Güncel Gerçek

AKP Binmiş TOMA’ya Toslayacak Kayaya


VEYSİ SARISÖZEN

 

BRÜKSEL –
Cengiz Çandar, “tatile çıkarken” yazdığı yazıda “bir iddia”dan söz
etti. Şöyle: “Bir iddiaya göre, Nevruz’un ‘intikamı’ alınmış. Nevruz’da
mülki idare, kutlamaları engellemeye kalkmış ama 1 milyona yakın insan
selinin altında kalmışlardı. Bu kez, ne yapıp yapıp, BDP’nin mitingini
yaptırtmayarak “Devlet halktan daha güçlüdür” mesajını vermek istemişler
anlaşılan.”

Çandar’ın “bir iddiaya göre” dediği “Nevruz’un
intikamı”
nı alma amaçlı yasaklamayla ilgili Diyarbakır Valisi açık bir
itirafta bulundu bile. Vali Mustafa Toprak aynen şöyle dedi:

“18
Mart Nevruz kutlamasında olduğu gibi dün de izinsiz olmasına rağmen
miting yapacaklarını düşündüler. 18 Mart’ı yanlış değerlendirdiler.
Devletin gücünü gözetmediler. Bunun bir aciziyet olduğunu düşündüler.
Devlet istediği için 18 Mart’ta kimsenin burnu kanamamıştır.”


Şimdi
ise “istediği için” Pervin Buldan’ın ayağı kırılmıştır. Pek çok kişinin
“burnu kanamıştır”. Vali açık konuşuyor. Onun demek istediği açık: Biz
bu yasağı, halkı direnişe mecbur edip, onun karşısında devletin ‘aciz
olmadığını” kanıtlamak ve 18 Martın öcünü almak amacıyla koyduk…

Demek
ki, mesele “silah bulundu”, “duyum alındı”, “yan yatıldı, çamura
batıldı”
filan değilmiş. Geçen Newroz’da barikatları yıkılan devletin,
bu defa halka haddini bildirmesiymiş.
Demek istiyor ki, “devlet isterse
kimsenin burnu kanamaz, ama devlet isterse 14 Temmuzda olduğu gibi
Milletvekilinin ayağı kırılır”…

Bu gerçeğin ta kendisidir. Bizim de dediğimiz budur.

Vali,
AKP Hükümetinin İçişleri Bakanı tarafından verilen “Newroz’un
intikamını alın”
emrini, Amed’de zorbalıkla yerine getirmekle kalmamış,
bu emri itiraf da etmiştir. Çandar’ın duyumu doğrulanmıştır.

İyi de, İçişleri Bakanının Valisi Newroz’un “intikamını” alabilmiş midir?

İstasyon
Meydanı’nın polis tarafından “zaptedilmesine” ve Vekillerin bile
saldırıya uğramasına bakılırsa, “intikam” alınmışa benziyor.

Yani
AKP Hükümeti, 18 Mart’da Newroz Alanına barikatları yıkarak dolan bir
milyon Amedliyi bu defa İstasyon Meydanına sokmamış…

On bin kere maşallah, yüz bin kere bravo…

Vali
“intikam” almıştır, ama, “intikam” alırken, 18 Marttan beter bir
“acziyete”
yuvarlanmıştır. TOMA’ya binen Tayyip Erdoğan, Amed’de halk
denilen kayaya toslamıştır.
Şöyle:

Newroz yalnız Amed’de
kutlanmadı. 18 Mart günü AKP hükümetinin yasakları yalnızca Amed’de
kırılmadı. Hatta bunlar yalnız Kürdistan’da da olmadı. Tüm Türkiye’de,
nerede bir Kürt varsa orada, AKP Hükümetinin Newroz yasağına karşı
silahsız, sivil serhıldan patladı. O zaman bu Vali Amed’deki kendi
“devlet gücüyle”
halkın karşısında çaresizdi.

14 Temmuz’da AKP
hükümeti Türkiye’deki bütün güçlerini Vali’nin emrine verdi. Tek bir
kentin halkını bastırmak için ta İstanbul’lardan TOMA’ları Amed’e
taşıdı.

Sonra ne oldu?

Bu “Türk milli gücü”, Amed’de
yalnızca İstasyon Meydanı’nı “işgal” edebildi. Amed’in geri kalan her
yeri Amed halkının elindeydi ve tek bir alanda yapılması planlanan
miting, Amed’in bütün alanlarında, bütün mahallelerinde, bütün
sokaklarında ve hatta evlerinde ve camilerinde amansız saldırıya karşı
göğüs göğüse direnilerek gerçekleşti.

Vali 18 Mart’da tek bir
meydanda, Newroz alanında “yenildi”. 14 Temmuz’da ise onun “acziyeti”,
İstasyon Meydanı dışında, tüm Amed alanlarında acı bir şekilde gözler
önüne serildi. Türkiye’nin bütün devlet gücü karşısında bir halkın bütün
gün direnmesi ne demektir? Bu halkın her sokak başını tutan devlet gücü
karşısında sokağa çıkması ne anlama gelmektedir?

Elinde silah olmayan bu halkın, tepeden tırnağa silahlı devlete başkaldırması anlamına gelmektedir.

Bundan büyük bir yenilgi olabilir mi?

Bu tür yenilgiler, AKP hükümetinin çöküşüne kadar belli ki sürecektir.

Daha
şimdiden bu çöküşün uluslar arası ortamı doğuyor. Daha düne kadar Kürt
sorununda konuşmayan Avrupa artık konuşmaya başlıyor.
İşte Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye Raportörü Josette Durieu,
14
Temmuzdan beri AKP’nin “siber saldırısına” uğrayan ANF’ye şu demeci
verdi:

“Ortada otonom haklarını isteyen bir halk var. Ve bu
yokmuş gibi davranamayız? Bu mesele karşısında, Türkiye’nin siyasi karar
dahil, her bakımdan kararını vermesi gerekiyor. Zira Türkiye’nin
istikrara kavuşması için de bu gerekli. Nihayetinde bunun gideceği ve
gitmesi gereken yol belli! Bu da yazılı bir metin veya sözleşme ile
sonuçlanacak olan müzakerelerdir.

Evet müzakerelerdir… Ve muhatap ise karşınızda olanlardır. Bunlar kim? Kürt sorumlular, Kürt temsilcileridir!”
Ve AKPM Türkiye Raportörü PKK önderi Öcalan’la görüşmek için Hükümete başvurmuş bulunuyor.

AKP devleti güçten düşüyor. Yine Çandar’ın sözleriyle yazıyı bitirelim:

“Barışçıl
gösteri yapmak isteyen insanların önüne, gaz bombaları, tazyikli su
sıkan hortumlar, coplar, zırhlı ekipler ve panzerlerle dikilirsen, 85
kişiyi içeri atacak kadar pervasızlaşırsan, milletvekili falan
dinlemeyip hoyratlaşırsan devlet halktan güçlü sanılır. Oysa Suriye’de
Başşar’ın devleti, Hama’da, Homs’ta, İdlib’deki halktan ne kadar
güçlüyse, Diyarbakır’daki ‘devlet’ de Diyarbakır ve bölge halkından o
kadar daha güçlüdür. “

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: