Güncel Gerçek

Demokratik Özerklik ve Kararlılık


Demokratik Toplum Kongresi’nin ilan ettiği Demokratik Özerklik geçen
haftanın tartışma gündemini belirledi. Kürtler ve demokratik güçler
tarafından coşkuyla sahiplenilip kutlamalarla karşılanırken, milliyetçi
ve dinci çevrelerce de halka karşı saldırı gerekçesi yapıldı. Siyasal
etkisi o kadar güçlü oldu ki, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan cevap
vermek zorunda kaldı. Önce “Herkesin Demokratik Özerklik’i zaten var”
diyerek etkisini azaltmaya çalışan Tayyip Erdoğan, bunun sonuç
vermediğini görünce bu kez “Bunları yazmayın” diyerek basını uyarmayı
gerekli gördü.

Şimdi Tayyip Erdoğan’ın bu yarı uyarı yarı talimatının
etkili olduğu görülüyor. Medya artık Demokratik Özerklik veya artan
çatışmalar yerine “Futbolda şike olayını” tartışıyor. Bu “şike olayının”
siyasal gündemi saptırmak için bu dönemde ortaya atıldığı ve haddinden
fazla abartıldığı anlaşılıyor. Bir de Kürtlere yönelik “linç
uygulamaları” medya organlarında sınırlı bir biçimde yer alıyor. 

Demokratik
Özerklik hamlesini boşa çıkartabilmek için AKP’nin iki alanda karşı
saldırıyı yoğunlaştırdığı gözleniyor. Bir tanesi Kürtlere yönelik “linç
girişimleri”dir. Bizzat sivil polis öncülüklü ve devlet destekli olan bu
saldırıların gittikçe yaygınlaştırılmaya çalışıldığı görülüyor.
Faşist-milliyetçi çevreler tahrik edilerek halka saldırtılmaya
çalışılıyor. AKP’nin teşvik ettiği bu saldırılar içinde AKP deyimiyle
“Ergenekoncular” da yer alıyor. Kürtler ve demokratik güçler karşısında
AKP ile Ergenekoncuların kol kola olduğu gözleniyor. Kürtlere karşı
saldırı her türlü milliyetçiliği (AKP, CHP, MHP) bir araya getirerek
Türkiye’de ki sistem ve rejim gerçeğini gözler önüne seriyor. 

AKP’nin
ikinci saldırısı propaganda alanındadır ve malum “PKK’nin bölündüğü”
genel kavramı üzerine kurguludur. Doğrusunu söylemek gerekirse,
Ergenekoncu basından devraldığı bu görevi dinci basın çok daha ustaca
yapmaktadır. AKP’nin üfleyince öten kalemşörlerinin bu işi çok daha
“başarılı” yaptıkları gözlenmektedir. Öyleki her gün PKK’nin bilmem kaç
parçaya bölündüğünden ve ne kadarının teslim olduğundan tutalım da kaç
kanada sahip olduğuna kadar bir sürü yalan ve demogoji üretilmektedir.
Çoğunlukla biri diğerini tekzip eden bu demogoji furyası izleyen herkese
“Pes doğrusu” dedirtecek düzeye ulaşmış durumdadır.

 İşte Demokratik
Özerklik ilanını hayata geçirirken öncelikle bu karşı saldırı gerçeğini
ve bununla amaçlananı iyi görmek gerekir. AKP, gerillaya ve demokratik
siyasete yönelik operasyonlarla engelleyemediği Demokratik Özerklik
hamlesini, halka saldırarak ve “parçalandıkları” yalanları uydurarak
zayıf düşürmek istemektedir. Bu amacı ve bu temelde yapılanları iyi
görerek Demokratik Özerklik’i inşa görevlerini sahiplenmek önem
taşımaktadır.
Diğer yandan, varsa yeterince anlaşılmayan veya kaygı
yaratan hususlar, bunları da kararlı bir tutumla aşmak gereklidir.
Demokratik Özerklik ilanı yeni bir inşa sürecinin başlangıcıdır. Her
birey, örgüt ve toplumsal kesim önüne çok büyük ve tarihi öneme sahip
görevler koymaktadır. Dahası, her yeni adım doğası gereği ciddi
belirsizlikler ve bilinmezler içerir. Bundan dolayı birey ve toplumda
ürküntü ve ihtiyata yol açar. Hem bu belirsizlikler içinde yürümek ve
hem de tarihi önemdeki büyük görevleri omuzlamak öyle kolay değildir.
Burada öncülüğün rolü kadar kararlı davranış, bu tür durumların
aşılmasında önemli rol oynar. Dolayısıyla kararlı olmak gerekir.
Demokratik Özerklik ilanı karşısında Kürtlerde ve demokratik çevrelerde
buna benzer bir durumun yaşandığı gözlenmektedir. AKP basınının
abartarak “parçalandılar” dediği de herhalde bu olmaktadır. Halbuki
Demokratik Özerklik ilanı gibi çok yeni ve tarihi bir adım karşısında
başlangıçta bunların yaşanması doğaldır. Herkes böyle bir adımı aynı
düzeyde algılayamaz, herkes aynı güçle katılamaz. Zamanla anladıkça
toplumun katılımı ve sahiplenmesi gelişir.

Kürtlerde ve demokratik
çevrelerde Demokratik Özerklik’i anlama ve benimseme yönünde hiçbir
kaygı, tereddüt, ayrılık ve zayıflığın yaşanmadığı netçe görülmektedir.
Demokratik Özerklik tanımı ve içeriği konusunda tam bir birlik ve ortak
görüş vardır. Adeta bu konuda herkes yarışmaktadır. Bunu 12 Haziran
seçim sürecindeki açıklamalar netçe göstermiştir. Demokratik Özerklik
DTK’da oybirliği ile benimsenmiş, kabul edilmiştir. AKP basını ne derse
desin, Kürtler ve demokratik güçler içinde bu yönlü en küçük bir çatlak
ve ayrılık bulman mümkün değildir.

Demokratik Özerklik’in ilanı
sürecinde kısmi bir görüş farklılığının zamanlama üzerinde çıktığı
gözlenmiştir. Bazı kişi veya kesimler zamanlamaya itiraz etmişler ve
erken bulmuşlardır. Giderek bu durumun da aşıldığı, ilan edilen
Demokratik Özerklik’i inşa görevinin birlik halinde sahiplenildiği
ortadadır.

Zamanlama konusundaki farklılıkların da daha çok ihtiyat
payı bırakma ve sorumlu davranmaya çalışmaktan kaynaklandığı açıktır. Bu
nedenle AKP basınının umut ve yaygaraları boştur. Kürtleri ve
demokratik güçleri bölüp parçalamak artık çok zordur.

Zamanlama
konusunda ele alırsak, Demokratik Özerklik’in tam zamanında ve yerinde
ilan edildiğini söylemek mümkündür. Bunu her şeyden önce AKP üzerindeki
etkisine ve Tayyip Erdoğan’ın tepkisine bakarak ifade edebiliriz.
Şimdiye kadar daha çok 14 Temmuz direniş gününde ilan edilmiş olması
yönü üzerinde duruldu ve buraya vurgu yapıldı. Bu nedenle sanki sadece
direniş gününü canlandırmak için yapılmış gibi bir izlenim oluştu.
Elbette bu yaklaşım yetersizdir. Demokratik Özerklik ilanının Temmuz
ortasında yapılmasının çok farklı siyasal anlamları vardır.

Çok
açıkki, Demokratik Özerklik ilanı çok güçlü bir siyasal hamle olmuştur.
AKP’nin “siyasal irade kırma” saldırısına karşı Kürtlerin ve demokratik
güçlerin siyasi hamlesi olarak AKP plan ve politikalarını boşa
çıkartmıştır. Siyasi inisiyatifin demokratik güçlerin eline geçmesini
sağlamıştır. Eğer AKP bu kadar tepki göstermişse, içte önemli bir nedeni
budur.

Daha önemlisi, Demokratik Özerklik ilanı AKP’nin yalancı
pehlivanlara benzeyen yeni anayasa yapma tutumuna yönelik de çok önemli
bir müdahale olmuştur. Hazırlanacak olan bir anayasanın demokratik
ölçülerini ortaya koymuş ve böylece AKP siyasetini kuşatmıştır. Bundan
sonrası için artık şu iki gerçek netleşmiştir: Ancak Demokratik
Özerklik’i içeren bir anayasa gerçek anlamda demokratik bir anayasa
olabilir. Kürtler ve demokratik güçler ancak Demokratik Özerklik
temelinde hazırlanacak bir anayasaya evet oyu ve onayı verebilir. Açığa
çıkan gerçeklik budur. Bu iki husus da yeni anayasanın hazırlanması
süreci üzerinde çok önemli etkide bulunmuştur.

Görülüyorki Demokratik
Özerklik’in ilanı tam zamanında olmuş ve daha şimdiden çok önemli
siyasal sonuçlara yol açmıştır. Bu siyasal etki bundan sonra da devam
edecektir. Dolayısıyla hiçbir kuşkuya yer vermeden bu ilanı kararlılıkla
sahiplenmek ve inşa görevlerini üslenmek gerekir. Çünkü bundan daha
isabetli bir zamanlama zor bulunurdu. Her şey zamanında yapılmış ve
hedeflenen sonuca ulaşılmıştır.

Bu gerçekleri görerek Demokratik
Özerklik ilanını kararlılıkla sahiplenmek gerekiyor. Bu, sadece AKP’nin
propagandasına fırsat vermemek için değil, doğru olduğu için böyledir.
Bir de Demokratik Özerklik’i inşada başarılı olmak tam bir birliği ve en
yüksek kararlılığı gerektirir. İşin daha önemli yanı da burasıdır.
Şimdi bu süreç başlamış ve herkes tarihi görevleri başarmakla yüzyüze
gelmiştir. O halde daha yüksek bir kararlılık ve birlik halinde inşa
görevlerinin üzerine yürümek şarttır.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: