Güncel Gerçek

Devrimci Karagah’tan İran’ın Kandil Saldırısı Hakkında Açıklama



 Devrimci
Karargah Behdinan Eğitim Saha Birimi, İran’ın Kandil’e saldırısı ve
Türkiye devrimci hareketin durumuna ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

‘’Kürt halkının gerillasıyla birlikte yükselttiği Devrimci Halk
Savaşı’na Türkiye devriminin Devrimci Savaş’ıyla karşılık olmak
zorundadır’’ diyen Devrimci Karargah Behdinan Eğitim Saha Birimi
açıklamasında Türkiye sosyalist hareketinin önemli isimlerinden Dr.
Hikmet Kıvılcımlı’nın 70 yıl önce ‘Kürtler doğu’da dağa çıkıyor biz
batıda bildiri dağıtıyoruz’ sözlerini hatırlattı.

Devrimci Karargah Behdinan Eğitim Saha Birimi’nin açıklaması şöyle:

‘’İran’ın KCK mevzilerine saldırısında bölgesel savaşın çanları çalıyor.
Bölge savaşının temel alanı bütün parçalarıyla Kürdistan ülkesidir.

Küresel ve yerel güçler gündemdeki bölgesel hesaplaşmanın arifesinde
Kürdistan’da askeri, politik ve coğrafi olabildiğince en ileri mevzileri
tutma telaşındalar.

Kürt Özgürlük Hareketi, Kürdistan ülkesinin en diri, en örgütlü, en deneyimli devrimci gücü konumundadır.

Bu nedenle emperyalizmin, bölgesel geri ve gerici yönetimlerin Kürdistan
üzerindeki bütün ileri hareketlerinin kesişim noktası Kürt Özgürlük
Hareketi ve onun tasfiyesidir.

Yeni bir mali krizin derinliğine yuvarlanmakta olan emperyalistlerin
kendi iç gerilimlerinin yarattığı boşluk bir kez daha bölgesel güçlere
Kürdistan alanında kendi adlarına ileri konumlar tutma imkanı
vermektedir.

Bir yanıyla İran bölgesel savaşın zangoçluğunu yapıyor; üzerine yönelik
emperyalist saldırıların gün saydığı bir süreçte halkların kardeşliğine,
halkların demokrasisine yaslanacağına sömürgeci reflekslerine sığınmayı
tercih ediyor. İran, Kandil-Xakurke hattındaki dağlık kesimi ele
geçirerek hem Güney Kürdistan’dan üzerine yönelecek bir saldırıya karşı
kendini güvenceye almaya çalışmakta, hem de kendi sınırları dahilindeki
Kürt halkının Kürt Özgürlük Hareketi’nin etkisine karşı baskı altına
almaya çalışmaktadır.

Diğer yanıyla İran, bu operasyonuna en büyük desteği bölgesel
ihtiraslarda ortaklaştığı TC sömürgeciliğinde buluyor. İslamcı yeni Türk
burjuvazisinin egemenliğindeki TC, 90’ların düşük yoğunluklu savaş
programına geçerek Türk sömürgeciliğini bir türlü içine saklamayı
başaramadıkları “açılım” kılıfını zaten çoktan bir kenara atmış
bulunmaktadır.

Kürt Özgürlük Hareketi’yle 30 yılı aşkın bir savaşı yürüten Türk ordu
güçleriyle kıyaslandığında İran’ın, hem klasik ordu tarzındaki
yetersizlikleriyle hem de özellikle gerillaya karşı mücadelesindeki yok
düzeyindeki tecrübesiyle istediği askeri başarıyı elde etme imkanı
bulamayacağını şimdiden söylemek mümkündür.

Zaten, son dönemlerdeki diplomatik trafikler gereği İran saldırısı her
ne kadar, Amerikan gizli açık servislerinin onayından geçen bir süreç
olarak görülebilecekse de güneyden kendisine yönelik bir kara harekatını
devre dışı bırakacak derecede İran’ın Kandil-Xakurke hattını kontrol
altına alması ne Amerika’nın, ne TC’nin, ne de –artık iyice çözülmüş
YNK’yi bir kenara bırakırsanız- bölgesel Kürdi güçlerin işine
gelmeyeceği gün gibi ortadadır. Amerika’nın ve TC’nin bu operasyondan en
ileri beklentisi KCK güçlerinin askeri temelde az çok yıpranmasından
daha ileri olamaz.

Neticede bu hamlenin sonunda İran’ın elinde, Kürt halkının ve özellikle
KÖH’nin İran sömürgeciliğine karşı yükselen öfke ve nefretinden başka
bir şey kalmayacaktır.

Öyle ki, İran’ın Barzani’yi “ihanet”le suçlamasına, “devlet heyeti”nin
bir yerlerinde bulunduğu açık olan Çandar’ın Kürt sorununda bütün
çözümleri KÖH’ni “İran-Suriye” ekseninin dışında mevzilendirmeye
çalışmasına bakılarak İran’ın Barzani ve AKP maşaları üzerinden tıpkı
Saddam’ın Kuveyt seferine çıkarılması gibi bir provokasyona getirildiği
bile düşünülebilir.

Biz anın örtük gerçeklerini zamanın ışığına ısmarlayalım ama gene de
günün aydınlığında kolayca görülmektedir ki, İran hamlesinin İran adına
olumsuzluğu şimdiden İran’ın, zaten gerilimli olan iç siyasetinde
kendine yer bulacak derecede somuttur.

İran, bütün bu bölgesel ve konjonktürel hassasiyetleri son derece
yerinde ölçerek tavır geliştiren KCK’nin henüz karşı savaş ilanına
geçmemesini iyi değerlendirmek ve KÖH’yle dostluğunu Kürt halkının
demokratik haklarının kurumlaştırılması temelinde geliştirmek
zorundadır.

İran saldırısının bugünden görünen yüzü buyken Türkiye devrimi bu
gelişmelerden kendini doğrudan ilgilendiren dersler çıkarmada eksikli
davranmamak zorundadır.

Bu konuda yıllar öncesinden beri yaptığımız belirlemeleri mevcut olayların diliyle bir kez daha yineleyelim;

Kürt meselesi bir dünya meselesidir ve bu mesele zeminindeki her gelişme Türkiye devrimini doğrudan ilgilendiren bir süreçtir.

Kürt halkının Demokratik Özerklik hamlesi, AKP sömürgeciliğinde bir kez
daha geleneksel TC’nin inkar ve imha politikalarıyla karşılanıyor. Irkçı
saldırıların ve linç girişimlerinin metropol merkezleri de içine alacak
kadar yaygınlaşması göstermektedir ki, Kürt halkının özgürleşme
sürecinin daraltılmasına yönelik her ırkçı-sömürgeci girişim, Türkiye
metropollerindeki demokratik liberal bütün toplumsal ve siyasal
düzeyleri savuran gerici bir fırtınaya dönüşmektedir.

Bugünün Türkiyesinde en ortalama bir liberal demokrasinin varlığı Kürt
halkının özgürlükçü eyleminin güvencesine, Kürt özgürlükçülüğünün açtığı
nefeslenme ve güçlenme alanlarına muhtaçtır.

Türkiye’nin devrimcileri, Türkiyeli bir özgürlük, demokrasi ve sosyalizm
mücadelesini yükseltebilmenin konjonktürel karşılığının, KÖH’nin
bölgesel varlığını ve varoluş gerekçelerini güvenceleyen koşut bir
politik pratikte olduğunu görmek zorundadır. Kürt halkının gerillasıyla
birlikte yükselttiği Devrimci Halk Savaşı’na Türkiye devriminin Devrimci
Savaş’ıyla karşılık olmak zorundadır.

Türkiye’nin devrimcileri, kendilerini oportunizmin ve statüko
solculuğunun etkisinden sıyırarak kendi tarihiyle buluşup yeniden
dirilişini yaşamak zorundadır.

Bunun somutu, salt salonlarda toplantı, basın açıklaması ve bildirilerle
sürdürülen ricacı, dilekçi, temennici tutumlarla yetinmemek, ötesine
yönelmektir.

Kıvılcımlı’nın 70 yıl önce “Kürtler doğu’da dağa çıkıyor biz batıda
bildiri dağıtıyoruz” şeklinde yaptığı özeleştiri, 70 yıllık mücadele
tarihi sonrasında ancak salon ve statüko solcuları için, devrim ve
mücadele kaçkınları için geçerli olabilir, bugünün devrimcileri için
geçerli olamaz.

Bugünün Türkiyeli devrimcisi, özellikle Kürt devrimi ekseninde gelişen
süreçlere sadece enterasyonalizmin bir gereği olarak değil, doğrudan
Türkiye devriminin bir gereği olduğu bilinciyle yaklaşmayı bilendir.

Bugünün Türkiyeli devrimcisi, bu bilincin gereği olarak Kürt devrimiyle
bütün mevzilenmeler itibariyle siper yoldaşlığına yönelmeyi bilendir.’’


Kaynak:KızılDayanışma.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: