Güncel Gerçek

Anti-İslamcılıktan Irkçılığa



Birkaç gün önce Norveç’te yaklaşık yüz insanın hayatına mal olan
saldırı, gerçekten de Avrupa basınının vurgu yaptığı kadar
beklenmeyen-şaşırtıcı bir olay mıdır?
 
Norveç’te iktidardaki İşçi
Partisi’nin göçmen politikasını, fazla insancıl(?) bulduğu için, bu
parti mensubu onlarca genci, gözünü kırpmadan, hunharca katletmek bir
sapığın işi mi? Ülkesini İslam ve Marksizm’e karşı savunduğunu iddia
edip, göçmen politikasını onaylamadığı için böyle bir katliamla  iktidar
partisini cezalandırdığını varsayan bir mantık nasıl doğdu?

 
Bu olay
ve benzerlerine kaynaklık eden faşist zihniyet, birdenbire mi ortaya
çıktı? Yıllardır göçmen kurumları ve sosyalist örgütlerin dikkat çekmeye
çalıştığı Avrupa’da yükselen ırkçılık gerçeği hangi sürecin ürünüdür?

 
Bu
soruların yanıtlarını irdelemeden bu olayı yorumlamaya kalkmak, bu tür
saldırıları ‘münferit’ olarak nitelemek, Avrupalı siyasetçiler için
pişkinlik, Avrupa medyası için de başını kuma gömmekle eş anlamlıdır.

 
Bu olayın işaret ettiği asıl ürkütücü tablo ise; ırkçı-faşist referanslı saldırıların maalesef bununla sınırlı kalmayacağıdır.

 
Hali
vakti yerinde hatta kendi adına firmaları olan, deyim yerindeyse ‘tuzu
kuru’ bir işvereni, böylesi bir vahşetin faili yapan bir sürecin nasıl
bağıra bağıra geldiğini hep beraber izledik.

 
Özellikle Avrupa’da ki
işçi ve göçmenlerin yakından takip ettiği faşist-ırkçı gelişmelerin,
sağcı siyasetçilerce nasıl el altından desteklendiklerini bilmeyen
kalmadı. 

 
11 Eylül bahane edilerek, yıllardır emekçilerin yanı sıra
Amerika ve Avrupa ülkelerindeki göçmenlerin kazanılmış haklarının, nasıl
tek tek geri alındığına şahit olduk. Üstelik gasp edilen ekonomik,
sosyal, demokratik hakların sorumluları olarak, hep göçmenler-yabancılar
hedef tahtasına oturtuldu.

 
Yine; 11 Eylül sebep gösterilerek,
Müslümanlık ‘terörizmin dini’ olarak lanse edildi. Toplumlar nezdinde,
Müslümanların ‘cihat’ çağrısı yaptıkları ve dini fetihlerle Avrupa’yı
ele geçirmeye çalıştıkları algısı yaratıldı. 

 
Avrupa ülkelerindeki
yabancı ve göçmenlerin uğradıkları ırkçı saldırılar, cinnet geçirenlerin
eseri tekil olaylar olarak sunuldu. Buna karşılık meydana gelen şiddet
olaylarında bir yabancının adının geçmesi dahi ‘İslami terör’
propagandasının malzemesi yapılarak, toplumda bir İslam fobisi
yaratıldı. 

 
Avrupa’da neredeyse her sarıklı-cüppeli şahısta bir
‘bomba intiharcısı’nı gören paranoyal mantık, bilinçli bir politikanın
olgunlaşmış meyvesinden başka bir şey değildir.

 
Böylelikle Avrupa’da
hakim kılınan anti-İslamcı zihniyet, Amerika ile birlikte Avrupa’nın,
petrol zengini Müslüman ülkelerini yavaş yavaş işgal etmelerine uygun
bir zemin hazırladı. Sözümona yaklaşan küresel çaptaki bir İslami terör
saldırısının önünü almak için Arap ülkeleri, Amerika tarafından talan
edildi.

 
Öyle bir İslam korkusu yaratıldı ki, Büyük Ortadoğu
Projesi’ni uygulamaya koyan batılı emperyalistlerin, “el-Kaide” avına(?)
çıktıkları Afganistan’da yıllardır ne yaptıkları, kendi ülke
vatandaşlarınca bile sorgulanmaz oldu.

 
Emperyalistlerin militarist
unsurlarla, Ortadoğu’da gerçekleştirdikleri katliamlar yetmedi. İnce
politikalarla bilinçlere yedirilen ‘yabancı düşmanlığı’ halkları
birbirine kırdırmanın aracı oldu.

 
Kendini bilmez serserilerin işi
olarak gösterilmeye çalışılan ırkçı saldırıların tek adresi,
kapitalist-emperyalistlerin doymak bilmeyen kar hırslarıdır.
Emperyalistlerin kar elde etme ve pazar uğruna çiğnemeyecekleri ceset
olmadığı gerçeği, pratikle de kanıtlanmış durumdadır.

 
Bugün ise batılı halkların insan olma adına yürütecekleri ciddi bir mücadele süreci, zorunluluk olarak kendini dayatıyor.

 
Avrupa
Birliği’nin önderliğini yapan ve göç almaya devam eden başta Almanya,
Fransa ve İngiltere gibi ülke halkları, Avrupa geneline yayılan ırkçı
zihniyetleri deşifre etmek durumundadır. Bu faşizan zihniyetle savaşmak,
gelecekteki olası felaketlerin önlenebilmesi açısından hayati bir önem
taşıyor.

 
Her gün yüzyüze baktığı komşusunun, sırf farklı bir inanca
sahip olduğu için potansiyel suçlu olarak hedef gösterilmesine göz
yummak, bu ırkçı saldırılara ortak olmak anlamını taşır.

 
İnançların,
kültürlerin, halkların, dolayısıyla farklı renklerin birbirine
düşürülmesinden medet uman bir politikanın, insanlığa zulüm ve
gözyaşından başka bir getirisi olamayacağı unutulmamalıdır!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: