Güncel Gerçek

Karayılan: İran Sınırına HPG Güçleri Yerleşecek!-1


KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Amerika’nın hem PKK’nin hem
İran’ın zayıflamasını istediği için bu operasyonun içinde olduğunu
belirtti. İran’ın yoğun saldırılarını durdurduğunu, PJAK’ında
eylemlerini hafiflettiğine dikkat çeken Karayılan ‘’Eğer İran devleti
saldırılarını tekrardan başlatmazsa gerilla güçleri de saldırı
yapmayacak. Bir daha çatışmanın olmaması için bazı ek tedbirler de
alıyoruz. HRK gerillalarını sınır hattından alarak, daha geriye
çekmekteyiz. Onun yerine bizzat bizim güçlerimiz HPG güçleri yer
alacaklardır’’
dedi.

Karayılan ANF’nin sorularını yanıtladı:

*
İran’ın Güney Kürdistan’ı işgal girişimleri ile beraber yaşanan yoğun
çatışmalı sürecin biraz durulduğu görülüyor. İran ile çatışmalarda son
durum nedir?

– İran devletinin Kandil’e saldırısı ve sınır
boyundaki tüm köylerin top atışına tabi tutularak, halkın göçertilmesine
yol açan saldırıyı başlatmasının amacı Kandil’i işgal etmekti. Aslında
bu plan tüm Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne dönük kapsamlı bir konseptin
bir parçası
olarak hayata geçirilmiştir. Esas olarak bu konsepti önüne
koyan ve bunu ısrarlı bir biçimde pratikleştirmek isteyen Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’dir. Onların geçmiş yıllarda İran ile bu konuda
oluşturdukları ortaklıklar da vardır. Bu planın amacı Kürtleri güçten
düşürmektir. Kandil işgal edilerek ve Kürt Federe Hükümeti’nin de bu
işgal sürecine dahil edilmesi ön görülerek hem PKK-PJAK darbelenmiş
olacak, hem de sonrasında Kürtler arası bir çatışmaya yol açılarak,
Kürtlerin güçlerini tüketmelerine neden olacak bir süreç başlatılmak
istenmiştir. Böylece Kürt stratejisi zayıflatılacak ve Kürtlerin
bölgenin yeniden dizaynında yer almasını önlenmiş olacaklardı. Esas amaç
buna dönüktür. Derin sömürgeci bir politikanın ürünü olan bu amacın
gerçekleşmesi için de öncelikle PKK’nin darbelenmesi gerekmekteydi.
Dolayısıyla hedef PKK ve PJAK’la bağlantılı olarak tüm Kürtlerdir, Kürt
stratejisidir.

Bu plan sadece Türkiye ve İran ile sınırlı
olmayan, Irak hükümetinin de dahil olduğu bir plandır. Hatta Kürt Federe
Hükümeti de dahil edilmek isteniliyor. Hükümet yetkililerinin plan
hakkında bilgileri vardır; katılamayacaklarını söylüyorlar ama ret de
etmiyorlar. Daha sonra da pratik aşamaya dahil olmayınca onlar da
hedeflendiler. Örneğin bizim alanlarımızla birlikte KDP hakimiyetindeki
alanlar da ağırlıklı olarak bombalandı.


‘AMERİKA ÇATIŞMANIN DERİNLEŞMESİNİ İSTİYOR’
* Bu operasyonu Amerikan’ın kısmen desteklediği belirtiliyor. Neden Amerika düşman ülke olarak gördüğü İran’ı destekliyor?


Evet planın bir diğer ayağı da Amerika’dır. Bazı basın organlarının,
hatta İran’ın bir ajansına dayanarak, söyledikleri bazı hususlar vardır.
Amerika da bu planı biliyor ve bir biçimde de destek veriyor. Çünkü
Amerika hem PKK’nin hem de İran’ın zayıflamasını istiyor. Aynı zamanda
Irak sınırları üzerinde çatışmanın olması Irak’ta ABD askerlerinin uzun
süre kalmasına dönük bir kamuoyu oluşmasına da hizmet edecektir. Bu
açıdan aslında Amerika da böyle bir çatışmaya onay vermiş ve çatışmanın
derinleşmesini istemektedir. Kısaca böyle kapsamlı, aslında İran’ı da
aşan ve İran’ın bir biçimde içine çekildiği bir saldırı durumu söz
konusudur. İran yönetimi bunun ne kadar farkında bilemiyoruz ama Türk
devleti ilginç bir taktikle Kürtlerle savaş işini İran’ın üstüne yıktı.
Bölgede gelişecek olan İran ile Kürtler arası karşıtlık stratejik olarak
Kürtleri de İran’ı da zayıflatacak bir siyasettir.

* İran istediği sonucu alabildi mi?


Bu saldırı karşısında başta PJAK güçleri olmak üzere Kürdistan özgürlük
gerillaları çok ciddi bir direnç gösterdiler ve kahramanca bir direniş
sergilediler. Ve İran devleti istediği sonuçları alamadı. Bırakın sonuç
almayı, kayıpları daha fazla oldu ve giderek bir tıkanmayı yaşadı.
Aslında başarılı olsaydı farklı bazı güçler de bu işgal sürecine dahil
olabilirlerdi. Fakat İran’ın zorlandığını gördükleri için söz konusu
güçler geride durdular ve İran bir nevi yalnız kaldı. Bunlardan kaynaklı
12-13 gün yoğun olarak süren bu çatışma ve bombalama durumu son bir
haftadan bu yana azalmış bulunmaktadır. Saldırı ve çatışma durumları çok
seyrek ve tek tek olmaktadır. Şuanda İran devleti yoğun saldırılarını
durdurmuş bulunuyor. Umarım İran Devleti’nin saldırılarını durdurmasının
altında yatan gerçek, bu konseptin kendisinin çıkarına da hizmet
etmeyeceğini görmüş olmasıdır. Saldırıların dozajını azaltmış olmasının
başka nedenleri de olabilir veya taktik bir tutum da olabilir. Ama İran
devletinin etkin saldırılarını durdurmuş olması bir mesaj da olabilir.
Bu nedenle mevcut durumda PJAK güçleri de karşı eylemlerini hafifletmiş
bulunmaktadır.

Bu sonucun ortaya çıkması ve İran
saldırılarının hafiflemiş olmasında gerilla güçlerinin çok yetkin ve
kararlı bir biçimde direnmiş olmasının rolü fazladır. Gerçekten eğer
gerillanın kahramanca direnişi ve başarılı bir savunma tutumu olmasaydı
durum çok daha farklı olabilirdi. Yine başta kahraman Kandil halkı
olmak üzere Xakurke, Xinere, Kelaşin, Haciümran, Piştder ve tüm Qeladize
hattındaki geniş bir alanı kapsayan tüm halkımızın bu saldırı
karşısında göstermiş olduğu kararlı-yurtsever tutum çok anlamlı
olmuştur. Çünkü bu işgal girişimini planlayanların esas hedefi halkın
“PJAK ve PKK yüzünden malımız-mülkümüz telef oluyor, insanlarımız ölüp,
yaralanıyor” diyerek tepki göstermelerini sağlamaydı. Ama halkımız
bırakalım gerillaya tepki göstermeyi, gerillayı daha fazla sahiplenen ve
bu saldırıları kınayan kararlı bir tutum sergilemiştir. Bu çok önemli
ve değerli bir tutumdur. Yine tüm Güney Kürdistan’daki sivil toplum
kuruluşlarından sendikalara, doktorlardan gazetecilere kadar çok geniş
bir yelpazedeki meslek gruplarından eski peşmergelere kadar, toplumun
çok çeşitli kesimlerinin bu saldırılar karşısında tepkileri yükseldi.
Sadece Güney Kürdistan’da değil, Kürdistan’ın diğer parçalarında ve
Avrupa’da, Kürtlerin İran’ın bu saldırısı karşısında gerillayı
sahiplenmesi ve saldırıyı protesto eden çok çeşitli eylemsellikleri
oldu. Yurtsever halkımızın başta Güney Kürdistan olmak üzere
Kürdistan’ın dört bir yanından ve yurtdışından göstermiş olduğu bu
dayanışma takdire şayan bir duruştur. Halkımızın ulusal birlik ruhuyla
bu tutumu ortaya koymuş olmasının çatışmaların durmasında büyük rolü
vardır. Halkımızın bu kararlı tutumu ve gerillanın direnişi önemli bir
sonuç ortaya çıkarmıştır.


‘HRK GERİLLALARI ÇEKİLECEK HPG GÜÇLERİ YERLEŞECEK’

Açıkça
şunu söylemek istiyorum; Eğer İran devleti saldırılarını tekrardan
başlatmazsa gerilla güçleri de saldırı yapmayacaklardır. Ayrıca bir daha
çatışmanın olmaması için biz bazı ek tedbirler de alıyoruz. Şuanda
sınır üzerinde mevzilenmiş olan PJAK’a bağlı HRK gerillalarını sınır
hattından alarak, daha geriye çekmekteyiz. Onun yerine bizzat bizim
güçlerimiz olan HPG güçleri yer alacaklardır. Böylece Kandil alanında ve
yine daha değişik alanlarda artık sınır üzerinde PJAK gerillaları
olmayacaktır. Bu, İran’ı yeni bir saldırıya tahrik etmemek için tek
taraflı olarak alınmış bir tedbirdir ve umarım İran tarafından da
dikkate alınacaktır.

* Peki İran saldırılara yeniden başlarsa HPG güçleri de çatışmalara girer mi?


Gelinen aşamada İran ile çatışma durumu çok kritik bir noktaya gelip
dayanmış bulunmaktadır. Çünkü bu aşamadan sonra İran tekrar
saldırılarını başlatırsa, artık sadece PJAK değil, biz de PKK olarak
devreye girmek durumunda kalacağız. Çünkü artık sınır üzerinde direk PKK
güçleri vardır ve biz PKK olarak İran’a karşı herhangi bir savaş ilan
etmedik. İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı savaşmak da istemiyoruz. Neden?
Çünkü bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen uluslararası güçlerin
amaçlarından birisi de İran’ı kuşatmaktır. Şimdi daha çok Suriye ile
uğraşıyorlar. Kendilerince orayı halletseler sıra İran’a gelecektir.
Böyle bir aşamada biz Kürtler olarak ayrıca İran’a karşı savaş halinde
olmayı pek doğru görmüyoruz. En azından biz tarafsız durmalıyız. Biz,
uluslararası güçlerle bölge güçlerinin kendi aralarındaki çatışmalarda
Kürtlerin kimsenin askeri olmasını istemiyoruz. Kürtlerin bağımsız
tutumu olmalıdır. Kürtler de bu bölgenin temel bir halkıdır ve
uluslararası hegemonik güçlerin müdahalelerinin bir gücü olamaz,
olmamalıdır da. Bu nedenle biz hareket olarak bu dönemde İran’a karşı
kıyasıya bir silahlı savaşımı pek doğru görmüyoruz.

Soruna
güncel, şu sınır bu sınır diye bakmıyoruz. Daha stratejik bakıyoruz.
Buna göre İran da bu durumu düşünmelidir. Bir kere PKK ile savaşma
İran’ın çıkarına değildir. PKK büyük bir güçtür, otuz yıllık tecrübesi
olan bir güçtür. Eğer PKK İran’a karşı bir savaş pozisyonuna girerse
İran’ın durumu çok kötü olur, bunun çok ağır sonuçlara yol açacağı
açıktır.

Şu an için İran ile savaş gibi bir şey gündemimizde
değildir. Ama İran mevzilerimize saldırarak, Kürt halkına karşı düşmanca
bir tutumu izlerse tabii ki o zaman savaş kararı almak zorunda kalırız.
Açıkça söylemeliyim bunun için de hazırlık yapmaktayız. Bu nedenle
kritik bir aşamaya gelmiş bulunmaktayız. Artık ya İran ile çok kapsamlı
bir savaşa gireceğiz ya da İran bu saldırıları durduracak ve kendi iç
sorunu olan başta PJAK olmak üzere Doğu Kürdistan’daki güçlerle kendi
sorununu farklı yöntemlerle çözmeyi önüne koyacaktır.

Bu nedenle
özellikle bu noktada ifade ettiğimiz hususlar çok önemlidir. Biz, İran
devleti bu saldırılarından vazgeçmeli, içeride Kürtlere baskı yapmamalı,
onları hedeflememeli, idam etmemeli ve askeri operasyonlar
yapmamalıdır, diyoruz. Kürtlerin de İran devletine karşı askeri eylem
yapmaması gerektiğini düşünüyoruz. Doğu Kürdistan’daki Kürt örgütleri
kendilerini savunma hakkı temelinde daha çok siyasi ve örgütsel
çalışmalarını sürdürebilirler. İran’a karşı dıştan gelen saldırılara
alet olmamalıdırlar. Ancak gerektiğinde kendi savunmalarını da
yapmalıdırlar. Yani silahlı mücadeleden ziyade siyasal mücadele
yürütülmelidir. Bizim görüşümüz budur ve biz bunu şimdi söylemiyoruz.
Biz bu görüşümüzü üç-dört yıldır sürekli ifade ediyoruz. Ama İran
devleti bunu dikkate almıyor. Tüm Kürtleri karşısına alarak, sonuç
almayı önüne koymuş bulunuyor. Bu politika yanlıştır. İran bu siyasetle
Kürtleri karşısına alırsa kendisi zarar görür. Ama Kürtlerle düşmanlık
değil, dostluk geliştirmede herkesin faydası olacaktır.

İRAN’A ÇAĞRI

Biz
burada İran devletine çağrı yapıyoruz: “PKK’yi, Kürt halkını
hedeflemenizde bir çıkarınız yoktur, sonuç da alamazsınız. Bu Kürtlere
dönük büyük bir konsepttir. Sizin bu konseptin bir uygulayıcısı olmanız
size bir şey kazandırmayacaktır. Bu çatışmaya son vermelisiniz. Bu
çatışmanın sürmesini isteyen Amerika’dır. Çünkü bu saldırılarınız
Amerika’nın çıkarına hizmet ediyor. Onlar hem PKK, hem de İran
zayıflasın istiyorlar. Bu bir tuzaktır. Tuzağa girilmemelidir. Soruna
dar değil, stratejik bir bakış açısı ile yaklaşılmalıdır.”

Eğer
İran devleti bizim bu çağrımızı dikkate alır, saldırılarını
sonlandırırsa, biz PKK olarak İran’a karşı herhangi bir eylem yapmak
durumunda olmayacağız. İran Kürdistan’ındaki Kürt halkının davası ayrı
bir tartışma konusudur. Bu İran devletiyle PJAK ve diğer Kürt
örgütlerinin bir sorunudur. Biz bu konuda sadece düşüncemizi
söyleyebiliriz. Kararı ancak Doğu Kürdistan halkımız ve onu temsil eden
örgütler verecektir. Biz tüm Kürdistan parçalarındaki halkımızın haklı
ve meşru mücadelesinin doğru yolda olması halinde desteklenmesini bir
yurtseverlik ilkesi olarak görüyor ve bunu açıkça belirtiyoruz. Doğu
Kürdistan’daki halkımızın mücadelesine bu çerçevede bakıyoruz. Ama her
parçada Kürt halkının doğru mücadele yöntemleriyle mücadele etmesi
çerçevesinde doğu Kürdistan’daki halkımızın da daha çok kendini savunma
temelinde siyasal ve örgütsel yöntemlerle mücadele etmesi gerektiğini
düşünüyoruz.

Nihayetinde bu konuda son olarak söyleyeceğim
şudur: Umarım İran devleti bizim bu çağrılarımızı dikkate alır, bizim
iyi niyetli duruşumuza anlam biçer. Sorunu dar ele alıp, şu tepe bu tepe
sorununa boğmamak gerekiyor. Soruna daha stratejik ve geniş yaklaşmak
lazım. Umarım taraflar böyle yaklaşır ve bu çatışma süreci sona erer.
Ama yine de belli olmaz, her şeye hazırlıklı olmak gerekiyor. Biz
çatışmadan değil, barıştan yanayız. Ama çatışmayla, baskıyla halkımıza
boyun eğdirmek isteyenlere karşı da sonuna kadar yüksek bir kararlılıkla
direneceğimiz açıktır. Biz hareket olarak hiçbir güç karşısında geri
adım atmış değiliz. Kendi ilkelerimiz doğrultusunda sonuna kadar kararlı
savaşabilme pratiğine sahip bir felsefeden geliyoruz. Bütün
çabalarımıza rağmen İran bize yeni bir çatışmayı dayatırsa bizim İran’a
karşı da bu tutumu sergileyeceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

SINIR KÖYLERİNE DESTEK İÇİN AVRUPA’DAKİ KÜRTLERE VE KURUMLARA ÇAĞRI

Burada
tekrar başta tüm Kandil halkı ve tüm Güney Kürdistan halkı olmak üzere
tüm yurtsever halkımızı saygıyla selamlıyorum. Özellikle bu çatışma
sürecinde zarar gören tüm köylülere gereken maddi ve manevi desteğin
gösterilmesi için ilgili tüm kurumlara çağrı yapıyorum. Yine başta Heyva
Sor olmak üzere Avrupa’daki Kürt kurumlarının bu çatışma sürecinde
zarar gören yoksul sınır köylerine destek sunmaları için harekete
geçmeye çağırıyorum. Bu konuda Avrupa’daki tüm Kürdistan halkını ve
kurumlarını katkı sunmaya çağırıyorum. Gerek Kürdistan gerillası,
gerekse de halkımız İran’ın bu saldırıları karşısında çok kahramanca ve
şerefli bir tutum almıştır; şehit vermiştir ama kararlı duruşu ve tutumu
çok anlamlı olmuştur ve bu süreçten geleceğe dönük önemli kazanımlar
elde ederek, başarılı çıkmıştır. Bu, geleceğe dönük çok önemli bir
duruşu ifade etmiştir. Bugün Kürdistan’da daha fazla bir ulusal birlik
ruhu gelişmiştir. Bu çatışma süreci bu ulusal birlik ruhunu daha da
pekiştirdi. Umarım bu temelde Kürt halkının iradeleşmesi ve ulusal
birliğinin gelişmesi daha da pekişip, güçlenecektir.

AKP SURİYE’YE TESLİM ALMAK İSTİYOR*
Tayip Erdoğan “Suriye sorunu bizim bir iç sorunumuzdur” dedi. Dışişleri
Bakanı Davutoğlu bugün Şam’ı ziyaret ediyor. Türkiye’nin Suriye’ye
müdahale edebilir mi?


– Tayip Erdoğan’ın Suriye devletine
dönük sarf ettiği sözler gerçekten çok ilginçtir. Suriye devletinin
uygulamaları bir tarafa “Suriye bizim bir iç sorunumuzdur” demesi, adeta
Suriye’ye müdahale edebileceği sinyalini veren bir tehdit konuşması
olmuştur. Buradan Suriye devletine ‘kendi halkına kurşun sıkan bir
devlet’ diye suçlama getiren Başbakan Erdoğan’ın kendisi Kürdistan’da
“kadın da olsa çocuk da olsa devlet güvenlik kuvvetleri gerekenleri
yapacaktır” diyerek, bugüne kadar onlarca sivil Kürt insanının polis
eliyle katledilmesine yol açtığını unutmamak gerekiyor. Suriye’de halka
karşı bu kadar hassas davranan Tayip Erdoğan neden kendi toprakları
içinde polisin Kürt halkına karşı bu kadar öldürme, şiddet ve baskısına
dönük bir şey söylemiyor? Bu AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın büyük bir
çelişkisidir.

Tarih tuhaflıklarla doludur. 1998’de Atilla
Ateş’in Suriye’ye dönük tehdit konuşması ardından Süleyman Demirel de
mecliste bir tehdit konuşması yapmıştı. Şimdi Erdoğan’ın yaptığı konuşma
da Demirel’in konuşmasına benziyor. O zaman da Suriye’ye tehditler
savurdular ve Suriye Önderliğimizi kendi ülkesinden çıkardı. ‘Aksi halde
müdahale edeceğiz’, demişlerdi. Şimdi, üzerinden on üç yıl geçmiştir.
Bu kez de farklı gerekçelerle Suriye tehdit edilmektedir. Burada sonuç
çıkarması gerekenlerin sonuç çıkarmaları önemlidir. Durum ne olursa
olsun Türkiye’nin kendi sınırları içerisindeki Kürt halkına karşı
faşizan uygulamalarını reva görüp, dış ülkelerde halka karşı baskılara
dönük bu kadar tavır sahibi olmuş olması büyük bir çelişkidir. Erdoğan
bu çelişkiyi aşmadan hiçbir sonuç elde edemez.

Açık ki
Erdoğan’ın bu tutumu, Suriye’nin Hama veya başka bir yerinde halka dönük
yapılan baskıyı düşünmesinden değildir. AKP hükümeti ABD’nin
politikaları doğrultusunda Suriye’yi teslim alma rolünü üstlenmiştir. Bu
rolü gereği müdahale edebileceğini belirtmektedir. Sorun sadece Suriye
de değildir. AKP hükümeti ılımlı İslam politikası doğrultusunda ABD’nin
bölgeyi yeniden biçimlendirmesinde önemli bir rol üstlenmiş ve bu konuda
ABD ile anlaşmıştır. Daha bir yıl önce Erdoğan Kaddafi’ye madalya
takmış olmasına rağmen şimdi Kaddafi’yi devirmek için her türlü çabayı
sergilemektedir. Bu çok planlı bir biçimde yapıldı. Bu plan temelinde
önce 30 bini aşkın Türkiyeli işçiyi Libya’dan çıkardılar, sonradan
doğrudan Libya’yı hedeflediler. Şimdi de Suriye’yi hedefliyorlar. Tayip
Erdoğan’ın Suriye üzerinde bu kadar titremesinin nedeni Suriye’nin orada
halka karşı uyguladığı baskıdan çok, ABD ile ortak oluşturdukları
projenin hayata geçmesi içindir.

Bu konuda sanki çok halkçı,
baskıya ve şiddete karşıymış gibi bir hava yaratılıyor, bu doğru
değildir. Aynı Erdoğan Kürdistan’da baskı uygulamaya karar veren
kişidir. Ama Suriye üzerinde farklı hesap ve beklentileri var. Bu
beklentiler gerçekleşmeyince bu biçimde hiddetlenip, tehdit
savuruyorlar. Şimdi sanırım bölge halkları, AKP ve Erdoğan’ın gerçek
niyetinin ne olduğunu da anlamış oldular. Hani komşu ülkelerle sıfır
problem teorisi vardı? Ahmet Davutoğlu bu stratejinin mimarı değil miydi?
O sıfır problem stratejisi altında neler döndü de şimdi bu hale geldi?
Açık ki Türkiye’nin başkasına demokrasi dersi vermesi için öncelikle
kendisinin demokratik olması, kendisinin sınırları içerisindeki
sorunları çözmesi gerekiyor. Bir taraftan Kürt halkına karşı baskı ve
şiddet siyaseti yürütülürken, öbür taraftan çıkıp da başkasına nasihat
veren politikalar tutmaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: