildi. Muhalefet Koalisyonuna bağlı Yerel Meclisler El-Nusra’ya ve daha sonra IŞİD’e bağlılık yemin etmek zorundaydılar. El-Nusra bu süreçte Rojava bölgesine yöneldi ve petrol alanlarını ele geçirmek istedi. Ancak Serêkanîye’de YPG tarafından ağır darbeler alan El-Nusra Rojava’da ilerleme şansı bulamadı.

Irak Şam İslam Devleti

9 Nisan 2013’te Irak’ın El-Kaide kolu ”Irak İslam Devleti”nin emiri Abo Bakir El-Bağdadi El-Nusra ile birleşip Irak ve Şam İslam Devleti’ni kurduklarını ilan etti. El-Bağdadi tüm cihatçı grupları kendilerini feshedip IŞİD’e katılmaya çağırdı.
El-Bağdadi’nin bu açıklaması El-Nusra’yı da şok etti ve Collani’nin cevabı gecikmedi. 10 Nisan’da Nusra Emiri El-Collani bir ses kaydı yayınlayarak El-Bağdadi’nin kararından haberi olmadığını söyledi.

El-Nusra emiri Irak İslam Devleti’yle birleşmeyi reddetti. Aslında El-Collani bir İslam devleti ilan etmek için koşulların oluşmadığının farkındaydı. El-Collani El-Kaide’nin Irak’taki hatalarının Suriye’de tekrarlanmasından kaçınıyordu. Irak’ta El-Kaide halk tabanına inmemişti. El-Kaide emiri Aymen El-Zewahiri Collani için çıkış yoluydu. El-Zewahiri’ye başvurup Irak’ın El-Kaide koluyla yaşadığı sorunda hüküm vermesini istedi. El-Zewahiri de birleşmeye karşı çıktı..

Birçok araştırmacıya göre El-Bağdadi Collani’nin kontrolden çıkmasından korkuyordu, Suriye’ye gelip Irak ve Şam İslam Devleti’ni bu nedenle ilan etti.

Haziran 2013’te El-Bağdadi yayınladığı bir ses kaydında Irak ve Şam İslam Devleti’nden vazgeçmeyeceğini söyleyerek El-Zewahiri’nin kararına karşı çıktı. Her şey önceden planlanmış bir oyun gibiydi. Bu ses kaydından sonra yabancı cihatçılar veya El-Kaide’nin tabiriyle Muhacirler Irak Şam İslam Devleti’ne katıldılar. Yine, IŞİD ilan edilir edilmez, dışarıdan gelen cihatçıların çoğu El-Nusra’dan çekilip IŞİD’e katıldı. Dolayısıyla daha önce El-Nusra’nın kontrolündeki birçok bölge kısa bir sürede IŞİD’in kontrolüne geçti.

Bu süreçte önemli bir gelişme daha oldu. Haziran 2013’te IŞİD Irak’ta Abo Garip hapishanesine saldırıp tüm El-Kaide’li tutukluları serbest bıraktı. El-Kaide’nin en önemli lider kadrosunun serbest kalması Suriye’de dengeleri değiştirdi. IŞİD güçlendikçe ÖSO ve Selefi gruplarla çatışması şiddetlendi. Rakka’da Selefi Ahfad El-Resol ve Ahrar Şam ile çatışıp esir aldığı üyeleri infaz etti.

Bugün Halep merkezin birkaç mahallesi ve Şam dışında hemen hemen hiçbir yerde El-Nusra kalmadı. El-Nusra’nın çoğu karargahı ya IŞİD’e teslim edildi veya zorla kontrol altına alındı. Eyaletteki Özgür Ordu grupları, Selefi gruplar ve halk Bağdadi’ye sadakat yemini etmek zorunda bırakıldı. Rakka’dan sonra Daire Zor’da da El-Nusra etkisini kaybetti.

Azaz, El-Bab, Munbej, Tıl Abyad, Tabka, Abo Kemal ve birçok şehrin kontrolü, kanlı çatışmalardan sonra IŞİD’in eline geçti. El-Kaide’ye yakın web sayfalarında yayınlanan raporlara göre sadece Arap ülkelerinden 10 bine yakın cihatçı Suriye’de IŞİD’e katılmış. Avrupa ve ABD’den IŞİD’e cihatçıların katılımı da devam ediyor.

Belçika ve Fransa içişleri bakanları birlikte düzenledikleri bir basın toplantısında Avrupa’dan Suriye’de El-Kaide’ye katılan gençlerin sayısının arttığını, bunların Avrupa için büyük bir tehlike oluşturduklarını dile getirdiler. İki bakan da Avrupa’dan Suriye’de El-Kaide’ye katılanların sayısının 1500 ile 2 bin arasında olduğunu hatırlattı. Rusya yetkililerine göre 400 Rusya vatandaşı Suriye’de El-Kaide’ye katılmış. Rusya bunların geri dönüp Çeçenistan’daki cihatçı gruplara katılmasından endişe duyuyor…

Türkiye’den IŞİD’e katılanların sayısı belirsiz. Ancak internet ortamında paylaşılan görüntülere bakılırsa epey bir katılım olduğu söylenebilir.
İslami Cephe

22 Kasım 2013’te Aljazeera TV’de canlı yayında kuruluşunu ilan eden İslami Cephe aslında İslamcı muhalifleri destekleyen ülkeler arasında bir koalisyona benziyor. El-Nusra cephesi gayriresmi olarak bu cephe içinde yer alıyor.
Suriye’deki en önemli yedi silahlı gruptan oluşan cephenin nihai amacı  IŞİD’inkinden pek de farklı değildi.

 

İslami Cephe’de yer alan silahlı gruplar özenle seçilmişti. 2011’in sonunda Seydnaye hapishanesinden Esad’ın affı ile serbest bırakılan Zahran Aloş Cephe’nin lideri olarak seçildi. Yine aynı afla serbest bırakılan Ahrar El-Şam lideri Hassan Aboud ve Sokor El-Şam lideri Ahmet İsa Şeyh de yönetimde bulunuyor.

İslami Cephe’de yer alan gruplardan İslam Ordusu Suudi Arabistan tarafından desteklenen Vahabi bir grup olarak biliniyor. Ahrar El-Şam’ı ise Kuveyt selefilerinin finanse ettiği söyleniyor. Ahrar El-Şam uzun süre El-Nusra cephesiyle IŞİD çatısı altında çalıştı. Yine El-Nusra ile IŞİD tarafından yurtdışından gelen silahların sevkiyat adresi olarak kullanıldı. Son süreçte Rakka, Cerablus, Bab El-hava ve Tıl Abyad’da IŞİD ile çatışan Ahrar el-Şam Tıl Berak ve Tıl Hamis’te IŞİD’e bağlılık yemini etti.

Cephe içinde yer alan gruplardan Livaa El-Tevhid’in Katar ve Türkiye tarafından desteklendiği söyleniyor. Bu grup Ahrar Şam ve Nusra ile aynı bölgelerde çalıştı. El-Nusra ve Ahrar Şam ile birlikte dörtlü şeriat idaresi içinde yer aldı. El-Nusra’nın yönetimi IŞİD’e devrettiği bölgelerde Tevhid birlikleri ya çekilmek zorunda kaldı ya da bağlılık yemini etti.

Emiri Abo Abdullah El-Kurdi olan Kürt İslam Cephesi’nin ise Türkiye’de kurulduğu söyleniyor; Suriye’de El-Kaide’nin Kürt kolu. Tıl Koçer ve Daire Zor bölgelerinde Federal Kürdistan ve Türkiye’den gelen Kürt mücahitleri karşılayıp yerleştiriyor. IŞİD’in kontrolünde olan bölgelerde birlikte çalışıyor, diğer bölgelerde ise İslami Cephe’yle birlikte hareket ediyor. Kürt İslam Cephesi Tıl-Abyad ve Rakka’da bazı Kürt köylerinin kontrolünü ele geçirip bir İslam emirliği ilan etti.

İslami Cephe’yi oluşturan diğer gruplar ise Sokor El-Şam tugayları, Ensar Şam tugayları ve Hak tugayı. IŞİD 23 Aralık 2013’te bir açıklama yaparak İslami Cephe’yi bir düşman projesi olarak tanımladı ve Cephe’ye savaş ilan etti. IŞİD’e göre İslami Cephe Irak’taki El-Kaide karşıtı silahlandırma projesinin bir devamı.

Suriye’deki savaşta son durum

22 Aralık 2013’te İdlip’te İslami Cephe kontrolündeki 19 Dürzi köy halkı ”Müslüman” olduklarını ilan etmek zorunda bırakıldı. Dürziler radikal Sünni Müslümanlara göre kafir addedildiği için bu köyler adeta yeniden fethedildi. Ahrar El-Şam ve İslam Ordusu ile El-Kaide’nin Suriye uzantısı IŞİD ve El-Nusra’ya göre Suriye toplumu üçe ayrılır; Müslümanlar, yani Sünni Müslümanlar. Zımmiler – İslam egemenliğini kabul eden gayrimüslimler- Hıristiyanlar, ki bunlar fidye ödemek zorunda ve son olarak dini reddedenler, bunlar da Aleviler, Dürziler ve laik kesimler.

El-Kaide ve Selefilere göre Suriye’de olanlar bir mezhep çatışması değil. Halkla diktatör arasında bir savaş hiç değil. Suriye’de olan geçmiş savaşların devamı. Müslümanlarla -yani Sünni Müslümanlarla- kafir Safeviler arasında bir savaş. Onlara göre bu kafir rejimi yenmek ve Şam topraklarına şeriatı  getirmek Allahın emri.  Suriye’ye cihad için artık sadece Sünniler gelmiyor. Şiilere göre de Şam topraklarını güvenli tutmak dini bir görev. Dolayısıyla Irak Hizbullahı, Lübnan Hizbullahı ve Abu Fazıl El-Abasi tugayları başta olmak üzere Yemen, İran ve Irak’tan onlarca Şii grup Esad güçlerine destek olmak için Suriye’ye yönelmiş durumda.

 

IŞİD bölgelerinde sistem

 

Irak ve Şam İslam Devleti IŞİD bugün Suriye’de geniş bir bölgeyi işgal etmiş durumda, bu bölge Kilis’in karşısındaki Azaz’dan başlayıp Irak sınırlarına kadar uzanıyor, haritada siyahla gösterilen bölgeler IŞİD’in kontrolündeki bölgeler. IŞİD bu bölgelerde hakimiyetini terör estirerek sağladı. Kontrolü ele geçirdiği bölgelerde şehir meydanlarında insanları infaz ederek ve infaz görüntülerini internetten yayınlayarak korku yaymaya devam ediyor.  IŞİD bu bölgelerde bir defacto şeriat rejimi kurmuş durumda. Her bölgenin başında bir emir bulunuyor, emirler genellikle dışarıdan gelen cihatçılardan seçiliyor. Bölge emirleri direk İslam devletin halifesi – yani IŞİD emiri – Abo Bakir El-Bağdadi tarafından atanıyor.

Bölge emirleri kendi bölge sınırları içerisinde şeriat idaresini; yasama, yürütme ve yargı merci olarak yönetiyor. Burada emir beylerin beyi, kimse kararlarına karşı çıkamıyor, karşı çıkmak imansızlık olarak görülüyor. IŞİD ayrıca Müslüman polis gücü kurmuş. Müslüman polis gücü namaz vakitleri şehri dolaşıp namaza gelmeyenleri cezalandırıyor. Bu ceza genellikle kırbaçlama. IŞİD’e bağlı şeriat mahkemeleri şeriat kanunlarıyla ceza dağıtıyor. Bu mahkemelere göre nikahsız kadınların evin dışına çıkmaları suç ve kırbaçlamayla cezalandırılıyor, ayrıca kadınların sandalyeye oturması da suç. Şeriat mahkemelerine göre alkol, sigara, küfür, tanrıya kötü söz söylemek suç ve cezası idama kadar gidiyor. El-Kaide’nin Suriye’de kurmak istediği ”şeriat devleti”nden daha korkutucu olan şey ise El-Kaide tarafından eğitilen çocuklar.  El-Kaide çocuklar için cihat kampları kuruyor, buralarda cihat, silah ve din dersleri veriyor. Neredeyse herkesin kendi evinde silah ve mühimmat ürettiği bugünün Suriyesinde bu çocuklar geleceğin yıkıcı gücü olma potansiyeli taşıyor.

 

Kaynak: www.kurdistan24.org/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 25 Nisan 2014 by in Genel.
%d blogcu bunu beğendi: