Güncel Gerçek

Ahmet Davutoğlu Kimdir?





1998–2002 yıllarında, “Silahlı Kuvvetler Akademisi” ve “Harp Akademileri”nde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi.


Ahmet Davutoğlu, 1959 yılında Konya/Taşkent’te doğdu.
Ortaöğretimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Boğaziçi
Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun oldu. Aynı
üniversitenin Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktorasını tamamladı.

1990-1995
yılları arasında Türkiye dışında görev yaptıktan sonra 1996-1999
yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde çalıştı. 1993’te “doçent”,
1999’da “profesör” oldu. 1998–2002 yıllarında, “Silahlı Kuvvetler
Akademisi”
ve “Harp Akademileri”nde misafir öğretim üyesi olarak ders
verdi. Beykent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü
başkanlığını yürüttü. Büyükelçiliğe, 2003’te, dönemin Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer ile Başbakanı Abdullah Gül’ün ortak kararıyla uygun
görüldü.  

 
2002-2009 yılları arasında Erdoğan’ın Başdanışmanlığı
yapan Davutoğlu, iktidarı boyunca AKP’ye akıl hocalığı yaptı. Davutoğlu,
Erdoğan’ın 01 Mayıs 2009 günü açıkladığı yeni kabinede “Dışişleri
Bakanı” olarak atandı. Milletvekili olmayan Davutoğlu, AKP hükümetinin
parlamento dışından kabinede görev alan ilk bakanı oldu.

“Alternative
Paradigms”
(Alternatif Paradigmalar) (Lanham: University Press Of America, 1994) ve
“Civilizational Transformation and the Muslim World”
başlıklı kitapları
yayınlanmıştır. Civilizational Transformation and the Muslim World
(Medeniyetin Dünüşümü ve İslam Dünyası)
kitabının Amerika’da
yayınlanması dikkat çekicidir. Bu kitap kendisine biçilen rolün tezi
gibidir.


Davutoğlu’nun 2001 yılında “Stratejik Derinlik” adlı bir
kitabı yayınlanmıştır. Bu kitabın önsözünde Davutoğlu şunları ifade
etmektedir: “Türkiye’yi çevreleyen yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta
havzaları, coğrafi olarak da insanlık tarihinin ana damarının
şekillendiği alanları kapsamaktadır. Soğuk Savaş sonrası dönemin
getirdiği dinamik uluslar arası ve bölgesel konjonktürde en yakın
havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz olan Türkiye’nin
stratejik derinliğinin yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta
bağlantıları ile yeniden tanımlanması ve bu derinliğin jeopolitik,
jeoekonomik ve jeokültürel boyutlarının dış politika parametreleri
olarak kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.”

 
Davutoğlu
bu kitabında öngördüğü dünyanın yeni dengeleri içerisinde Türkiye için
“merkezi ve stratejik bir ülke” hayalini besliyor.
Çoğu siyasi gözlemci
Davutoğlu’nun bu hayalini “Neo Osmanlı” (Yeni Osmanlıcılık) olarak adlandırıyor. Gerçekten
de Davutoğlu’nun ortaya koyduğu formülasyonlar tam da güncelleştirilmiş
Osmanlı imparatorluğu
na tekabül ediyor.

 
İşin özüne biraz daha
inildiğinde ise “barış”,  “dostane uluslar arası ilişkiler”,
“medeniyetler ittifakı” ve “iyi komşuluk ilişkileri” söylemleriyle sarıp
sarmalanmış keskin bir ırkçılık ve yayılmacılık siyaseti karşımıza
çıkmaktadır. Belki de bu keskinlik hemen hissedilmesin diye bunca sözüm
ona “insani” sosa bandırılmaktadır.

Kendisine uluslar arası
sistem güçleri tarafından “stratejik” misyon biçilerek pohpohlanan
Davutoğlu, “görev” günlerininin büyük çoğunluğunu Türkiye dışında ve
uçak yolculuklarında geçiriyor. Bazen bir günde birkaç ülkeyi dolaştığı
da oluyor. Ama ortaya çıkan sonuç tam bir fiyaskoÇünkü bel bağladığı
ve stratejik ilişkiler kurduğu Ortadoğu’nun tüm diktatörlükleri domino
taşları misali art arda yerle bir oldular ve oluyorlar. 

Kaddafi,Mübarek ve sıradaki Esad ve daha birçok Arap ülkesi ile geliştirilen ilişkilerdeki ”büyük ve eski osmanlı dönemindeki güçlü ülke” imajları ve onca reklamı yapılarak özellikle Türk Halkına şırınga edilen milliyetçi büyüklenmeler,komşularla sıfır problem propagandaları şimdi yerini Ortadoğu’nun saf gerçeklerine bırakıyor. 

Derin statükocu
refleksleriyle ilkin bu değişim ve dönüşüme tepki gösteren TC, sonradan
durumun ciddiyetini kavrayınca keskin U dönüşleri yapmaya başladı.
Ticari çıkarları için Libya’ya NATO müdahalesine karşı çıktı ama kısa
süre sonra İzmir’i müdahalenin merkezi yaptı.
Suriye’de Beşar Esad’ı
göklere çıkardı, şimdi ABD ile beraber onu devirmenin planlarını
yapıyor. İran için arabulucu oldu, şimdi İran’a karşı en sinsi planların
içerisinde.
Kısacası ortaya çıkan “stratejik derinlik” değil; anlık U
dönüşleri, en kaba, bayağı, ilkesiz ve kuralsız dış politika ve tam da
TC/AKP’ye yaraşır bir pragmatizm oldu. 

Davutoğlu stratejisi;
görünüşte milliyetçiliğe karşı olan ama özünde Türk ırkçılığının
kendisine değil onun yayılmamasına duyulan tepki ve amansız çabanın
kendisidir.
Irçılık modernitesini yaratan ve kapitalist moderniteye
angaje eden bu ırkçılık, aslında Kemalizm’in yarattığı ‘’TC’’  çitini
çoktan aşmış bulunmaktadır. AKP, Gülen ya da kısacası “Siyasal Sermayeci
İslam” bugün 100’ü aşkın ülkede milliyetçi salgın halindedir. Neo
Osmanlıcı milliyetçilik salgını sözüm ona eğitim, sağlık vb adlar
altında bugün Afrika’daki aç bedenlerin üzerinde bile parazit olarak yaşamakta
ve tükenmekte olan kanlarını emmektedir.

“Uluslararası İlişkiler
Profesörü”nün öncülüğünü yaptığı ve giderek AB’ye üyelik sürecinin dahi
durdurulduğu Türkiye’de AKP gerçeğinin, koyu bir şovenizm ve ırkçılıkla
“yetiştirilmiş” geniş kesimler tarafından hazmedilmesi biraz da bu ırkçı
siyaset sayesindedir. Bu formülün ikna ve tatmin gücü ırkçılıktan
gelmektedir.

Davutoğlu’nun Kürt formülasyonu ise daha da
ırkçıdır. Buna göre Şii ve Sünni kemerlerinin yanında bir de “coğrafyası
ve siyasi kimliği olmayan”
ama hesaplamak zorunda olduğu ‘Kürtler’
vardır.
Yani siyasal olarak Kürtler değil de, kültürel ve zoraki
telaffuz edilen bir ifadeyle “etnik” olarak Kürtler vardır. Onlar da
“geniş ve derin Türk kültürünün bir zenginliği”dir. Burada inkâr daha da
inceltilmiş ve derinleştirilmiştir.

Ayrıca, “Stratejik
Derinlik” adlı kitabında; ‘’Kürtlerin aşiret ve kabile geleneklerinin
birbirlerine karşı küçük çatışmaları kazandıklarında kendilerini nihai
zafer kazanmış hissettiklerini ve bu karakterin siyasal gruplara aynı
şekilde yansıdığını’’
aktarmaktadır.

Kürtlerin siyasal
karakterini ırkçılık manifestosuna yansıtırken en siyasal
değerlendirdiği bölümde bile kendisine Kürtlerin “kendi kendilerine
düşman”
halini seçmektedir. Dolayısıyla bu, aynı zamanda Kürdün Kürde
karşı yanını muhatap alan
bir pozisyon. Günümüzde de somut olarak ilişki
kurduğu gerek Kuzey Kürdistan gerekse de diğer parçalardaki Kürtlerin
daha çok bu karakterde olması tesadüf değildir. Kürdün Kürde
düşmanlığı
yla stratejik ilişki içinde olan bu zihniyetin hiç bir
esnekliği samimi olamaz. Bu yüzden AKP’nin Kürt sorununu her
“kabullenişinde ayrı ve daha derin bir inkâr vardır. Buna rağmen bugün
topyekûn bir savaşın önü kesiliyorsa bu, Kürdistan Halkı ve onun
Özgürlük Hareketinin duyarlılığı ve insani duruşu sayesindedir.

Davutoğlu’nun
ırkçılığı çoğu zaman “Dışişleri”nden “İçişleri”ne taşmaktadır! Görev
alanı olmadığı halde bazen kendine hâkim olamamakta ve içeride Kürt
siyasetçilerine ırkçı cevaplar verip tehdit etmektedir.

Özcesi
Davutoğlu ve akıl verdiği partisi AKP, uluslar arası sistem güçleri
tarafından uzun süre kullanılıp bir kenara atılan Kemalist ve
İttihatçıların yerine ikame edildi.
Ama Kürtler açısından durum
değişmedi. Hatta Kürtler üzerindeki inkâr ve baskı daha da inceltilip
derinleştirildi. Herkes bilir ki ince vuruşlar kaba vuruşlardan daha
ölümcüldür. Dolayısıyla AKP’ye verilen görev Kürt halkını tasfiyedir.
Başından beri gerçek niyetini gizleyen Erdoğan ve ekibi, iyice teşhir
olunca, baklayı ağzından çıkardı ve “Kürt sorunu yoktur” dedi. Daha önce
de “düşünmezseniz yoktur” demişti.

Kürt Halk Önderi Abdullah
Öcalan’a karşı yapılan komplonun analizlerindeki temel yanılgılardan
birisi de “ABD Öcalan’ı gerekçe yaparak Ortadoğu’ya müdahale etmek
istedi” şeklindeydi. Oysa bu uluslar arası komplo, müdahalenin gerekçesi
değil ta kendisiydi.  Ardından AKP’nin kurulması yine aynı müdahalenin
Türkiye ayağıydı. Özünde AKP, sermaye güçlerinin Ortadoğu’ya yaptığı
“sivil (sahte Müslüman) darbe modeli”dir.
Nitekim Ortadoğu ve Kuzey
Afrika’daki halk ayaklanmalarından hemen sonra uluslar arası sistem
güçleri hemen devreye girip halkların ödediği bedelleri kendi hanelerine
yazma sinsiliği içerisine giriyorlar. Bunu da söz konusu ülkelerde
“yerli AKP”ler
kurdurarak nihayete erdirmeye çalışıyorlar.

Ve
hala kimse şunu sormuyor: “Mağdur” Fetullah Gülen neden onlarca Müslüman
ülkesinden birine gidip iltica etmedi de, ABD’nin Pensylvania eyaletine
“çiftlik” kurdu?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: