Güncel Gerçek

BM’de Savaş Naraları


Bir kısım Avrupa medyasının „şovmen“ (güldüren ve eğlendiren adam) diye
sıfatladığı TC Başbakanı Recep Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler (BM)
kürsüsündeki „şov“nu, herkes gibi televizyonda seyrettim. Hazret,
cehalet ve ruh hali hafifliğinin cesareti ve şimdilik sırtını dayadığı
Amerika’dan aldığı güçle, bir kibir yumağı olarak, boş koltuklara
babalanıyordu. Filistinliler bile ciddiye alıp, dinlemeye
oturmamışlardı.


Ama Recep bey, kameranın nereye ayarlı, görüntüsünün
kime gideceğinin bilincindeydi. BM’yi, partisinin Manisa ya da Kayseri
mitinginin platformuna çevirmişti. Vicdanı cömert, zeka düzeyi yüksek,
feraseti arşu alaya yükselen Türk halkına, mugalatadan ibaret bir nutuk
ziyafeti daha çekip, gönül bahçelerini fethe çıkıyor, düşmanlarını
tehdit edererek, kan görmek isteyen sevenlerinin duygu tepelerinde
tepiniyordu.

Usta bir mugalatacı olarak, Filistin’in kurtarıcısı
rolünde insanlığın evrensel vicdanına seslenirken, dünya barışı derken
rolünü o kadar inandırıcı, o kadar hakiki oynuyordu ki, eminim Ahmet
Altan, bin kere secdeye gelip, „işte aradığım dünya lideri“ diye
bağırmıştır.

Nitekim, Kürdistan’ın tazelenen askeri taarruzlar
kuşatmasında ağladığını, Kürt köylerinin bombalandığını (Şemdinli’de
dört ölü) bebeklerin gaz bombalarıyla katledilğini, zindanların Kürtlere
dar geldiğini, yalnız son on günde beşyüze yakın Kürde kelepçe
takıldığını bilmesem sergilediği insaniyeti ben bile alkışlardım.

 O kadar inandıcıydı ki, Hitler’in ruhu dirilse, yanında sıfır derekesinde kalıyordu.
Hitler
düşmanlarını tehdit ederken yumruklarını sıkıyor, havayı yumruklarken
ağzı köpükler saçıyordu. O ise sükunet içinde, sadece havayı şamarlayıp,
yelpazeliyordu.

Hitler de, canlar alıp, kan nehirleri akıtma
hazırlıklarını tamamlayana kadar, „komşularla sıfır problem“ demiş,
hatta Rusya, Fransa, Britanya, Çekoslovakya ile birer „saldırmazlık
anlaşması“ bile imzalamıştı.
 
TC’nin „nur topu gibi barış adamı“
Recep Erdoğan ise Amerika ve Avrupa menfaatlerinin ileri hücum kolu olma
görevini üstlenip, güçlerini arkasına alana kadar, içeride „Kürt
açılımı“ ikinci kıvırtmayla da „komşularla sıfır problem“ demiş, bu
tertiple Yunanistanla kucaklaşmış, Kıbrıslıları öpmüş, Ermenistan ile
dostluk anlaşması yapmış, Suriye ile ortak bakanlar kurulu derekesinde
bir olmuş, Libya’dan madalya almış, İran’la ortaklaşa Kürdistan seferi
programlamıştı.

Sonrası mı? TC tarihinde bile, benzeri olmayan bir
sedakatle Amerikan menfaatlerinin ileri akıncı kolu olma görevini
üstlenince, Hitler gibi hafıza kaybına uğradı. Ne Kürtlere verdiği söz
kaldı, ne komşularla „sıfır problem“ anlaşması kaldı…

Amerikan
desteği yedeğinde ya, BM kürüsünden, kendinden geçmiş, ne dediğini
bilmeyen haşhaşi (afyonkeş) gibi Amerika’ya bile kafa tutuyor, egemenlik
alanı Birleşmiş Milletlere sile çakıyor, belasını ararcasına İsrail’i,
Ermenistan, Yunanistan, Kıbrıs’ı tehdit eden savaş naraları atıyordu.
Hitler
de, miting kürsülerinde böyleydi. O da ırkçı gaddarlığını, insaniyetin
renkli kağıtlarına sarıp, sunuyor kendi medyasının övgü sarmalında yere,
göğe sığdırılmıyordu.

Hitler’in öz gücüne güvenmesi ayrı mesele de,
Pakistan’lı Eyüp Han Amerika’ya güvenip Hindistan’a saldırmış,
Arjantinli Videla Fakland adaları fatihi olmaya heveslenmiş, Saddam
Hüseyin de Kuveyt’i işgale çıkmıştı.

Sonrası mı? Sonrası „kılavuzu
kargan olan“ın akıbeti ve herkes aradığı belayı sonunda buluyordu. Çünkü
yer yüzüne, rakipsiz ve yenilgisiz horoz gelmemişti, henüz…

Herkes
aradığı belayı bulur da, Recep Erdoğan’ın Filistin cephesindeki
insaniyet havariliği rolünde, insan evladını kör, sağır, en
aşağılayıcısı aptal yerine koyup, Kürdistan’da çevirdiği kırım ve kan
sesini saklıyor, „Filistin açık hava hapishanesi“ diyordu.

Ben, bu
sözlerin sahibine sıfat biçmiyor, aklıma gelenleri de kıtm ediyor,
söylemiyorum. Siz, Kürdistan’a bakarak içinizden geleni söyleyin.

TC’yi
tarih sahnesine çıkaran dünya güçleri, 24 yıl sonra da İsrail’i inşa
ettiler. İkisi de büyük çoğunluğuyla, başka topraklardan gelen göçmendi.

Ama
İsrail, kimsenin aidiyetini, dilini, varlığını, halkının statüsünü
inkar ve yasak, ülkesini de ilhak etmedi. Filistinliler aidiyetlerini
yaşıyorlar.

TC’yi kuranların verdiği Kürdistan statüsü yok. Dilleri
yasak. Dilini konuşanlar, mahkeme kararıyla mahkum ediliyor.  Çocukları,
zorla „Türküm“ diye bağırtılıyorlar. Kürtler, izin dahilinde
Türkistan’a girebiliyorlar.

Kürdistan misket bombaları, bebekleri
katliam altında. Recep Erdoğan, Kürdistan’ın tepesinde pum kuşu gibi,
„tek“ diye hıçkırıp, „tek millet (ırk), tek dil, tek bayrak, tek vatan“
diye gidiyor. Sonra dönüp, „Filistin açık hava hapishanesi“ naraları
atıyor.

Arsızlık, hayasızlığın sıfat tanımı ne, bilemiyorum…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 27 Eylül 2011 by in Genel.
%d blogcu bunu beğendi: