Güncel Gerçek

Brüksel Yolculuğu ve Heci Ehmedi’nin Anlattıkları


Dr. Fahrettin Adsay’la, hafta sonu, NATO ve Avrupa Birliği merkezi,
Belçika Krallığının başkenti Brüksel’e tren yolculuğu yaptık. Tren dolu,
herkes toplumsal terbiye gereği yanındakiyle fısıltılı konuşup,
elindeki kitaba, gazete ya da dergiye döndüğü için bulunduğumuz vagon,
kimse yok sessizliğindeydi.

Köln-Brüksel hattında, vagona yerleşen
Türklerin elinde kitap, gazete ya da dergi görülmedi. Yüksek oktavlı
„sohbetlerini” herkes dinledi. Anlayanlar, kişisel ve ailevi bütün
sırlarını öğrendi. 
Hemen yanımızdaki koltukta, esmer, kalın enseli
bir Türk oturuyordu. Annesini gömmüş, mezarlıktan yeni dönmüş gibi asık
yüzlüydü. Telefonu sıkça çalıyor, ya da kendisi arıyordu, birilerini.
Davudi sesinden yayılan, „ayağına gitme, o pezevengin. İki bin Euroyu
getirsin”, „sonrasını kendisi düşünsün”, „o dümbüke söyle, ben adamı
pişman ederim” cümlelerini, en uzaktakiler duydular. 
Dr. Fahrettin Adsay, „bu da vatansever Türk Mafya şefi olmalı” dedi.
Bilet
konrollerinde, TC’de alışık olduğumuz, „biletimi kaybettim abicim,
elini ver öpim. Bu defa affet” diyeni duymadık, görmedik.
Kontrolsüz
sınırlar geçip, üç bölgeli Federal Beçkika Krallığına girdik. Ülkede üç
ayrı resmi dil var. Felemenkler Flenemçe, Valonlar Fransızca ve Almanlar
da Almanca.

TC’deki gibi kimse, telefonla farklı dille konuşanın
linç etmeye kalkışmıyor. Öte yandan, Felemenklerle Valonlar, ayrı birer
devlet olma mücadelesinde. Ama Kraliyet ordusu TC’de alışık şekliyle,
bir yerleri yerden ve havadan bombalamıyor. Mevzilerde, kum torbaları
gerisinde parmakları tetikte adamlar, sağa, sola ateş eden polis ve
asker de yoktu.

Tuhaf bir medeniyetti, bu. NATO ortağı TC’den de
esinlenmemişlerdi. Mesela, onca ayrılık çabasına rağmen,  köyler
yakmıyor, ortalığı kan, revan bırakmıyor, sivil giydirilmiş adamlar,
„ben galeyana geldim abi” naralarıyla talana çıkıp, insan
gırtlaklamıyor, hapishaneler leba leb doldurulmuyordu.

Trenden inince
bir taksiye binip, Kürdistan Ulusal Kongre (KNK) binasına gittik.
Kürdistan devriminin sürgündeki üç Kürt lideri KONGRA-GEL Başkanı Remzi
Kartal, PJAK lideri Heci Ehmedi ve KNK’nin bir dönem önceki Başkanı
Zübeyr Aydar’la randevumuz vardı.

Taksi şoförü esmer biriydi. „Türk”
zannettik. Değilmiş. İstanbul’daki gibi „abicim ben karşı tarafta
taksiciyim, buraları bilmiyorum” kurnazlığıyla bizi soymaya kalkışmadı.
Bizi, kestirmeden şehrin merkezindeki, tarihi KNK binasına götürdü. 

TC’nin
„ileri demokrasi” ile İran’ın „İslam cumhuriyeti”nin terörüne karşı
polis koruması altında olan Kürt liderler, Kartal, Ehmedi ve Aydar’la
sohbet maratonumuz bazen hüzün bulutlanmaları, bazen kahkaha
patlamalarıyla akşam yemeğinde de devam ederek, gece saat 02.00’ye kadar
sürdü.

Konuşulan konular arasında, bir bilinmeyen yoktu. Fakat
Amerika, İran’la resmen ilan edilmemiş savaş halinde, bir yandan İran’ın
Kandil Dağlarına taarruzuna derin sessizliğiyle, „gayri resmi müttefik”
portresi çiziyordu. Heci Ehmedi’ye „neler oluyor?” diye sordum. Bir
zamanlar dağlarda İran ordusuyla savaşmış, yıllardır sürgünde yaşayan,
saçları, kaşları apak gerilla lideri, „şaşılacak bir şey yok, yeni
konsept meselesi” diye gülümsedi.

 „Konsept” hem kimin eli, kimin
cebinde belli değil nitelikte karışık, hem de Ortadoğu kurnazlığı
çemberinde zelal, açıktı. TC, dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtler
güneş yüzü görüp, gülmemesin hastalığından mustaripti. Onun için, „senin
düşmanına düşmanım” diyen Amerika, sonra „gel beraber ortak düşmanımızı
ezelim” söylemli İran tarafından kandırılıp, oradan buraya
sürüklenerek, çıkar oyunlarında kullanılıyor, zeka çapı dar olan
kimileri de, „biz dünya devleti, bölgesel güç olduk” diye seviniyordu.
Bu sevinç yettiği için kimse, ne kaybettiğinin farkında değildi, o
zekayla…
Misal, Amerika „sen bana, ben de Kürtler konusunda sana”
diyerek, TC’yi Libya bataklığına sürmüş, onbinlerce kişinin ekmeğini
berbat etmişti. Amerika ardından, Suriye’ye el atınca, „gel beraber
oradaki Kürdistan’ı darmadağın edelim” çağrısıyla, düne kadar ortak
Bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar içli dışlı olduğu Suriye’ye,
bir sabah aniden düşman kesilmiş, oradaki ekmeğinden de olmuştu.
Heci Ehmedi anlatıyordu:

„TC,
Amerika’nın bölgedeki muhafız gücü, ama Kürt korkusu uykularını
kaçırdığı için şakın. İran, Suriye’den sonra sıranın kendisine
geleceğini biliyor. Onun için, TC’yi Amerika’nın kucağından alıp, yanına
çekmek için, „İran rejim yıkılırsa burada da Kürdistan kurulur, gelin
beraber Kürtleri ezelim” diyor. TC, bunun üzerine „bak İran düşmanımla
savaşıyor” deyince Amerika sessiz kalıyor. Aynı Amerika, sadece TC’nin
ağzına şirinlik vermiş görünmek için, İran’la savaş halinde olan PJAK’ı
da kara listeye almıştı.“

Konsept, buydu. Her biri kendini akıllı
sanıp, karşı tarafı kandırıyor, günü kurtarıyordu. Amerika, sadece TC’ye
şirinlik olsun diye, banka hesabı nedir bilmeyen Kürt liderlerinde
Amerika’daki „qeşomaşo” mal varlığına da el koyma kararı almıştı.

Heci Ehmedi devam ediyordu:
„İran,
TC eliyle Amerika’yı suskun tutup, Kandil Dağları üzerinden Federal
Kürdistanı istila ve ele geçirmek istiyor. TC, pay verileceği hesabıyla
yardım ediyor. Federal Kürdistan yönetimi de, oyunun farkında. Ama
gerilla direnişini kırmaları, dünyanın bir imkansızıdır.”
AHMET KAHRAMAN
akahraman61@hotmail.com
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: