Güncel Gerçek

AKP ile TSK’nın Hegemonya Salvoları



Bir ülkede, askeri bürokraside yaşanan istifaların, bu denli ciddi bir
sistem krizi olarak algılanması, o memlekette demokrasi olmadığının en
açık göstergesidir. En ufak demokratik hak taleplerine karşı şiddet
uygulamaktan imtina etmeyen bir iktidarın, ülkenin silahlı kuvvetlerinde
demokratik bir yapılanmaya gittiğini düşünmek yanıltıcı olur. Sivil
yaşamı, kendi partisinden başlayarak demokrasinin kurumsallaşması için
hiç bir çaba serf etmeyen AKP’nin orduyu ”demokratikleştirme” iddiası
Recep Tayyip Erdoğan’ın otokratik eğilimlerinin güçlendirilmesinde öte
bir anlam ifade etmiyor. Tebasının kendisini, ”kutsal” ilan etmesine göz
kırpan Başbakan’dan demokrasi beklemek ne kadar gerçekçi olabilir.

Bu
nedenle, hiçbir dönem kamuoyu baskısını bir ölçü olarak almayan TSK
kurmaylarının istifa gibi pasif bir yolu seçmelerinin altında yatan, iç
dengelerden ziyade dış dayatmaların bir sonucu. NATO’nun en büyük
silahlı güçlerinden biri olan TSK’da bu düzeyde bir tasfiyenin
yaşanması, Kuzey Avrupa Paktı’nın da bu durumdan bir rahatsızlık
duymadığı biçiminde yorumlanabilir.

Geçmişte, siyasal iktidar ve
silahlı kuvvetler aynı rejim çatısı altında uzlaşabiliyorlardı. Siyasi
erk ile TSK arasında farklılaşmalar olsa da, kol kırılıp yen içinde
kalıyor, taraflar sistemin dışına çıkmıyordu. Ancak bugün iktidar
partisi ile silahlı kuvvetler aynı ”rejim” konusunda hem fikir değiller.
Bu nedenle genelkurmay başkanının ve kuvvet komutanların istifası ile
”restleşme” gibi uç dışa vurumlarla karşılaşıyoruz.

Türk
basınında yer alan, ”AKP’nin demokratikleşme kaygısıyla darbeye
teşebbüsle suçlanan generallerin ve diğer subayların hemen ordudan
ihracı ve balyoz sanığı 14 generalin de emekliye sevkini istiyordu,
Genelkurmay’ın ise ya beraat ederlerse diye buna karşı çıkıyordu.
Hükümet diretti, asker de tepki verdi” yorumları gerçeği perdelemekten
başka bir anlam içermiyor.

Geçen yıl YAŞ’ta halının altına
süpürülen iktidar kavgası bugün yaşanan istifaların zeminin oluşturdu.
Burada temel meselenin demokrasi olmadığı açık. Yeni rejim tarifinde
üzerinde anlaşmaya varılmayan tek başlık demokrasi gibi görünüyor.
Kavganın temelinde yatan, yeni demokratik bir rejim değil, ”yeni
rejimin” güçler dengesidir. Hegemonyanın el değiştirme kavgasıdır.
Kürdistan’daki savaşta başarılı olamayan ordu kademesinin tasfiye
edilmesidir.

Demokratikleşmenin kurumsallaştırılması yerine, erke
dayalı, ”demokrasi” kavgası AKP ile TSK’nın kurmay heyetini karşı
karşıya getirdi. Uzun süredir derin bir sistem krizi içinde olan Ankara,
”yeniden yapılanmayı” başaramıyor. Kamuoyu demokratikleşmenin
tamamlanmasını beklerken, AKP ile TSK’nın, iktidarın üleşilmesi üzerinde
anlaşmaya varamamaları Genelkurmay karargahında istifalara neden oldu.
Genelkurmay başkanı düzeyinde dışa vurulan tepkinin TSK’nin en alt
kademelerine kadar sirayet eden bir tepkinin göstergesi olduğu açık. Bu
nedenle, önümüzdeki günlerde TSK’dan farklı kademelerde tepkilerin
gelmesi de muhtemeldir. Kendini devletin sahibi aslisi olarak gören
ordunun demokrasiye olan ”bağlılığı” malumumuzdur.

Tüm siyasi
teamüller hiçe sayılarak, seçilen milletvekillerinin vekilliklerinin
gasp edilmesi, cumhuriyetin kurucu partisi olma sıfatının yanı sıra
siyasal tarihinde eylem geleneği olmayan CHP’nin yemin etmeyerek meclisi
protestosu, sitem krizinin bir başka uç verişiydi.

TSK’nın,
”vesayetini demokratik teamüllerle normalize edeceğiz” derken, kendi
sivil hegemonyasını kuran AKP’nin, 12 Haziran seçimlerinde yüzde 50 oyla
elde ettiği ”gücü” demokrasinin önüne geçiyor.

Ordunun sivil
siyasetin emrinde ve denetiminde olması gelişmiş demokrasilerin olmazsa
olmaz gereklerinden biridir. Silahlı gücün, demokratik teamüllerin
gereği savunma bakanlığına bağlanması da bunun idari gereğidir. Ancak,
silahlı kuvvetler demokratik mecrasına çekilirken, demokrasi yerine
sivil oylarla pekiştirilen bir otokrasinin denetimine giren silahlı
kuvvetlerin muhalif güçler açısından eskisinden daha tehlikeli bir
pozisyon alması kaçınılmazdır. Askerin, antidemokratik uygulamalarının
yüzde elli oyla kendisini kuşatmış, megolomanisi iyiden iyiye bilenmiş
bir otokratın perdelemesi ile her zamankinden daha tehlikeli süreçlerin
yaşanmasına zemin hazırlayacaktır.

Sekiz yıllık iktidarı boyunca
Gülen Cemaati’nin de desteği ile polis gücünü kamu güvenliğinden ziyade,
ikinci silahlı güç olarak yedekleyen AKP’nin, TSK üzerindeki operasyonu
da bu bağlamda ele alınmalı. AKP poliste olduğu gibi TSK’da da Gülen
Cemaati’nin desteği ile giriştiği operasyon, demokrasinin
kurumsallaşması bir yana, mevcut engelli demokrasinin de infazı
tehlikesini doğurur.

Cumhurbaşkanlığı ya da yarı başkanlık
sistemi ile Çankaya Köşkü’ne çıkma süreci daralan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, demokrasinin kurumsallaşması yerine kendi iktidarını
pekiştirecek bir modeli dayatıyor.

Halen 43 amiral ve generali
darbe hazırlığı içinde olma iddiası ile tutuklu bulunan bir ordunun üst
kademesinde yapılacak görev değişikliği ile demokratikleşmesini beklemek
saf dillilik olur. Burada amaç demokrasiden çok silahlı kuvvetlerin
iktidar partisinin denetimine geçmesidir ki bu tüm muhalif güçler
açısından endişe vericidir.


Mehdi Atay

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: