Güncel Gerçek

Louis Lecoin’ın Ülkesinde 15 Kürt…


Fransa, pasif fakat sonuçları bakımından etkin bir eylemle
çalkalanıyordu. Buna sebep olan savaş karşıtı aktivist Louis Lecoin’den
başkası değildi. Latin Amerika ile Afrika’nın altını üstüne getiren, kan
akıtan ülkesinin sonsuz savaş politikalarına karşı çıkan o yaşlı adam,
iktidarın öfkesini üstüne çekmeyi başarmıştı.

Savaşa karşı savaş
açan, hükümetin hoşlanmadığı Lecoin; ülkesinin vicdani red hakkını
tanıması için 1958 yılında kampanya başlattı. Albert Camus, sonucu
görmesine ömrü yetmese de Lecoin’a aktif destek veren isimdi.

Kampanyadan
istediği sonucu alamayan Lecoin; 74 yaşında bedenini açlık grevine
yatırdı. Zira, o tarihte en az beş bin vicdani retçi hapishaneye
tıkılmıştı. Savaşı, asker olmayı reddeden ve ömrünün önemli bir kısmını
savaş karşıtı faaliyetlerinden dolayı hapishanede geçiren Lecoin’in
açlık eylemiyle Fransa adeta ayaklandı.

Sessiz başlayan ancak
sessiz devam etmeyen açlık grevi kamuoyunun desteğini aldı. Eyleme
Bernard Clavel, Henri Jeanson gibi tanınmış aydın isimler ve yaygın
medya destek veriyordu. Lecoin, açlık grevinin 21. gününde zorla
müdahale edilerek hastaneye kaldırıldı fakat tedaviyi reddetti.

Grevinin
22. gününde
dönemin Fransa Başbakanı Georges Pompidou, taleplerini
kabul ettiğini açıkladı ve tasarının Meclis’e sunulacağını vaat etti.
Bu
söz üzerine Lecoin eylemine son verdi. Ancak aradan bir yıl geçmesine
rağmen hükümet sözünü bir türlü yerine getirmiyordu.

Ağustos
1963 yılında Lousi Lecoin, kararın çıkmaması halinde yeniden açlık
grevine başlayacağını açıkladı.
Bunun üzerine parlamento 23 Aralık 1963
gününü vicdani red yasasını onayladı.
Cezaevlerinde bulunan tüm vicdani
retçiler serbest bırakıldı. Sonuç; demokrasi, insan hakları, vicdan
hürriyeti adına tam bir zaferdi. Kazanan sadece Fransa’da vicdani red
hakkını isteyenler değildi. Dünya demokrasisi ve Avrupa’yı Avrupa yapan
değerler de kazanmıştı.

***

1 Mart 2012.

Louis
Lecoin’un eyleminden 50 yıl sonra sürgünde yaşayan 15 Kürdistanlı
devrimci aynı ülkede, bu kez Strasbourg kentinde bulunan Saint Maurrice
kilisesinin bodrum katında bedenlerini ölüme yatırdı. Talepleri; PKK
Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürdistan’a siyasi statü istiyorlar.
Kürdistan’a demokratik statünün, Öcalan’a özgürlüğün imkansız
olmadığının altını çiziyorlar.

***

4 Nisan 2012.

Eylemciler,
Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) binalarının karşısında
bulunan Parc d Orangerie ve Droit de l’homme (İnsan hakları durağı)
üzerinde biriken binlerce kişiyle buluştu, taleplerini bir kez daha
açıkladı.

Fuat Kav, Charles de Gaulle’nin ‘O Fransa’nın
vicdanıdır’
dediği Jean Paul Sartre’nin ülkesinde arkadaşlarıyla
birlikte giydiği ölüm kefeni içinde Kürdistan adına oradakilere ve
dünyaya sesleniyordu: “Eylemimiz ölü ruhlara, susmuş vicdanlara
çağrıdır.”

Fuat Kav, kendisi ve arkadaşları adına siyasi hayatı
boyunca hep yaptığını yapıyor. İmkansız olmasa da zoru istiyordu.
Dünyanın çoktan şu ya da bu sebepten dolayı söz konusu Kürtler olduğunda
yitirdiği vicdanı ve adaleti talep ediyordu.

Strasburg’da bir kez daha görüldü ki; Kürtler söz konusu olduğunda dünyanın bir de adalet ve vicdan sorunu var.

Peki
linç olma pahasına Sartre’nin ülkesine bahşettiği, Fransa’nın gurur
kaynağı; o ‘vicdan’? O vicdan, neden Elif Akın’ın ülkesi için yitip
gitmişti? Nerede Fransa’nın Charles de Gaulle’si? Nerede “Fransa’nın
vicdanı”?

***

17 Nisan 2011.

Saint Maurrice
kilisesinin bodrum katında eylem 48. güne girdi. Ölüm sınırının kıyısı
değil, iki adım ötesi. Yarın 49, ertesi gün 50 olacak. İşte o zaman ne
olacağın bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey; her geçen gün, saat, dakika ve
saniye ölüme giden yol daha da kısalıyor.

1962’de demokrasi
adına önemli bir sınav veren ve Louis Lecoin’u yalnız bırakmayan Fransa
insanı, aydını ve yönetimi yeni bir sınavla karşı karşıya. Unutmayalım
ki bu sınav sadece Fransa’nın değil, bütün vicdanların sınavı.

Geri
dönülmez yolun son kavşağındayız. Durup 15 siyasi eylemcinin ölümünü
bekleyemeyiz. Yüreği buna izin vermeyen insanlar zamanla yarışıyor.

Hiç
kimse Fuat Kav, Gönül Kaya, Ahmet Çelik, Mecbure Özer, Gülistan Hasan,
Nigar Enayati, Emine Benek, Tarık Yusufi, Öner Uludere, Hasan Acar,
Ahmet Kılıç, Harun Yılmaz, İmam Yıldız, Kerim Sivri ve Erol Polat’ta
ilişkin kötü bir haber almak istemiyor. Bunun için zaman tükeniyor.

Peki yaşanacaklardan kim sorumlu olacak? Şüphesiz bunun tek sorumlusu muhatap kurumlar ve devletlerdir.

*** ***

Onları gördüm.

Bedenleri yorgun, adımları küçülmüştü.

Onları ayakta tutan inançları.

Merhamet dilemiyorlar, lütuf beklemiyorlar. ‘Vicdan’ ve ‘adalet dilenciliği’ hiç yapmıyorlar.

Onlar her gün, her saat biraz daha eriyen ve artık taşıyamadıkları bedenleriyle gerçeği işaret ediyorlar: ‘Özgürlük’

Büyük ateşin etrafında oturmuş, beyazlar içinde kocaman gülüyorlar.

Ve onlar Louis Lecoin, Albert Camus ve Jean Paul Sartre’nin ülkesinde ‘çağımızın altın kalbini’ arıyorlar…
ANF NEWS AGENCY

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: