Güncel Gerçek

Kalkan: İran’ın Operasyonu Taşerondur


İran devletinin Kandil’e yönelik başlatmış olduğu operasyonun Sri
Lanka’nın Tamil’e yaptığı ile aynı esas amacı taşıdığını belirten KCK
Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan operasyonun sadece İran’ın değil
birçok gücün birlikte yürüttüğü bir saldırı olduğunu kaydetti. Kalkan
yaşananları uluslararası komplonun ikinci versiyonu olarak nitelendirdi.

Medya Savunma Alanlarında İran operasyonu ve son dönemde
yaşanan gelişmelere ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Kalkan, 15
Temmuz akşamı Kandil’in doğu sınırındaki Dola Koke ile Şehit Ayhan
bölgelerinden başlayan kara saldırısına katılan İran güçlerinin ya
Türkler tarafından eğitildiğini ya da Türk özel güçleriyle İran
askerlerinin birlikte operasyonu gerçekleştirdiğini söyledi.

10
Temmuz tarihinde Doğubayazıd’dan büyük bir askeri konvoyun İran tarafına
geçtiği yönündeki bilgileri hatırlatan Kalkan, gerilla tarafından
çatışmalarda vurulan 5 askerin de Türk ordusu mensupları olduğu
bilgisinin ellerinde olduğunu ifade etti.

Kandil saldırısının 14
Temmuz günü Demokratik Özerkliğin ilan edilmesinin hemen ardından
yaşandığını anlatan Kalkan şunları belirtti: “Tayyip Erdoğan ‘yeni
stratejiler uygulayacağız’ dedi ardından İran’dan saldırı oldu.
Demokratik Özerklik ilanına cevabı İran’dan aldık. Bu gayet nettir. Biz
de bir siyasi mücadele ve silahlı savaş da yürütüyoruz. Neyin ne anlama
geldiğini biraz bilebilecek durumdayız. Demokratik Özerklik hamlemize
karşılık Türkiye’den de saldırılar geldi. Mesela linç girişimleri geldi.
Hemen psikolojik savaşa başladılar. ‘PKK bölündü, bilmem şu kanat oldu,
bu kanat oldu, Demokratik Özerkliği kabul edenler oldu, etmeyenler
oldu’ diye yoğun bir propaganda başlattılar. Bu bir cevaptı. Türkiye’den
böyle karşılıklar aldık. Fakat bunlar hepsi değildi. Tayyip Erdoğan’ın
yeni stratejisi bu olamazdı. Belki bir boyutu ‘Özel Harpçileri göreve
çağırıyoruz’ idi. 90’lı yılların Özel Savaşını yeniden uygulayacaklarını
ifade etti. Bir boyut o olabilir; ama hepsini öyle görmemeli. Esası
aslında İran üzerinden Kandil ve Xınerê’ye dönük saldırı oldu.
Saldırının ilk amacı Doğu Kandil’i ele geçirmekti, hala başaramadılar.
Saldırı kırıldı, ilerleyemediler. Duruyorlar, yığınak yapıyorlar.”

Türkiye’nin
Güney Kürdistan’ı PKK’yi imha sürecinde yanına çekmek konusunda yoğun
bir çaba içerisinde olduğu ve bunun için Erdoğan’ın bizzat Barzani’nin
ayağına gittiği değerlendirmesinde bulunan Kalkan şunları ifade etti:
“Varılan anlaşmayı hayata geçirmek için işte PKK’nin siyasi gücü var mı,
yok mu onu sınamak üzere 12 Eylül 2010 anayasa değişikliğini içeren
referandum yaptılar. Eğer AKP orada gerçekten yüksek bir oy oranı
alsaydı seçimler 12 Haziran’da değil, Kasım sonu veya Aralık’ta
olacaktı. Dolayısıyla kışta saldıracaklardı. Yani bu Kandil’e, Güney’e
dönük saldırı planı, Sri Lanka’nın Tamil saldırısına benzer bir saldırı
planını Türkiye ve İran 2010 yılının güzünde yapacaklardı. Fakat
referandumdan o sonucu alamayınca, hükümet bu durumu 12 Haziran
seçimlerine erteledi. Seçimlerden istediği, umut ettiği sonuçları almak
istedi.

AKP cephesi açısında seçimlerle elde edilmek istenen
hedefler nelerdi? Üç yıldır üç seçim oluyor. 2009 seçimleri, 2010
seçimleri, 2011 seçimleri. Her seçime referandum diyorlar. Nerede
referandum? Kürdistan’da referandum. Ne referandumu? Kürtler PKK’ye oy
veriyorlar mı, vermiyorlar mı referandumu. Birisinde az oy çıksa, yüzde
ellinin altında, o zaman diyecek ‘bak Kürtler PKK’yi desteklemiyor, PKK
terör örgütüdür’ onun üzerine Tamil’e nasıl saldırı yapıldıysa PKK’ye de
saldırı yapacaklar. Niye o zamanı bekliyorlar? Çünkü dış güçlerden,
bölgesel güçlerden destek almaları gerekiyor. Bu sonucu onlara
göstermeleri lazım ki destek alabilsinler. En son 12 Haziran seçiminde
de onu yapmak istediler ama kaybettiler” dedi.

AKP’nin seçimde
anayasayı tek başına değiştirecek sonucu elde edemediğinin altını çizen
Kalkan, AKP’nin seçim stratejisini iki boyutu olduğunu ifade ederek:
“Bir; BDP’yi seçim dışına düşürerek, PKK’nin, Kürtlerin çoğunluğunun
oyunu alamadığını göstermek, ‘terör örgütü’ diye uluslararası alanda
propaganda edecek bir zemin yakalamak. İki; tek başına anayasa
yapabilecek bir meclis çoğunluğu elde etmek. Bunun için yüzde on
barajını düşürmedi. O kadar eleştiriye rağmen düşürmüyorum dedi. Ona
dayanarak BDP’yi seçim dışı tuttu.

AKP ikisinde de başarılı
olamadı. Ne Kürdistan’da oy oranı arttı, BDP’yi seçim dışı bırakmasına
rağmen milletvekili sayısını azaltabildi, ne de umut ettiği tek başına
anayasa yapacak bir meclis çoğunluğunu elde edebildi. Tersine, eskisinin
altına düştü milletvekili sayısı. 2007 seçimlerinde 342 vekil
çıkarmıştı, şimdi 326’a düştü. 330’un altına da düştü. Daha önce 330’un
üstündeydi. İstediği değişikliği yapamasa da doğrudan yapamasa da,
referanduma götürebiliyordu. Örneğin 12 Eylül referandumu öyle oldu.
Şimdi yalnız başına referanduma götürme gücünü de kaybetti. Aslında AKP
seçimden çok zarar görmüş olarak çıktı. Tayyip Erdoğan’ın stratejileri
seçim stratejisi tamamen başarısız kaldı.”

“AKP’NİN SİYASİ İRADE KIRMA OPERASYONU BOŞA ÇIKTI”

Gelinen
noktada AKP’nin yeni anayasayı yapabilmesi için muhalefetin iradesini
kırma ve etkisizleştirmeyi hedeflediğini belirten Kalkan devamla şunları
belirtti: “AKP onu umut etti ve Önder Apo’nun hukuk komplosu dediği
olaylar böyle gelişti. Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürdüler,
tutuklu milletvekillerinin tahliyesini engellediler, böylece bir irade
kırma saldırısı yaptılar. Öyle bir saldırıyla başta BDP olmak üzere
muhalefeti iradesiz kılıp ona dayanarak istediği anayasayı yapacak bir
ortamı yakalamayı hedefledi. Bir taraftan da CHP’yle görüşmeler
yaptılar. AKP tek başına istediği milletvekilliğine ulaşamayarak
yapamadığı anayasa değişikliğini CHP’yle anlaşarak yapmayı da
hedefliyor. Fakat açığa çıktı ki, 13 Haziran’dan itibaren CHP’yle
yürüttükleri görüşmelerden istedikleri sonucu alamadılar. CHP’nin
isteklerini, ön ilkelerini AKP kabul edemedi. Diğer yandan siyasi irade
kırma saldırısına karşı da direnç gelişti. Mesela BDP boykot etti. CHP
muhalefet yalnız BDP’ye kalmasın, gerekçesiyle de olsa yemini boykot
etti. Bir direnç oluştu. Tayyip Erdoğan bu direnci kırabilirim,
tükürdüklerini yalatırım diye üzerlerine giderken, Önder Apo direnci
güçlendirecek açıklamalar yaptı. Bu durumun bir siyasi irade kırma
operasyonu olduğunu söyleyerek, milletvekillerinin boykot kararına
destek verdi, halkı buna karşı direnişe çağırdı, sahip çıkmaya çağırdı.
Bu AKP’nin oyununu bütünüyle bozdu.

Önder Apo onunla da sınırlı
kalmadı. Siyasi hamleyi daha da ileri götürdü. İmralı’da yürüttüğü
görüşmelerin sonuçlarını açıkladı. Bu protokolleri hazırladıklarını,
KCK’nin onayladığını, hükümete de sunduğunu ve 15 Temmuz’a kadar cevap
beklediğini söyledi. Bundan çok rahatsız oldular. Önder Apo’nun bu
açıklamayı yaptığının ertesi günü Milli Güvenlik Kurulu toplantı. Ertesi
gün de heyet İmralı’ya Önder Apo ile görüşmeye gitti. Önder Apo daha
sonraki açıklamalarında var. Niye açıklama yaptın diye tartıştılar tabi.
Çünkü açıklama AKP’nin siyasi irade kırma operasyonunu boşa çıkardı,
yerle bir etti. Önder Apo protokollerini açıklayarak kamuoyuna şu mesajı
verdi: biz işte tartışmada karar aşamasına geldik. Siyasi sürecin nabzı
İmralı’da atıyor. Aslında ne sandıktır, ne meclistedir, nelerin
uygulanacağını İmralı’daki görüşmelerle belirleniyor. İnisiyatif bizde,
diyerek aslında AKP’nin inisiyatifi tümden elde tutuyorum biçiminde
yaratmaya çalıştığı izlenimi kırdı. AKP buna öfkeliyken, buna karşı
saldırıya hazırlanırken, Demokratik Toplum Kongresi de 14 Temmuz’da
Demokratik Özerkliği ilan etti. KCK Yürütme Konseyi, KNK, Kongre Gel,
herkes destek verdi.

İşte bu son saldırılar kesinlikle buna karşı
gelişiyor. Bu konuda elimizde somut bilgiler de var. Bir yorum filan
değil. Hem Önder Apo’nun o iki hususu açıklaması, hem de demokratik
özerklik ilanının çok büyük rahatsızlık yarattığı, AKP’nin bütün siyasi
numaralarını yıktığı yönünde bilgiler geliyor. Hatta artık başarısız
oldu diyenler var.”

“SRİ LANKA’NIN TAMİL SALDIRISINA BENZER BİR SALDIRI”

AKP
hükümetinin bozulan hesaplarının yanı sıra Kürt tarafını oyalamaya
çalışıp Sri Lanka’nın Tamil benzeri bir saldırı için de hazırlık
yaptığını ifade eden Kalkan devamla: “AKP bir taraftan siyasi irade
kırma operasyonunu yürütürken CHP ile ittifak yapmaya, bizi de oyalamaya
çalışıyordu. Bütün çabaları; oyalayarak zaman kazanmak, demokratik
siyasetin iradesini kırarak veya CHP ile anlaşarak kendi planını
uygulamak. Bir yandan bize karşı oyalama yürütürken, diğer yandan da
olası hamlelerimize karşı saldırı yürütmek üzere siyasi-askeri hazırlık
yapıyorlardı. En sonunda Önder Apo’nun açıklamalarını engelleyemeyince,
demokratik özerklik ilanı engellenemeyince- ki bu bir siyasi hamle ilanı
oluyor- işte oyalama siyaseti tümden boşa çıktı, bunun üzerine
saldırıyı devreye koydular. Buna göre de hazırlanmışlardı. AKP’nin özel
harpçıları göreve çağırması, devlet destekli bu linç girişimleri,
psikolojik savaşın yoğunlaştırılması, Tamil saldırısını AKP basınının,
Fetullahçıların sürekli dillendirmeleri buradan kaynaklanıyor ve İran
üzerinden Kandil’e dönük saldırı, bu karşı saldırının en önemli
stratejik ayaklarından bir tanesi oluyor. Kandil saldırısını sadece
oraya yapılan bir saldırı olarak görmemek lazım. Kandil düşse ikinci
adım Xinêre ve Xakurkê olacak. Zaten onu sağlatmak üzere Xakurkê Xinêre
sınırında da yığınaklar yapıyorlar. İran’ın askeri hazırlık merkezi
Şîno’dur. Şîno’da tümüyle Xakurkê’ye, Xinêre’ye dönük bir askeri
hazırlık var. Kandil ortadan kalkarsa, bu sefer kuzeyden ve doğudan İran
güçleriyle, batıdan Türkiye’nin doğrudan, fiili güçleriyle birlikte
oraya saldıracak, orayı kaldırmaya çalışacaklar. Tabi bu onunla sınırlı
kalmayacak. Oradan başlatılan bu cephe kuzeyden Türkiye’nin, 2011
güzünde bütün Medya Savunma Alanlarına dönük geliştireceği askeri
saldırıyla desteklenecek. Sri Lanka’nın Tamil saldırısına benzer bir
saldırı böyle ortaya çıkacak. Kandilden yapılan saldırı saldırının hepsi
değil, başlangıcıdır. Oradan başlayarak en stratejik noktadan
başlayarak bütün Medya Savunma Alanlarını tasfiye etmeyi, böylece
gerillayı tasfiye etmeyi, yönetimi tasfiye etmeyi öngörüyorlar.
Gerillayı tasfiye etmenin önüne yönetimi tasfiye etmeyi koyuyorlar”
dedi.

Kandil’e yönelik gelişen saldırıların hedefinde 9 Ekim
1998 yılında olduğu gibi Kürt özgürlük hareketinin yönetimi olduğunu ve
yaşananları ikinci komplo olarak ifade eden Kalkan devamla şunları ifade
etti: “Bu bildiğimiz bir stratejidir. 9 Ekim 1998’de uluslararası
komplo saldırısı diye tanımladığımız saldırının hedefi Önderlik ve genel
yönetimdi. Ona dayanarak PKK tasfiye edilmek istendi. Şimdi de Kandil
ve Xinêre hedefleniyor. Genel yönetim etkisiz kılınarak gerilla ve
hareketin tasfiye edilmesi, ezilmesi öngörülüyor. Eğer Kandil ve
Xakurkê’de sonuç alırlarsa veya hareketi zayıflatırlarsa, o Tamil
saldırısına benzer bir biçimde bütün Medya Savunma Alanlarına dönük
kapsamlı bir askeri operasyon yapacaklar. Bu hâlâ gündemdedir. Aslında
İran Türkiye ittifakının planı budur. Sadece Kandil’i almak değil. Bu
tümüyle Kürt Özgürlük Hareketini imha ve tasfiye etme hedefini öngören
bir plandır. Askeri boyutu da bu çerçevededir. Bu hâlâ yürürlükte,
gündemde olan bir plandır.

“BU BİR İKİNCİ KOMPLODUR”

İlk
hamlesi istedikleri gibi olmadı. Henüz dirençle durduruldu, ama
gündemden çıkmış değildir. Onun için İran saldırıyı durduramaz. Yani
sadece İran’ın yürüttüğü bir saldırı değil ki bu. Birçok güç içinde var.
Uluslararası komplo güçlerinin hepsi içinde var. Aslında bu bir ikinci
komplodur. Uluslararası komplonun ikinci versiyonunun saldırıya
geçirilmesi oluyor. Tamamen o kapsamda gelişen bir saldırı; amaçlarıyla,
hedefleriyle, yöntemleriyle, içerdiği güçler bakımından uluslararası
komployu tümden içeriyor. Komplonun içerdiği özelliklerin hepsini
bünyesinden taşıyor. Yoksa öyle PJAK’a saldırma falan değil. Sadece bir
Medya Savunma Alanına saldırı da değil, bir bütün harekete saldırıdır.
Aslında PKK’nin tasfiyesini öngörerek Kürt soykırımını başarıya
götürmeyi hedefleyen bir saldırıdır. Bundan hiç kuşku duymamak lazım. Bu
bir uluslararası komplo saldırısıdır, stratejik bir saldırıdır. O halde
stratejik direniş lazım. Kandil’de, diğer Medya Savunma Alanlarında da,
kuzeyde direnmek gerekli. Savaş Şemdinli’de bitmiyor, Kandil’e kadar
uzanıyor.”

“ŞİMDİ TÜRKİYE’DE GÜNDEM SAVAŞTIR”

Kandil’e
yönelik gelişen saldırıların AKP planları doğrultusunda geliştiğini ve
bölge ülkelerinin tarihte de Kürtlere karşı bir ittifak içinde
olduklarına vurgu yapan Kalkan: “AKP İran’a tavizler verdi. Önder Apo
son görüşme notunda eleştiriyor bunu. Böyle bir destek güç İran’dan
alabilmek için İran’a ne verdi? Türkiye o Tamil benzeri bir operasyonu
bu biçimde başlatmış oluyor. AKP böyle bir çatışmaya girdi. Öyle barış
olacak, bilmem siyaset işleyecek, anayasa yapılacak, bunlar hikaye.
Bunların hepsi gündemden düştü. Şimdi Türkiye’de gündem savaştır. Hem de
Sri Lanka, Tamil benzeri bir ezme ve imha etme operasyonu. Tayyip
Erdoğan’ın yaklaşımı tamamen böyledir. Çillerleşmek diyorlar buna. Artık
ne denirse densin, ama tümüyle bir ezme ve imha etme hamlesi içerisine
girdiği tartışmasız. Bu konuda yanlış hesap yapmamak, farklı beklentiler
içinde olmamak gerekiyor.

Şimdi bu saldırının önemli
bir ayağı İran oluyor. İran niye işin içinde? Çeşitli nedenleri var.
Tarihsel olarak da Kürt isyanlarını birlikte bastırdılar. En çatışmalı
oldukları dönemde bile Osmanlı ve İran imparatorlukları Kürt isyanı
olunca onu bastırmak için birleştiler. 20. yüzyılda
Türkiye-İran-Irak-Suriye, Türkiye ile İran ABD yanlısı, Irak ile Suriye
Sovyet yanlısıydı, bir dünya savaşı neredeyse yaşanıyordu. Ama dördü
birlikte Bağdat Paktıyla, Cento’yla Kürdistan’ı ortak yönettiler,
yürüttüler. Başka hiçbir konuda bir araya gelemeyen güçler, bu konuda
geldiler. Aslında İran en az Türkiye kadar inkar ve imhacı. Onu da
anlamamız gerekiyor. Böyle Kürtlere dost kavim gibi görünüyor, yakın
kavim, akraba kavim. Sanki Kürt, Kürdistan diyor, böyle hep çözüm
yaratacakmış, Kürtlerle dostmuş gibi görünüyor, ama Kürt iradesini kabul
etmiyor, hem de zalimce eziyor. Bu konuda çok gözü karadır. Sanki o
Kürt Kürdistan sözü çözüm yaratacakmış beklentisini ortaya çıkartması bu
imhasına ortak hazırlıyor, yanıltıyor. Şimdi bu Tayyip Erdoğan’ın,
AKP’nin yürüttüğü Kürt politikası, açılım politikası aslında İran’ın
yürüttüğü politikanın Türkiye’ye uyarlanması oluyor. İran sanki biraz
bunu başarılı yürütüyor gibi gördü. AKP de oradan aldı aynı şeyi
yürütmeye çalışıyorlar. Yoksa İran’ın tarihi daha kanlıdır. Daha fazla
iktidarcıdır, devlet geleneği çok daha güçlüdür. Sadece Kürt karşıtı
değil, İran çok despotik, aslında mutlakiyetle yönetiliyor. Hiçbir karşı
irade tanımak istemiyor, yani demokrasi hiç yok. bu kadar zalim,
saldırgan olmasının bir boyutu da budur” şeklinde ifade etti.

“OSMANLI-KÜRT İTTİFAKI KATLİAMDAN SONRA GELİŞTİ”

Kürt-Osmanlı
ittifakının İran devletinin imhacı politikaları sonucunda geliştiğini
ve İran devletinin günümüzde de imhacı politikalarda ısrar ettiğine
dikkat çeken Kalkan: “16. yüzyılın başında da Kürdistan’a dönük Osmanlı
tehlikesi belirdiğinde Kürt beyleri İran’ın yanına gittiler ‘Osmanlılara
karşı anlaşma yapalım, karşı duralım’ dediler, İran şahı o görüşmeye
gidenlerin kafalarını kestirdi. Tıpkı Seyit Rıza’nın durumuna düştüler.
Ondan sonra geri kalan ve kafasını kurtarmış olan Kürt beyleri
Osmanlıyla anlaştı. Osmanlı-Kürt ittifakı o katliamdan sonra gelişti.
Şimdi yirminci yüzyılın ikinci yarısında da Avrupa’da Kürt liderlerini
katletti, hem de Avrupa’nın göbeğinde bu yönetim katletti. Kimse de ses
çıkaramadı. Kasımlo’yu öldürdü, Şerefken’diyi öldürttü. Almanya’da
soruşturma yaptılar, İran istihbaratının yaptığı kesin, açık, ama hâlâ
Avrupa bile alamıyor hiçbir tavır alamıyor. Son iki-üç yıldır da idam
ediyorlar. Dünyada PKK’li idam eden tek devlet İran’dır. Kendinde o
kadar güç görüyor. İran’a göre Türkiye ve diğerleri yumuşak davranıyor.
Sert davranıp ezdi, dolayısıyla imha etti, yani idam etti. İdam etmenin
ne olduğu biliniyor. Ali Hamaney’in, kararıyla, onayıyla, imzasıyla idam
yapıldı. Öyle cephede iki gücün çatışmasıyla insanlar birbirini
vurmuyor. Devletin bütün organları karar verdiler. En üstü de onay
verdi, imzaladı ve idam öyle yapıldı. Bu şu anlama geliyor: PKK’yi imha
etmenin, idam etmenin onaylanmasıdır, imzalanmasıdır. Bu kararı vermiş
oldular. Demek ki İran böyle bir stratejik karşıt tutum içindedir” dedi.

“İRAN TAŞERON HALİNE GELDİ”

İran’ın
Kandil operasyonuyla taşeron haline geldiğine dikkat çeken Kalkan
devamla şunları belirtti: “İran’ın bir de güncel politika açısından da
bazı şeyleri var, Suriye düşerse ABD İran kapısına dayanacak. Sözde
Kandil operasyonuyla sınırı güvence altına almak istiyor. AKP ile
anlaşmış, güya Türkiye’den ABD saldıramayacak. Maliki’yle de anlaşmış,
Irak’tan da saldırı yapamayacak. Geriye PKK’nin kontrol ettiği sınır
kalmış. YNK’yle de anlaşmalı. Bu sınırı da ele geçirmek istiyor. O da
onun bir güvenlik siyaseti olabilir. Kandil’i, Helgort’u, Kelaşin’i,
Xınere, Xakurkê’yi tamamen ele geçirmek istiyor ki, dağ tamamen elinde
olsun, ova kalsın, ovadan gelebilecek saldırıya karşı savunma
yapabilsin.

Diğer yandan ise, biraz içinde bulunulan
koşulları kendisi açısından uygun gördü. Amerika saldırıyor, Türkiye
saldırıyor, PKK zordadır, saldırırsak istediğimizi alırız hesabı
yaptılar. İran da bu hesaplarla bu saldırı içine girdi. PKK’yi imha etme
ihalesini üslendi. Taşeron haline geldi.”

İran’ın Kürt halk
önderi Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen uluslararası komployu
yürüten güç olduğunu belirten Kalkan devamla: “Önderliğin Suriye’den
çıkartılmasında rol oynayan iki devlet oldu. Bir Mısır cumhurbaşkanı
Hüsnü Mübarek, çok çalıştı ve Amerikan siyasetini hayata geçirdi. Bir de
İran dışişleri bakanı. Biri Ankara’ya gitti, diğeri Şam’a gitti.
Sonunda Önderliği Şam’da çıkardılar. Önderlik Roma’dayken Roma’ya en çok
giden devlet adamı İran dışişleri bakanıdır. Önderlik Roma’da
denetimden çıkar, özgür hale gelir diye korkuyorlardı. Onu engellemek
için her türlü çabayı yaptılar. Önderliğin İran üzerinden Kürdistan’a
gelmesine izin verilmesi talebinde bulunduk, İran ret etti, o zaman
sınırlarını kapattı. 15 Şubat’tan sonra da PKK’yi tasfiye etmek için
Türkiye-İran-YNK anlaşma yaptılar. 2000 yılının Mayıs’ından itibaren
YNK’nin Kandil’i kuşatma operasyonu aslında bir İran operasyonuydu. Biz o
zaman YNK ile savaş da yaşadık. O savaşı yürüten askeri güç YNK’ydi de
yöneten siyasi güç İran’dı” diye ifade etti.

Bugünkü saldırıya
Irak devleti Maliki, İran yanlısı YNK de destek veriyor diyen Kalkan,
Amerika’nın da saldırıya yeşil ışık yaktığını ifade ederek şunları
belirtti: “ 2010 Ocak’ındaki toplantıda İran temsilcileri YNK’den
memnuniyetle söz ediyorlar. Diyorlar ki YNK, ne PKK’ye, ne de başka bir
doğu Kürdistanlı örgüte hiçbir çalışma izni vermiyor. Aslında şu
saldırıda YNK gizli destek veren konumunda. Zaten sınırını kapattı,
peşmergelerini harekete geçirdi. İşte asker yığmış.

“AMERİKA YEŞİL IŞIK YAKTI”

Olayın
içerisinde ABD de var. Amerika’dan yeşil ışık almazsa İran, Irak’a
böyle saldıramaz, top atışlarında bile Amerika’nın onayı var.
Türkiye’den destek almasaydı İran bu saldırıyı yapmazdı. Türkiye de
ABD’nin onayı olmazsa İran’a destek vermez. Mümkün mü? ABD ile İran güya
çatışma halinde. Hiç Türkiye ABD’den onay almadan destek verebilir mi?
Derhal Türkiye’nin üzerine giderler. O saldırıdan iki gün önce ABD’nin
dışişleri bakanı Clinton, Ankara’ya geldi, görüşmeler yaptılar. CIA
başkanı geldi görüşmeler yaptılar. “PKK’ye karşı mücadelemiz sürecek”
açıklaması yaptılar. O gelişlerin, görüşmelerin hepsi bu planı
tartışmaktı. ABD de onay verdi. ABD Türkiye–İran ittifakıyla PKK’nin
üzerine gidilsin diye onay verdi. Ama ABD’nin politikası yalnız bu
değil. ABD’nin politikası şimdi şunu gerektiriyor: PKK de gerilesin,
İran da gerilesin. Şimdi İran ile PKK savaşıyor, çatışıyor, birisi
yenilir diğeri galip gelirse güçlenecek. ABD istiyor ki ikisi de galip
gelmesin, ikisi de gerilesin. PKK’nin geriletilmesi için Türkiye
üzerinden İran’la ittifak yaptırıyor. İran’ın güçlenmemesi için de
KDP’yi ve Irak yönetimini uyardı. Behram Salih’in “İran saldırılarını
durdursun” açıklaması ABD’nin talimatıyla oluyor. İran güçlenir diye
korkuyorlar. Tabi İran PKK’yi yenerse, farzedelim ki saydığım dağların
hepsini İran aldı, bu İran’ı çok güçlendirir. Bugün PKK’yi yenen devleti
kimse yıkamaz. Öyle basit bir örgüt değil ki PKK. Oysa ABD Suriye’yi
düşürüp ardından İran’ı da düşürmek istiyor. Tutumu, amacı, stratejisi
o. O bakımdan gerçekten de çok riskli bir plan. Taraflar açısından nasıl
başarılacağı belli değil. İran, ABD ve Türkiye desteğine dayanarak
PKK’ye saldırmış. Halbuki ABD kendisini yıkmak istiyor. Çelişkisi çok
olan bir saldırıdır. Bu saldırıda saldıran tarafların başarı kazanmaları
çok zordur. Saldıranlar açısından Uluslararası komploya göre, çok fazla
çelişki ve büyük riskler taşıyan bir saldırıdır. Şimdi PKK için oldukça
meşru bir savaş konumu çıkıyor. PKK de kazansa, İran da kazansa ABD
zorlanacak. ABD siyaseti ancak ikisi de kazanmazsa yürür. Bu savaştır,
iki güç savaşa girmiş, baktın biri diğerini yendi. Ne olacak o zaman? O
bakımdan onlar açısından riskler çok.”

Türkiye askeri olarak
zayıfladığı için Kandil’e operasyon ihalesini İran’a verdiğini belirten
Kalkan, devamla şunları ifade etti: “Türkiye’nin askeri gücü bizim için
tehlike arz etmiyor mu? Öyle olsaydı ihaleyi İran’a vermezlerdi. Onun
karşılığında kim bilir ne verdiler. Önderlik “İran’a ne kaptırdıklarını
farkında bile değiller” diyordu. Tabi İran bütün Ortadoğu’yu ele
geçirmek istiyor. Türkiye, AKP bu politikayla neredeyse kendini İran’a
bağlıyor. Kürt siyasetini İran’dan aldı, PKK’ye saldırıyı da oraya
veriyor, İran merkez hale geliyor. Diğer yandan askeri gücü olsa
yapmazdı bunu. İşte demek ki güçsüz ki bu kadar taviz verdi. Zor
durumdadır. AKP biraz güç kazandı, ama Türkiye siyasetini henüz
yapılandıramadı. Hegemonik iktidar sistemini kuramadı. Ordunun hali
ortadadır. Bir sürü general hapiste, bir kısmı istifa etmek zorunda
kaldı. Şimdi alt generaller birdenbire en üst rütbeye
görevlendiriliyorlar. Türk ordusu tarihinin en dağınık dönemlerinden
birini yaşıyor. Şimdi ordunun yaşadığı II.Mahmut’un Yeniçeri’leri
dağıttığı döneme benziyor. Yine I. Dünya Savaşı içinde içine düştükleri
durum vardı, birçok cephede yenilmişti, şimdi birçok generalin durumu
öyle. MHP başkanı Devlet Bahçeli açık söyledi, ‘bu tutum orduyu PKK
karşısında yenilmiş kabul etme tutumudur, biz bunu kabul edemeyiz’ dedi.
Ordudan Ergenekon davası adı altında, niye PKK karşısında yenildiğinin
hesabı soruluyor.

O bakımdan AKP saldırıya hazırlanıyor. Ama
içteki çelişkiler ve dağınıklık çok fazla. Şimdi İran’ı kullandı, ama
İran’a ne kadar destek verecek? Bu ABD desteğiyle oluyor, ABD buna ne
kadar onay verecek? Bazıları diyor, ABD Türkiye üzerinden Saddam’ın
Kuveyt’e saldırısı gibi İran’ı Kürtlere saldırtıyor ki ondan sonra
kafasına vursun. Yani bize karşı ittifak yapmış durumdalar. Öyle sadece
İran’la ABD yok Ortadoğu’da, başka güç odakları da var. Onu düşünenler o
güç odaklarını görmüyorlar. Ama gelişmeler öyle bir şeye de yol
açabilir. O da olmaz değil.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: