Güncel Gerçek

Silvan’dan Önce ve 30 Ağustos’tan Sonra…


PJAK Gerillaları
İran Askerleri
Birtakım yazarlar, “tam iyi olacakken, Silvan oldu, Silvan olunca da
Başbakan’ın ‘iyi niyetinde de kırılma’ oldu, ‘kırılma’ olunca da Kürt
sorununda yeniden çatışmalı döneme girildi” diye yazdılar, söylediler,
konuştular…

İnandırıcı da oldular.

Milliyetçi önyargılardan kurtulamayan birtakım çevreler hiçbir soru
sormadan, Star, Sabah, Yeni Şafak, Zaman ve Taraf gazetesiyle, bunlara
paralel yayın yapan TV’lerin “her şey iyiye gidiyordu, Silvan oldu, her
şey kötüye gitti, bunun sorumlusu PKK’dir” propagandasına inandılar.

O halde, bu çevrelerin sormadığı soruları soralım:

Soru: Hükümetin yeni “sertlik” politikası Silvan yüzünden mi uygulamaya kondu?

Hükümet yanlısı yazarların bile itiraf ettiği, Türk-İran anti-PKK ittifak Silvan yüzünden mi kuruldu?

İran ordusu, Türk ordusunun askeri ve istihbari desteğinde, 14 Temmuz
günü gerçekleşen Silvan çatısması yüzünden mi hemen iki gün sonra, yani
16 Temmuz’da, 30 kilometrelik cephe boyunca harekete geçti?

İran’ın saldırısına paralel olarak, TSK, HPG güçlerini iki ateş arasına
almak amacıyla, İran sınırlarına Silvan’dan önce yaptığı muazzam askeri
yığınağı, Silvan yüzünden mi yaptı?

Hükümet tüm Kürt illerinde, ilçelerinde, köylerinde harekete geçirmek
üzere Özel Harekat Polis birliklerini Silvan nedeniyle mi oluşturdu?

Soru: Bir hükümetin “iyi niyetli” ve “açılımcı” siyaseti, Silvan
benzeri tek bir çatışma yüzünden yüzde yüz değişikliğe uğrar mı?
Hükümet, Kürt sorununda “iyi niyetli” ve “açılımcı” stratejisini, sırf
Kürtlere “iyilik” olsun, mağdur Kürtlere “lütuf” olsun, ağlayan Kürt
annelere “güzellik” olsun diye mi, yoksa, Kürt sorununda barışçı çözüm
yalnız Kürtlerin değil, Türk devletinin stratejik çıkarlarına uygun
olduğu için mi kabul eder?

Eğer biz, hükümetin “iyi niyetli”, “açılımcı” siyaseti “Türk devletinin
stratejik çıkarlarıyla ilgili değildir, “muhabbet olsun” diye
yürütülmüştür, o nedenle de tek bir çatışma sonunda iptal edilmiştir”
gibi bir kahve sohbeti yapmıyorsak, Silvan çatışması yüzünden devletin
stratejik çıkarı nedeniyle hazırlanan bir siyasi stratejinin iptal
edildiğini söyleyebilir miyiz? Bir devlet stratejik çıkarlarından 13
asker kaybetti diye vazgeçer mi? O devlet ki, stratejik çıkarları için
binlerce asker kaybını göze almışken, “Hükümet, devletin stratejik
çıkarları nedeniyle ‘iyi niyetli’, ‘açılımcı’ bir siyaset izledi, ama
Silvan yüzünden devlet stratejik çıkarlarından da, izlediği stratejik
çizgiden de vazgeçti” denebilir mi?

O halde söyleyin: Hükümetin İran devletiyle eşgüdümlü yürüttüğü yeni
çatışmacı çizgisi Silvan yüzünden mi ortaya çıktı; yoksa bu hükümet bu
çizgiyi Silvan çatışması öncesinde mi, karar altına aldı? Bu devletin
stratejisinde “imha ve inkar”ın esas olduğunu göstermiyor mu?

Ve bir soru daha: Bu hükümet mi “askeri vesayet” güçlerini “yere
serdi”, yoksa otuz yıllık savaş sonucunda başarısızlığa uğrayan, kendi
içinde yozlaşan, zayıflayan ve tasfiye olmamak için, Sovyetler
yıkıldıktan sonra artık hiçbir uluslararası koşulu kalmadığı halde, son
bir “umutla” “darbecilik” oyununa yeltenen ordu mu “pes” etti? Ordunun
“pes” etmesinde, onbinlerce insan kaybeden Kürt halkının direnişi mi
asıl rolü oynadı, yoksa şiir okudu diye birkaç aylığına hapse giren
Tayyip Erdoğan’ın “direnişi” mi asıl rolü oynadı?

Devam edelim: Paşalar, “izzet-i ikbal” ile olmasa da, “Bab-ı
siyasetten” çekildi. Bu durum, Kürt sorununda barışçı ve çözümden yana
bir siyaset acilen hayata geçirilmezse, hükümetin çatışmacı siyaseti
sürerse, “askeri vesayetten ‘ileri’ demokrasiye geçişe mi, yoksa askeri
vesayetten polis devletine geçişe mi” yol açar?

Kemalist 30 Ağustos bayramının Tayyibist 30 Ağustos bayramına dönüşmesi
mi demokratiktir, yoksa 14 Temmuz günü, 12 Eylül faşizmine karşı
direnişin yıldönümünde  DTK’nin “Demokratik Özerklik” ilan etmesi mi
demokratiktir?

Ve asıl, aynı zamanda tamamen güncel son soru: Kürt Özgürlük
Hareketi’ni yenik düşüremeyen, tasfiye edemeyen, tam tersine kendi bütün
ayrıcalıklarını yitiren, paşalarını bile zındanlardan “kurtaramayan”,
“pes eden”, o nedenle de “vatan kurtaran aslan” da olamayan Kemalist
subaylar mı şu anda Kürt sorununda barış ve çözümün önünde asıl
engeldir, yoksa -hâlâ barış ve çözüm olmadığına ve paşalar da havlu
attığına göre- asıl engel yargıyı, polisi, istihbaratı ve artık orduyu
da elinde tutan Tayyibistler midir? Ve sizler, kimden yanasınız?

“Peki ama, bu Silvan hükümet için iyi bir bahane olmadı mı?” derseniz,
biz size “bahane veren” mi suçlu, yoksa “bahane bulan mı?” sorusunu
sorarız. Siz önce suçluyu söyleyin, “bahane”yi sonra tartışırız. Önce
katilin katil olduğunu saptayalım, sonra cinayette “ağır tahrik” var mı,
yok mu tartışalım…

Özet: Bir kişinin demokrat olup olmadığı şu sorulara vereceği yanıttan
anlaşılır: Hükümetin “sertlik’ politikası” Silvan’dan sonra mı
kaçınılmaz oldu; ve paşaları zındana tıkan hükümet barıştan ve çözümden
yana da, onu paşalarını bile kurtaramayan ordu mu engelliyor? Durum
Silvan’dan önce neyse, 30 Ağustos’tan sonra da odur.

Veysi SARISÖZEN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: